Anlıyorum Ama Konuşamıyorum

Türkiye’de yabancı dil öğrenmeye çalışan ya da okulda zorunlu eğitim olarak almış birçok kişinin dilinden düşmeyen bir cümle. İçinde çok şey anlatan bir ifade aslında. Yabancı dil eğitimini özetler nitelikte.

Peki neden böyle?

Eğitim sisteminde yabancı dil ile ilgili öğretim metodlarındaki yanlışlıklar listeye ilk sıradan giriyor. Kitap amaç olarak görüldüğü müddetçe müfredatta bir derste işlenecek sayfa sayısı, sınava kadar çalışılması gereken ünite sayısı gibi verilen rakamsal ifadeler daha önemli hale geliyor. Öğretmenin üzerindeki baskı, velilerin ve öğrencilerin sınav notu kaygısı da eklenince yabancı dil öğrenimindeki doğal süreç yapay bir hale geliyor. Nasıl bir bebek kendi dilini öğrenme sürecinde rakamlara bağlı bir müfredata tabi tutulmuyorsa yabancı dil öğreniminde de kişi aynı esnek süreçten geçmelidir.

Bir dili öğrenme süreci dinlemeyle başlar. Aslında önce duyduklarımızı tekrarlarız. Dinlemenin hemen ardından ve sonrasında eş zamanlı olarak konuşma başlar. Yazı ve okuma daha sonra gelir. Çünkü önce belli bir birikime ihtiyaç duyarız. Üretebilmek için önce birikim yapmak şart. Fakat şu an okullardaki yabancı dil derslerinde dinleme ve konuşmaya çok az zaman ayrılıyor. Bunun altında yatan birçok etken var tabi. Örneğin çok kalabalık bir sınıfta dinleme ya da konuşma aktivitelerini yapmak bir öğretmen için oldukça zorlu bir aktivite. Bazen kitapların dışına çıkmak ya da ek aktiviteler kullanmak gerekiyor. Burada iş öğretmene düşüyor. Sürekli kendini geliştiren, araştıran bir öğretmen için bu durum sıkıntı yaratmaz. Geniş kaynağa sahip öğretmen derse uygun bir aktiviteyi kolayca bulup, dersin içine katabilir.

Yabancı dil öğrenimi sadece okullarla da sınırlı kalmamalı. Hayatınızın içinde hep olmalıdır. Evde ek olarak yapılacak çalışmalar bu sürecin hem sağlıklı hem de hızlı ilerlemesini sağlar. Ancak disipline olma konusunda sıkıntıları olan bir toplum olmamız bireysel çalışma yapma konusunda da oldukça başarısız olmamıza neden oluyor. O yüzden imkanı olan kişiler hemen o dilin konuşulduğu ülkeye gidip öğrenme çabası içine giriyorlar. Çünkü mecburiyet var. Kursta ya da okulda olmasa bile günlük hayatta mecbur konuşmak gerekiyor. İnsan dahil olduğu konuyu daha çabuk öğrenir. Konuşmaya başlayan en azından bunun için kendini zorlayan kişi dil öğrenimde de çok hızlı ilerler ve kaçınılmaz olarak başarılı bir sonuç elde eder. Tabi yurtdışında kendi milletinizden kişilerle bir yurtta kalmak ya da ev paylaşmak ilerleme sürecinin önüne set çekecektir. Bazen güvenli alandan çıkıp kendimizi biraz rahatsız etmek gerekiyor. Çünkü cesaret başarıya giden yolda en iyi arkadaştır.

Mükemmeliyetçi bir yaklaşım da dil öğrenimini olumsuz etkilemektedir. Hata yapmaktan korkma, başkalarının yanında rezil olma hissi, kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslaması asıl amaçtan başka noktalara çektiği için dil öğrenimi de doğal olarak sağlıklı olmuyor. Başkaları ne der düşüncesinden kurtulmak ve daha iyi nasıl öğrenebilirim düşüncesine enerji harcamak gerekir. Boşa harcanan enerji sizi sadece yorar ve böylelikle dil öğrenimi sürecinde sadece izleyici konumunda olursunuz. Ve kaçınılmaz son gelir: ilgili dili anlarsınız ama konuşamazsınız. Sadece izlersiniz.

Rahat alanınızdan çıkıp, cesaretinizi de yanınıza alıp yola koyulun. Başkalarının ne yaptığı sadece tecrübe edinmek, örnek almak ve neyi yapmama noktasında konunuz olsun.

Sağlıkla kalın.

Gülcay KARAKOYUN

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.