Ceza!

Eğitimde, hatta bırakın eğitimi, çocuk yetiştirmede çok önemli bir kavram olmasına rağmen “ödül ve ceza” bizim okullar ve ebeveynler olarak ihmal ettiğimiz, yanlış anladığımız ve yanlış uyguladığımız bir başlık. Ben ebeveynler için olan kısmına yazının ilerleyen kısmında kısaca girmek istiyorum. Bu alanda yazılmış onlarca kaynak var zaten ama okulda ödül ve ceza özellikle de “ceza” konusu hemen hemen hiç dokunulmayan bir konu. “Yahu sen ne diyorsun, bu devirde ceza mı kaldı, hiç okulda ceza olur mu? iyi bir eğitimci çocuğa ceza verir mi? nereden çıkardın şimdi bu ceza meselesini” diyenleriniz olabilir. İşte tam da bu yüzden, bu cümleleri söylemenize neden olan bilinç altındaki ceza kavramını çıkarıp düzeltmek için bu konuyu yazıyorum.

“İyi de bunu tanımlamaya ne gerek var, Ödül ve ceza yönetmeliği ya da disiplin yönetmeliği var zaten okullarda. Yıllar öncesinden tanımlanmış” diyebilirsiniz. Ama bence günümüz okullarının, özellikle de özel okulların, özellikle de gün geçtikçe sınıfın içinde ders işlemekte zorlanan özel okulların; bu konuyu iyice anlamaları ve doğru uygulamaları gerekiyor.

Konuyu daha fazla dallandırmayıp konuya girelim.

Bizde ceza kısmı acayip net. Çoğunlukla ceza kurallarımız var, ama uygulama standardımız yok. Birinci sorun burada. Koyduğumuz ceza kurallarını uygulamadığımız için çocuklar okullarda ne yaparlarsa yapsınlar bir şekilde cezadan kurtulabileceklerini öğreniyorlar. Bu yüzden günlük hayatta insanlar yasalara uymakta hiç hassasiyet göstermiyorlar. “Yasaları geçtik, sosyal kurallara bile uymuyorlar” dediğinizi duyar gibiyim. Neyse çok uzatmadan “iyi okul” olabilmek için yapılması gerekeni net yazmak istiyorum.

Ya kural koyma, ya da kural koyduysan uygula.

Neden böyle diyorum; çünkü çocuk bir şey yaparsam; iyi yada kötü, bunun bana bir etkisi olur, ama iyi ama kötü..

Bu basit dünya kuralını okulda yaşayarak öğrenmesi gerekir. Yoksa hayata atıldığında kendine de başkalarına da iyilik ya da kötülük yaptığının farkında olmaz.

Ceza konusunda inanın zır cahil bir milletiz. Ceza deyince “bağırmayı, hakaret etmeyi ya da özgürlükleri kısıtlamayı, sevmediği şeyleri yaptırmayı, şiddet uygulamayı v.s. anlıyoruz. Oysa ceza bir davranış değişikliği oluşturmak için yapılır. Yani bir nevi öğretme yöntem ve tekniklerinden biridir. Edebiyat dersine defterini getirmeyen bir çocuğa Dostoyevski kitabı hediye edip kitabın özetini istemek bir cezadır mesela. Tarih dersine çalışmamış bir çocuğa Çanakkale gezisi ödevi vermek ve gezisini sınıfta anlatmasını istemek bir cezadır mesela. Arkadaşlarına bağıran bir çocuğu nöbetçi öğrenci yapmak, arkadaşlarının eşyalarını izinsiz alan bir çocuğu beden eğitimi dersinde soyunma odalarına nöbetçi koymak bir cezadır aslında. Ne güzel sosyal cezalar söylüyorsun demeyin. Arkadaşlarına sigara satan bir çocuğun okuldan atılması da bir cezadır ve bence biraz yukarıda yazdığım cezalardan pek de farkı yoktur. Yeter ki cezanın içinde şiddet olmasın, aşağılama olmasın, hakaret olmasın yani kişilik haklarına müdahale olmasın. Yine saygı ve sevgi çerçevesinde olsun.. Çocuğu tek ayak üzerinde bekletmek, arkadaşları önünde azarlamak, ya da telefonunu almak, bilgisayarına el koymak çözüm ya da ceza değildir. Mesela cezalısın bilgisayarınla iki gün oynayamayacaksın dediniz ya iş burada bitmemeli. Hemen eklemelisiniz. Birinci gün: dışarıda iki saat basketbol oynayacak, bir saat kitap okuyacak, dolaplarını yeniden düzenleyecek, ikinci gün: apartmandaki komşuların ekmeklerini alacak, eve gazete getirecek v.s. demelisiniz. Yani çocuktan bir şeyi aldınız ya yerine bir şey koymalısınız.

İyi okul çocuğu sadece okuldan uzaklaştırarak ceza vermekle yetinmez. Okuldan uzaklaştırır ama uzakta kaldığı durumlar için de çocuğa yapması gereken işler verir. Yoksa okuldan uzaklaştırırsın çocuk başı boş kalıp bir sürü daha hata yapabilir.

Öğretmeye çalıştığımız şeyi unutmamakta fayda var. Sorumlulukların var ve bu sorumluluklarını yerine getirmediğinde bunun bedelini sen ödersin.
Böylece çocuk ağzından çıkan lafında, yaptığı ya da yapmadığı davranışında, yaptığı ya da yapmadığı işinde sonucuna kendisinin bir şekilde katlanması gerektiğini ve kendisine bir şekilde geri döneceğini öğrenmelidir.
“Hocam sen iyi diyorsun da biz özel okullarda çocuğu azıcık uyardığımızda bile kıyamet kopuyor, velisi ayrı, yöneticilerimiz ayrı, sen bu çocuğu nasıl uyarırsın diye bize hesap soruyor.” diyen öğretmen ya da yönetici arkadaşlarımın sayısı eminim çoktur.
Eğer iyi okulsak işin en başında veliye; “biz sizin çocuğunuzu sorumluluklarını öğrenmesi için, hata yaptığında bedelini kendisinin ödeyeceğini öğrenmesi için, uyarırız.. ama hakaret etmeyiz, rencide etmeyiz, gururunu kırmayız, aşağılamayız” demelisiniz. “Eğer okul olarak bunu yapmazsak ortaya şımarık, arsız, laftan anlamayan, nerede ne yapacağını bilmeyen, hadsiz birey çıkar ki, bunu siz de biz de istemeyiz”. demelisiniz. Valla biz bunları söyleyemeyiz diyorsanız . Daha çok disiplin sorunlarıyla cebelleşir, çocuklara hoş olmayan “ceza”lar verir, onları okuldan uzaklaştırır ya da okuldan atarsınız.
Eğitimciler olarak her ne yapıyorsak “çocuğun yararına” olması gerektiğini asla unutmamalı ve çocuk hakları sözleşmesini dönüp dönüp okumalıyız.

“Biz okul olarak çocuğa sorumlulukların var ve bu sorumluluklarını yerine getirmediğinde bedelini sen ödersin diye bir kural öğretmeye çalışsak da bizim okuldaki çoğu anne baba bu kuralın tam tersini çocuğuna öğretiyor” diyebilirsiniz. Maalesef günümüzde özellikle özel okul velileri çocuklarında olması gereken tüm sorumlulukları “o bizim biricik evladımız, canımız, her şeyimiz ona feda olsun” mantığından hareketle kendi üzerlerine alıyorlar. Buna ek olarak ikinci büyük bir hata yapıyor ve çocuklarının yaptıkları hataları hep bir şekilde telafi ediyorlar. Bu iki büyük hatayı sürekli tekrarlayan anne babalar çocuklarına “sen ne yaparsan yap ben senin arkandayım, her türlü hatanı ben telafi eder, her yanlışını ben kapatırım”ı öğretiyorlar. Hatta bazıları bu söylemlerini biraz daha abartıp “varım yoğum senin, ben yaşadıkça sen yokluk, darlık çekmeyeceksin”e benzer cümleleri, çocuklarına her platformda ve her durumda açık açık söylüyorlar. Hiç bir şekilde okulla ilgili sorumluluklarını yerine getirmediği halde, bir de sınıf içinde öğretmenlerine kafa tutan, sesini yükselten, had bildirmeye çalışan çocukların bu davranışlarının sebebi de işte bu öğreti.

Bu iki büyük hataya maruz kalan çocuklar için başlangıçta hayat oldukça güzeldir. Birincisi hiç bir şey yapmasına gerek yoktur çünkü ailesi onun adına her şeyi yapıyordur, ikincisi de aklına geleni yapabiliyordur çünkü ailesi tüm hatalarının bedeline katlanıyordur. Ama zaman ilerleyip yaş büyüdükçe okullar bitip iş hayatı başlayınca durumlar değişmeye başlar. Hayat bizim şımarık çocuğumuz ve onun ailesi için çekilmez bir hal alır. Çünkü çocuk artık büyüyüp bir yetişkin olmasına karşın kendi başına hiç bir şey yapamıyordur. Ve ailesi onu sırtlarında taşımaktan perişan olmuşlardır. Etrafınıza bakın evlenip çoluk çocuğa karışmış olmasına rağmen hala ebeveynlerine bağımlı olan yüzlerce kişi görürsünüz. Anne babaların derdi ise torunlarla birlikte daha da artmıştır. Çünkü bizim şımarık kendine bakamadığı gibi, kendi çocuğuna da bakamamaktadır ve onunla ilgilenmekte yine anne babasına düşmektedir.

Bunları neden yazdım çünkü okul olarak en önemli görevlerimizden birisi de velileri bilgilendirmek, zamanında karşımıza alıp “bu çocuğun sorumluluklarını üzerinize almayın, bırakın hatalarının sonucuna katlansın, azıcık burnu sürtülsün, hayatı, varlığı, yokluğu, tırmalamayı öğrensin” desek. Birçok çocuğu ve aileyi büyük bir sıkıntıdan kurtarırız.

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.