Çiftlik Bak!

İnsan kavramı birbirinden uzak olmayan ve birbirini sürekli etkileyen iki anlam taşır. Birinci anlamı hata yapan unutan varlıktır. Hata yapmayı insanın bir özelliği olduğunu özümseyen bireyler suçluluk duygusunun kendi özlerine zarar vermesini engellerler. Egolarının esiri olarak hareket etmezler.
İnsan kavramının diğer anlamı seven varlıktır. Yaratanı, Yaratan’dan ötürü yaratılanı, ya da dünyayı , dünya malını, kendinde kalmayacak olanı, kendisine gösterilen rüyayı…Yaradılışı gereği özünde iyilik olan insan sevgiyle özünü destekler. Daima iyilik yaparak evreni özüyle destekler. Bilir ki yaptığı bütün güzel ve kötü şeyler sonuçta kendine geri dönecektir.

İnsan inanmak ister. Güzele ve iyiye, yarımın bütün olacağına, yarına dair umutlara inanmak ister. Rahat bir yaşama hayallerine ve hayallerinin gerçek olacağına inanmak ister. Zengin olmak hayali gibi. Oysa gördüğü bir rüyadır, başkalarının kurguladığı. Kendine ve kendi özünden hiçbir parçanın olmadığı tuzaklarla kurgulanmış bir rüya.
Geçmişte İstanbul’da yüksek binaları, Galata Köprüsü ile Galata Kulesi’ni, Boğaz Köprüsü’nü vatandaşa satan sülün Osman’ı, 18 yaşındaki Banker Yalçın’ı, Banker Kastelli’yi, saadet zincirlerini, gurbetçilerimizin kazançlarını ve vatana dair bütün umutlarını jet hızıyla hiç edenleri, onların insanlara gösterdiği rüyayı unutur. Yine inanır yine yıkılır. Ne özünü kullanır, ne o özün sahibinin kendine verdiği , ayrıcalıklı kıldığı aklı. Sözünde imtihan dünyası der, lakin imtihan olmadan başarı olmayacağını, imtihan olmadan cenneti, emek olmadan kazanç olmayacağını unutur. Hasan Sabbah tarafından uyuşturulmuş Haşhaşiler gibi rüyaya dalar. Kurgulanmış rüyaya inanır. Bu rüyalarda kurgu oysa açık ve nettir; Kazan kaybet. İnsanın özüne en uygun sistem olan kazan kazan burada yoktur. Kazanan hep kurgunun sahibinin kasası, kaybeden egosuna yenik düşen aklın yitiğidir.

Bugün dünya yüzeyinde kısa vadede bire bir kazanç mümkün değil iken, birin üç olması ve bu üçün bir parçasının patrona , bir parçasının şirkete son parçanın sisteme dahil olana yani müşteriye aktarılacağı sistemde, kazananın hep çiftliğin sahibi olan Ali babaların ya da tosun Mehmet’lerin olması kaçınılmazdır. Müşteriye düşen ancak çiftliğe uzaktan bakmak, patronun başka diyarlardaki lüks yaşantısını tv ekranlarından seyrederek rüyadan uyanıp yıkılmaktır. Tohum ekmeden ürün, emek vermeden kazanç olmaz. Hele ki kısa zamanda böyle bir büyük miktarlarda kazanç ancak şans oyunlarıyla mümkündür. O da nasibinizdeyse…

İnsan ki kendisine sunulanı gönül ve akıl süzgecinden geçirerek karar verir. Gönül gözü kapalı aklı karışmışsa, kararsızlık altında topluluğa ve onların kararlarına bakar. Oysa toplulukların her daim kararları doğru olacak diye genel bir kaide yoktur. Dolandırıcıların yaptığı, parayla topluluğu oluşturmak, sonrasına o sürüye dışarıdan imrenerek bakanların sürüye katılımını beklemektir. Sürüdekiler bilmezler ki uçuruma doğru yürüyen bir koyun, bütün sürüyü telef edebilir.

Egolarının esiri olan insan, Sanma ki seni yaradan, beş duyu organından ibaret kıldı. Hakikat özünde, Özün aklında, yüreğinde, sözünde gizli. Başka yerde arama aç aklının ve gönlünün gözünü. Gör özünü…
(Dünya gözüyle bakan yüzü, gönül gözü ile bakan özü görür. Mevlana)

Rıza CEYLAN

Lider Eğitimci Yazarlar Derneği
Denetleme Kurulu Üyesi
Eğitimci Yazar
NLP Master Practitioner

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz