Bir Entelektüel Nasıl Yetişir?

Bu yazıyı hem entelektüel anlamda kendisini geliştirmek isteyenlere hem de yetiştirdiği/eğittiği diğer insanları entelektüel bir biçimde yetiştirmek isteyenlere kendi tecrübe ve düşüncelerimi aktarmak amacıyla yazıyorum. Umarım faydalı olur ve geri dönüşlerle bu konuyu daha da aydınlatabiliriz.

Öncelikle entelektüel dediğimizde ne anlamamız gerektiğini düşünelim. Sözlüklere göre bu kelimenin dilimizde başka karşılıkları da var, tam olarak aynı anlamı verip vermediği tartışmalı olsa da: aydın, münevver gibi. “Entelektüel” kelimesi Latince “intelligere” sözcüğünden türemiştir ve “idrak eden, kavrayan, anlama kabiliyeti iyi olan” gibi bir anlama gelir [1]. Dolayısıyla “entelektüel” dediğimiz kişiden beklentimiz onun düşünce, kavrayış ve anlama bakımından diğer insanlardan daha olgun olmasıdır. Olayları, olguları ve durumları en iyi şekilde kavrayabilen ve yorumlayabilen, düşünme yeteneğini geliştirmiş kişilere entelektüel diyebiliriz. Ayrıca bir entelektüeli görünüşünden değil, konuşmasından en iyi şekilde anlayabiliriz. Peki, böyle bir insan nasıl yetişir?

Öncelikle başka bir entelektüelin potansiyel sahibi gördüğü birisine yol göstermesi ya da rehberlik etmesi, bir entelektüelin doğuşunun sebebi olabileceği gibi bir kişinin kendi kendine bazı şeyleri okuyarak, görerek ve kavrayarak şans eseri bu yola girmesi de mümkündür. Ama genellikle bir kıvılcım etkisi şart gibidir. Yani tanıştığınız bir insan, okuduğunuz bir kitap ya da yazı sizi etkileyebilir ve size “anlama ve düşünme” yolunda kendinizi geliştirme isteği verebilir. Bu kıvılcım etkisi ya da ilk motivasyon olur. Şüphesiz ki bol bol okuma yapmak, yeni diller öğrenmek ve başka dünyaları gezmek kolay ve ucuz bir iş değildir. Bunun için de motivasyon ve isteğin önemi büyüktür.

Bir entelektüelden beklenen en temel ve en önemli iki şey tabii ki matematiği ve anadilini çok iyi bilmesidir. Matematik, aklın ve insan düşüncesinin dilidir. Doğru düşünme yeteneğinin temelinde matematik yatar. Çünkü matematik, problemleri ve sorunları doğru biçimde düşünüp onlara çözüm bulmayı öğretir. Elbette her şey sadece matematikle kavranamaz. Ama matematik belli bir yol-yordam tespit etmeyi öğreterek doğru düşünmeye katkı sağlar. Doğanın kendisinde hemen hemen hiçbir şey matematikle mükemmel ve saf bir şekilde açıklanamaz, doğa matematikten çok daha karmaşık ve çözümlemesi daha zordur. Ama matematikten öğrenilen yöntem ve düşünme biçimi doğayı anlamak için her zaman mecburi olacaktır. Kısacası aklı kullanabilmek için aklın dili olan matematiği bilmek gerekir.

İkinci en önemli şey, anadili çok iyi bilmektir. Dil, matematiğin sözel halidir. Mantık ve düşüncenin diğer ifade biçimidir. Bilgi ve düşüncelerin aktarılması ve taşınması için matematik bir şart olduğu gibi dil de bir şarttır. Bir entelektüelin öncelikle doğumundan itibaren öğrenmeye başladığı ve zihinsel aktivitelerini en çok onunla yaptığı anadilini çok iyi öğrenmesi gerekir. Hem anadilini doğru bir şekilde anlama hem de anadilinde doğru bir şekilde anlatma yeteneğine sahip olması gerekir. Bunun temelinde de gramer bilgisi yatar. Elbette gramer öğrenmek oturup gramer kitapları okuyarak ezber yapmak değildir. Grameri en iyi öğrenme şekli bol bol okuma yapmak, özellikle de anadilin klasik eserlerini okumaktır. Bununla birlikte başvuru kaynağı olarak her entelektüelin elinin altında büyük bir sözlük ve dil bilgisi kitabı olmak zorundadır. Kısaca, düşünen ve kavrayan bir entelektüel olmak için öncelikle düşünmenin yöntemini öğrenmek gerekir. Bu da matematik ve dil ile olur.

Düşünme araçları olan matematik ve dil yeteneği geliştirildikten sonra tabi ki sıra düşünmenin yöntemini ve usulünü öğrenmeye gelir. Bu da şüphesiz ki felsefeyle olur. Felsefe okumaları kronolojik bir sırayla yapılabileceği gibi, önce genel ve giriş mahiyetindeki felsefe kitapları okunduktan sonra klasik eserleri okumaya da geçilebilir. Felsefe, eleştirel düşünmenin ve anlayış kabiliyetinin geliştirilmesi için zaruridir. Bununla birlikte herhangi bir bilim dalına yönelmeden önce felsefe sayesinde bilginin ve bilimin insan ve düşünce hayatındaki yeri ve gerekliliği de kavranmış olur. Felsefe, her bilim dalına rehberlik edecek bir düşünce geliştirme faaliyetidir. Ayrıca felsefe okunup bitirilecek bir alan da değildir. Klasik felsefi eserler okunduktan sonra ilgi duyulan bir felsefe alanında çağdaş felsefi okumalar da yapılabilir. Bu sebeple hayat boyu ilgiyi üzerinde tutacak bir alandır felsefe.

Temel felsefi okumalardan hemen sonra bilime yönelmek gerekir. Bilim felsefesiyle bilimin ne olduğu ve nasıl çalıştığı kavrandıktan sonra Bilim Tarihi ile bilimin nereden gelip nereye doğru gittiği, temel bilim dalları ve içerikleri öğrenilir. Bundan sonra ise bilimin herhangi bir dalında uzmanlaşmaya başlamak kalır.

Bilim dallarını en başta ikiye ayırabiliriz: pratik ve teorik olarak. Pratik bilimler meslek edinmeye yöneliktir: hukuk, işletme, mühendislik, mimarlık, tıp, öğretmenlik gibi. Teorik bilimler ise akademiye yöneliktir: tarih, sosyoloji, ekonomi, fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi. Elbette bu bilimlerin arasına keskin ve kalın bir çizgi çekmek çok zordur ama ilk bakışta böyle bir kümelenme göze çarpar. Ardından bu bilimleri sosyal-beşeri bilimler, doğa bilimleri ve formal bilimler (matematik, mantık) olarak üçe ayırabiliriz. Bu şekilde doğanın ya da insan aklının çeşitli yönlerinden birine yönelmek ve o alanda uzmanlaşmak, hatta alanında en saygın insanlardan biri olmak bir entelektüelin ulaşması gereken son adımdır. Bundan sonrası, olgunlaşan düşüncelerinin onu sürükleyeceği yere özgürce gitmesinden ibaret olacaktır.

Bir yandan bilimle uğraşırken bir yandan da edebiyat, dünya tarihi, temel coğrafya gibi güncel gelişmeleri, tarihsel olayları ve genel olarak dünyayı yorumlama yeteneği kazandıracak alanlarda okumalar yapılmalıdır. Tarih ve coğrafya bilgisi özellikle de bilginin küreselleşmesiyle artık edinilmesi zaruri hale gelmiştir. Dünyayı tanımanın ve gelişmeleri yorumlamanın başka türlüsü hem yanlış hem de zararlı olacaktır.

Edebiyatın hem felsefi, hem tarihsel hem de sanatsal boyutları vardır. Elbette edebiyat okumaları bilimsel okumalar değildir fakat sanat anlayışını destekleyecek, tarihsel ve güncel olayları daha iyi ve gerçekçi analiz etmeyi sağlayacak ya da farklı bir felsefi-düşünsel yaklaşım geliştirmeye yarayacaktır.

Bir diğer önemli meseleyse, eğitime başlamasından hayatının sonuna kadar bir entelektüelden geliştirmesi beklenen sanatsal anlayıştır. Sanatın ya da sporun en az bir dalıyla ilgilenmek hem zihinsel faaliyetin güçlendirilmesi hem de boş zamanların gerçek anlamda değerli hale getirilebilmesi için önemlidir. Bu alanlar o kadar geniştir ki her insan mutlaka kendisine uygun bir faaliyet bulabilir. Bir enstrüman çalmaktan resim yapmaya, satranç oynamaktan voleybol oynamaya kadar çok geniş bir sanat ve spor yelpazesi vardır. Sanatı sadece bir boş zaman değerlendirici olarak değil aynı zamanda bir ilgi alanı olarak da kavramak gerekir. Müzik aleti çalmasa da bir entelektüel orijinal bir müzik zevkine sahip olmalı ve klasik eserlerin ruhunu hissetmelidir. Resimle ya da heykelle uğraşmasa da görsel bir zevke sahip olmalıdır.

Elbette bir entelektüelin en çok keyif alacağı ve gurur duyacağı şey, kendi olgunluk aşamasından sonra yetiştireceği öğrencilerinin kendisiyle beraber ve ondan sonra da devam edecek olan başarıları olacaktır. Dolayısıyla gerçek bir entelektüelden onun ardıllarını da yetiştirmesini bekleriz.

 

REFERANS

[1] https://www.etymonline.com/word/intellectual

Enes Özcan

www.ozcanenes.wordpress.com

27.9.2018

Facebook Yorumları

2 yorum

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.