Din Eğitimcileri Dijital Dünyanın Neresinde?

Eğitimin ideal hedeflerine ulaşma noktasında biz din eğitimcileri (istisnalar hariç)
ne web sitesi ne blog ne de sosyal medyayı doğru bir şekilde kullanamadığımızı düşünüyorum. Halbuki neredeyse gençlerimizin yüzde 80’i bu ortamlarda. Neden mi buradalar? Bence gerçek hayatta onların duygu dünyalarına inemediğimiz ve belki de beklentilerine anlamlı cevaplar verip onları ideal yola yönlendiremediğimiz için kendilerine böyle dijital bir çıkış ya da realiteden kaçış yolu buldular.

Biraz özeleştiri, biraz hüzün, biraz hayal, biraz da çok bilmişlik ifadeleriyle hazırlanmış bu yazı ile kendi açımdan sosyal medya olarak nitelendirdiğimiz mikroblog ve sosyal etkileşim sitelerine karşı olan bakış açımızı olduğu gibi (ya da bana göründüğü şekliyle) anlatmaya çalışacağım. Elbette bakış açımda yanlışlıklar olabilir ama nasıl olsa yine fikir beyan edilmeyeceği için rahatlıkla içimi sizlere dökmek istedim.

Türkiye’de en fazla kullanılan dijital etkileşim platformları Facebook, Instagram ve Twitter. Bunların dışında son zamanda  LinkedIn ve Pinterest’te de kıpırdanmalar olduğunu hatta hatırı sayılır artışa geçtiğini söyleyebilirim. Web sitesi olarak da ya blogger ya wordpress ya joomla ya da diğer isimlerini yazamayacağım açık kaynak kodlu yazılımlar web site araçları olarak karşımıza çıkıyor ve farkındaysanız bütün bu platformların tamamına yakını Amerika Birleşik Devletleri merkezli. Yani henüz daha kendi ulusal nitelikte sosyal etkileşim ağlarımızı sahiplenmediğimiz için Amerika’ya karşı olan bağlılığımız devam ediyor. Dikkat ettiyseniz ulusal nitelikte olan sosyal etkileşim ağlarımız dedim, ulusal nitelikte bir sosyal ağımız yok demedim. Dolayısıyla biz şu an kendi platformlarımıza sahip çıkacak hatta onları üst seviyelere çıkaracak birlikteliğe  ve sosyal olgunluğa ulaşamadık maalesef. Çünkü ben dahil çoğu sosyal medya kullanıcısında tarifi zor bir ifadeyle aşırı beğenilme, aşırı tıklanılma, gönderilerin aşırı derecede paylaşılmasına dair bir isteksi duygu var. Neyse bu işin farklı bir boyutu buna daha önceki yazılarımda değinmiştim ama değişen bir şey olmadı.

Benim asıl cevabını bulamadığım konu şu: Kendim dahil olmak üzere din öğretmenlerinin ve eğitimcilerin sosyal medyadaki izlenebilirlik takip edilebilirlik ve paylaşımlarının, internet toplumu tarafından yeterli ilgiyi görmemelerinin ya da din eğitimcilerimizin (yine ben dahil) onları etkileyebilecek bir bakış açısıyla bu dijital ortamları kullanamayışımızın altında ne var?

Birazdan bazı somut örnekler vererek bu konuya açıklık getireceğim. Ama öncesinde Türkiye’nin en tanınmış eğitimcilerinin, eğitim bloglarının takipçi sayıları ile gençlerimizi peşinden sürükleyen ve “fenomen” adıyla medyaya yansıtılan bazı gençlerimizin gerek ilmi ve fenni gerekse değerler sistemine dair faydaları yok denecek kadar az olan paylaşımlarına, onları takip edenlerin yorum ve paylaşımlarına bakarsanız benim ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Yani onların kendi yaşıtlarında bıraktığı etki ile din eğitimcisinin internette özellikle de sosyal medyada bıraktığı etki aynı değil diye düşünüyorum.

İsim vermeden bir örnek vereyim: Twitter üzerinden takip ettiğim takipçi sayısı da (en azından kendi kitleme göre söylemem gerekirse) hatırı sayılır sayıya ulaşmış ve tamamen geleceğin eğitimi üzerine paylaşımlar yapan önemli bir şahsiyetin beğenilme, yorumlanma veya paylaşılma sayısına bakıyorum ya bir ya iki.

Gelelim Facebook paylaşımlarımıza; Dahil olduğum veya takip ettiğim bir kaç sayfa dışındaki tüm grup sayfa ve kişilerin paylaşımlarına şöyle bir bakıyorum da sanki tekrara düşmüş gibi yani bundan bir kaç ay önce başkaları tarafından paylaşılmış ve belki de bilgi dağarcığımıza, üretkenliğimize etki etmeyecek paylaşımlarla dolu. Okuma kültürümüzün zayıf olması gibi sosyal paylaşım ağlarında yorum yapmak, bilgi paylaşmak, görüş alışverişinde bulunmak gibi etkileşimlere de kapalı olduğumuzu “beğen” tuşuna tıklamanın ötesine geçemediğimizi görüyorum. Yani BBG yapıyoruz. (Bak Beğen Geç) Paylaşımların doğruluğunu çoğunlukla sorgulamıyoruz veya geliştirilebilir nitelikte paylaşımları görüşlerle bir üst aşamaya taşıyamıyoruz. Bu ben dahil bir çoğumuza ağır geliyor. Halbuki bu mikroblog ve platformların en yaygın isimlerinden biri de Sosyal Etkileşim ve Paylaşım Ağları olarak geçiyor diye biliyorum. İnanın Facebook hesabıma girdiğimde beni geliştirecek bana üretkenlik açısından fikir verecek bir kaç hesap dışında maalesef hesap bulamıyorum. Lütfen yanlış anlaşılmasın kişisel değil bu söylemlerim tamamen eğitime endekslenmiş, geleceğe faydalı bir ürün bırakmak ya da bir  harç dökmek adına söylenmiş sözler.

Linkedln’e baktığımızda hesapların diğer sosyal paylaşım ağlarına nazaran daha elit bir yapıya sahip olmasına rağmen din eğitimcilerinin ve öğretmenlerinin bu platformda esamesi okunmuyor. Üç beş öğretmenimizin dışında maalesef bu platform da boş bırakılmış.

Uzun uğraşılar sonucu internette var olan din eğitimcilerine ait siteleri topladığımda toplam sayı altmışı geçmiyor. Halbuki her öğretmenimizin bir bloğu ya da bir sitesi olsa (ki artık ücretsiz site de çok rahatlıkla kurulabiliyor) materyallerini düşüncelerini ve üretimlerini burada diğer meslektaşları ile paylaşsa şık olmaz mıydı?

Belki de bu tembelliğe üretici olan eğitimcilerin aşırı üretme isteği neden oldu? Ne dersiniz? Nasıl olsa birileri üretiyor düşüncesi gerçek midir bilemem ama aranılan her şeyi bir tık öteye taşınmasından dolayı yeni fikirler yeni ürünler yeni yöntem ve teknikler üretilemiyor olabilir mi?

Sanırım biz sosyal medyayı ve genelde de interneti bilinçli kullanabilmek adına ne yapmamız gerektiğini, kullandığımız sosyal medya araçlarını hangi yolu izleyerek  (dijital de olsa) topluma tam anlamıyla faydalı olacak içeriklerle donatmayı ve paylaşmayı hakiki anlamda bilmiyoruz ya da bildiğimizi sanıyoruz. Sizler bu cümleleri okurken belki benimle aynı şeyleri düşünmüyor olacaksınız ya da benim baktığım bakış açısının yanlış olduğunu düşüneceksiniz ama bunu eminim ki dile getirmeyeceksiniz.

Özelde gençlerimize genelde de tüm topluma fayda sağlama adına interneti ve sosyal medyayı kullanım noktasında herhangi bir beklentim var mı? Çok aşırı bir beklenti olmasa bile etkili olduğu noktaların varlığını kabul ediyorum. Paylaşmak suretiyle faydalı olduğunu düşündüğüm çalışmaların (varsa) hatalarını tespit etme düzeltme veya  geliştirerek daha güzel çalışmalara dönüşmesi açısından takip edenlerden (dönüt alma noktasında) herhangi bir beklentim yok. Tabiri caiz ise artık sosyal medyayı ve internetin genelini eğitim noktasında (kendi açımdan) dijital bir deşarj unsuru olarak görmekten öteye geçiremiyorum ve en önemlisi yine kendim dahil gerçek hayattaki eğitimcilerden yana da (hayalimdeki gibi bir sosyal medya ve internet kullanıcısı olmadığını gördüğümden) aşırı bir beklenti içine de girmiyorum. Keşke bu dijital duygu çöküntüsü bir gün son bulacak olsa…

 

Mehmet Fatih BÜTÜN

DKAB Öğretmeni

Facebook Yorumları

6 yorum

    • Bazen biz din eğitimcilerinin de özellikle üretmeye teşvik edici tespitlere ve kendimizi geliştirme noktasında alternatif yorumlara ihtiyacımız oluyor kıymetli hocam.

  1. Evet hocam, inşallah o yorumlar bir gün gelecek. Biz de bekliyoruz…
    En azından sitede yayınlanan her yazımızın altında olumlu ya da olumsuz bir cümle fikir belirtilse biz de kendimizi geliştirme fırsatı bulacağız 🙂

  2. Değerli hocam, bu güzel tespitleriniz için teşekkür ederim. Ben burada sorunun farklı bir nedeni olduğunu düşünüyorum. O da öğrencilerin sosyal medyada öğretmenleri ile karşılaşmak istememeleridir. Öğrenciler,özgürce ve kontrolsüz paylaşımlar yaptıkları bu ortamlarda öğretmenleriyle karşılaşmak istemiyorlar sanki…

Yorumunuz