Bilgiyi Değerlendirme

İnternet sayesinde artık bilgiye ulaşmak çok kolay. Arama motoruna girdiğimiz anahtar kelimelerle karşımıza sayısız bilgi çıkıyor. Kağıt baskılı yayınlar artık tek seçeneğimiz değil. Bunun iyi bir şey olduğu doğru. Ama bir de madalyonun öteki yüzü var. Bilgiye ulaşmak kolay, ama doğru bilgiye ulaşmak, ulaşılan bilginin doğru olduğundan emin olmak çok da kolay değil.

Aşı karşıtı kampanyalar, GDO’lu ürünler, nükleer santraller ya da aklımıza gelebilecek her türlü tartışmalı konuda birçok bilgi karşımıza çıkıyor. Bunların kimi bu konularda taraftar, kimi karşıt görüş öne sürüyor. Aynı şeyi gündemdeki toplumsal olaylar için de düşünebiliriz. Bu tür olayların medyaya ve sosyal medyaya yansıyış şekli bazen çok kışkırtıcı bir niteliğe bürünebiliyor. Bu tür durumlarda insanlar galeyana gelip yanlış ve tahrik edici bilgileri yaymaya devam ediyorlar. İşte bu tür konu ve olaylarla ilgili bilgilerde insanların doğru yargıya varması, konuyla ilgili farklı kaynakları okumasını ve bu kaynaklarda sunulan bilgiler ile kanıtlar arasındaki ilişkileri doğru bir şekilde kurup alternatif görüşlerle birlikte değerlendirebilmesini gerektirmektedir.

Bu tür bir eleştirel değerlendirme becerisini küçük yaştan itibaren çocuklara kazandırmak gerekir. Bunun bir yolu, çocuklara bir bilgiyi (mümkünse tartışmalı bir konuda) farklı kaynaklardan okutup bunlarda öne sürülen kanıtları akranlarıyla tartıştırmaktır. Tüm güncel kaynaklar ve eğitim programları öğretmenin geleneksel otorite rolünün değişmesi gerektiğini, daha çok bir rehber konumunda olup öğrencilerin öğrenme sürecine aktif katılımıyla bilgiye kendilerinin ulaşmasını sağlamasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Fakat bu öneriler hala uygulamaya pek aktarılabilmiş görünmüyor. Lise ve üniversite yerleştirme sınavlarının ağırlıklı olarak bilgi, kavrama ve uygulama sorularından oluşması ve tüm eğitim sisteminin bu sınavlara odaklı olması nedeniyle bu geleneksel, konu ve kavram öğretimine odaklı, ezberci öğretim hala devam etmektedir.

Günümüz dünyasında sadece konu ve kavramların öğretilmesi, iyi bir eğitim için yeterli değildir. Öğrencilere temel kavramların verilmesi elbette önemli. Ama eğitim-öğretimin tamamen bunun üzerine kurulması, öğrencilerin yukarıda örnek verdiğim tartışmalı konularda karar verme süreçleri üzerinde yeterli olamamaktadır. PISA’da istediğimiz başarıyı elde edememizin sebebi sıkça bu ezberci eğitim sistemi olarak gösterilmektedir.

PISA’daki başarımızın yeterli olmamasının bir sebebi de öğrencilerimizin okuduğunu anlama becerilerinin yeterince gelişmiş olmamasıdır. Günümüzün gençleri kişisel ve sosyal iletişimlerini anlık ve kısa mesajlaşmalar yoluyla gerçekleştirmeye alışmış bir nesil. Bu nesilde hiç e-posta göndermesini bilmeyenler de var. Ama teknolojik aletleri kendilerinden önceki nesillerden çok daha etkin ve başarılı bir şekilde kullandıklarını da unutmayalım. Bu nesle alışılagelmiş eğitim-öğretim yöntemlerini uygulamak iyi sonuç vermeyecektir. Biz eğitimciler farklı yöntemler ve yaklaşımlar düşünmek ve araştırmak zorundayız.

Öğrencilerin bilgiyi eleştirel bir şekilde değerlendirip doğru karar verebilmesi için öncelikle okuduğunu anlama, sunulan bilgilerdeki kanıtlar ve alternatif kanıtları öne sürülen iddialarla ilişkilendirebilme ve bunları akranlarıyla tartışma becerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun için de öğrencilere bu tür eğitim ortamları sunulmalıdır. Peki bu nasıl olabilir? Benim bu konuda birkaç önerim olacak:

  1. Sadece Türkçe derslerinde değil, Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler ve diğer pek çok konuda öğrencilerin düzeyine uygun okumalar verilmelidir. Bunlar ev ödevi şeklinde değil, sınıf içi etkinliği olarak verilmeli ve buradaki bilgiler sınıf içinde tartışılmalıdır.
  2. Öğrenciler, belirli bir konuda öne sürülen arguman ve karşıt-argumanlar üzerinde tartıştırılmalıdır. Öne sürülen arguman ya da karşıt-argumana yönelik kanıtları birbiriyle tartışarak kendi görüşlerini dile getirmeleri için ortamlar yaratılmalıdır.
  3. Öğrencilerin herhangi bir konudaki fikirlerini, gerekçelerini açıklayarak yazılı ve sözlü ifade etmesi sağlanmalıdır. Bir video, bir durum ya da kendi deneyimlerini yansıttıkları bir yazma görevi bu anlamda çok faydalı olabilir.
  4. Yıl içinde uygulanan sınavlar ya da yerleştirme sınavları öğrencilerin okuduğunu anlama, eleştirel düşünme ve karar verme süreçlerini gerçekleştirmesini sağlayacak şekilde oluşturulmalıdır. Bu anlamda öğretmenler de yaratıcı olmak durumundadırlar.
  5. Son olarak, belki de bunların en önemlisi öğretmenlerin araştırma yapmasıdır. Gittikçe yaygınlaşan eylem araştırmaları ve mesleki gelişim amaçlı yapılan araştırmalar öğretmenlerin ufkunu çok genişletecektir. Bu yolla yukarıda listelediğim sorun ve önerilere yönelik uygulamaları öğretmenler sınıflarında bizzat kendileri geliştirecektir.

Evet, çağımız bilgi çağı. Ama aynı zamanda en fazla bilgi kirliliği yaşadığımız bir çağ. Bu nedenle, öğrencilerin doğru bilgiyi hurafeden ve boş inançlara dayalı bilgiden ayırt edebilmesi için gerekli donanıma sahip olması gerekir. Eğitimcilere bu anlamda büyük iş düşüyor.

Deniz Sarıbaş

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz