Dünya Okulu: Eğitimi Yeniden Düşünmek

Salman Khan büyük bir iddia ile ortaya çıkıyor: Herkese, her yerde, dünya standartlarında ücretsiz eğitim! Bu iddiasında başarılı da olmuş görünüyor! Bugün, Khan Academy, 2006 yılından beri dünya çapında 8 milyondan fazla kullanıcısı ile dünyanın en büyük eğitim topluluğu. Peki bu topluluk nasıl ve neden oluştu?

Aslında tüm hikaye Salman Khan’ın kuzeni Nadia’ya basit bir matematik dersi vermesiyle başlıyor. Öğretim konusunda hiçbir tecrübesi olmayan Khan, kuzeni sayesinde ilk öğretmenlik deneyimini yaşıyor. İşin tuhaf tarafı öğretmenlik ona kendi yaptığı işten daha fazla tatmin sağlıyor. Hatta bunu şöyle ifade ediyor: “Öğretmenlik bence apayrı bir beceri; yaratıcı, sezgisel ve son derece kişisel bir sanat…” Sal’in özel dersleri yakın çevresinden başlayarak adeta bir kartopu gibi büyüyor ve günümüzde Khan Academy tüm dünyadan erişilebilir özelliğe sahip.

İş analistliği ile öğretmenliği birlikte yürüten Sal, bir süre sonra içindeki öğretmenlik tutkusunu bastıramıyor ve bunu daimi işi olarak sürdürmeye karar veriyor. Mesleki becerilerini de kullanarak tasarladığı basit bir sistemle öğretmenliğini online ortama taşıyor. Başlangıç aşamasında paint programını kullanan Sal, daha sonra kendi yazdığı programlarla öğrencilerin kendi öğrenme hızlarını düzenlemelerini ve aşama aşama sonraki öğrenme parçasına ilerlemelerini sağlıyor. Böylece işini profesyonelleştiriyor.

Kuşkusuz Sal, tüm bunları yaparken bazı ilkelerden ödün vermiyor. Standart Prusya modeli eğitim yerine bireyselleştirilmiş eğitim bu ilkelerden belki de en önemlisi. Bugün biliyoruz ki her bireyin öğrenme hızı farklıdır ve öğrenmede süre bazlı eğitim yerine düzey bazlı eğitim tercih edilmelidir. Prusya modeli dünyada hala yaygın kullanılan bir model: öğrencilerin sıra sıra dizilmesi, onlara öğretilecek disiplinlerin derslere ayrılması, her ders ve konu için belirli sürelerin verilmesi, bu sürenin sonunda basit bir testin yapılması ve diğer konulara geçiş… Oysa bu sistemin bugün için geçerliliğinin kalmadığı görülmektedir. Prusya modeli öğretimi parçalayan, aslında iç içe geçmiş konuları birbirinden kopuk parçalarmış gibi sunan ve öğretimde yaratıcılığı engelleyen bir model. Geçmişte bu model kullanılabilir olsa da günümüz bilgi dünyasında yaratıcılık, özgüven, analitik düşünme gibi üst düzey zihinsel beceriler önem kazanmış durumda. Bunun farkında olan, mesela Finlandiya gibi ülkeler disiplinleri bütünleştiriyor ve yaratıcılığa zemin hazırlayan öğrenme ortamları tasarlıyor.

Sal, ilk iş olarak Prusya modelinin tam tersi bir model kurguluyor. Her bireyin eşsiz bir öğrenme biçimi olduğundan hareketle öğrenmede düzey bazlı bir model tercih ediyor. Geliştirdiği yazılımlar sayesinde temel düzey bilgiyi kavrayamayan öğrenci üst düzeylere geçemiyor. İşin güzel tarafı öğrenci kendi ilerlemesini kendisi kontrol edebiliyor, istediği videoları istediği zamanda ve sayıda tekrar izleyebiliyor. Program, öğrencinin düzeyine uygun alıştırmalar yapmasına olanak sağlıyor. Yani öğrenmenin kontrolü bizzat öğrencinin eline geçiyor! Öğretmenin veya bir başkasının değil. Sal bunu “öğrenmesini kontrol eden öğrenci zaten öğreniyor demektir. Gerçek öğrenme budur.” diyerek ifade ediyor. Onun için % 95 başarı bile düşük. Çünkü öğrenilmeden geçen % 5’lik bir bilgi parçası bile ileriki öğrenmelerde bize sorun çıkarabilir. Bu yüzden Sal % 100’lük öğrenmeyi hedefleyerek tam öğrenme modelinin de ilerisine geçiyor.

Standartlaştırılmış testler, ev ödevleri, öğrenme ortamlarının tasarımı ve eğitim ekonomisi alanındaki tüm bildiklerimizi adeta ters yüz eden Sal, gerçek dünya problemlerini çözebilecek yaratıcı bireyleri yetiştirebilmemiz için eğitimi baştan kurgulamamız gerektiğini öne sürüyor. Onun fikirleri bugün için tüm dünyada geçerli olsa da, 2006 yılı için oldukça yenilikçi olduğu söylenebilir diye düşünüyoruz. Khan Academy; erişilebilir ve ücretsiz olma, öğrenmeyi bireyin kontrolüne verme ve yaratıcılığını ortaya koyabileceği alıştırmalar yapmasına olanak tanıma gibi özellikleriyle ön planda olan bir yazılım. Üstelik ortaya çıktığı zaman da dikkate alındığında online eğitim alanında öncü girişimlerden biri.

Ancak onun da negatif yönleri var. Online eğitim mantığı gereği, öğretmenle veya bir sınıfla etkileşim sınırlı. Dolayısıyla yüzyüze eğitim için önemli bir faktör olan beden dilinin ve duyuşsal karakterlerin yoksunluğu öğrenmenizi sınırlayacaktır. Çağımızın özelliğinden hareketle online eğitimler tüm dünyada yaygınlaşıyor. Bilgisayar başından istediğiniz dersleri alabiliyor; yüksek lisans ve hatta doktora bile yapabiliyorsunuz. Ancak şahsi görüşüm bunların hiçbiri yüzyüze eğitimin verimini sağlayamamaktadır. Fiziksel olarak öğrenme ortamına dahil olan, öğretmeni ve diğer öğrenciler ile etkileşim halinde bulunan bireyin, kendi öğrenmesini daha çok sahipleneceğini düşünüyor; çağın bir gereği olarak online eğitimlerin yaygınlaştırılmasını ve temel öğrenmeleri pekiştirmesini olumlu bir adım olarak görüyoruz.

Erdem Oklay

Eğitimci, www.erdemoklay.com

Facebook Yorumları
Erdem Oklay
Erdem Oklay hakkında 2 makale
1984 yılında Aydın'da doğdu. Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nden 2002 yılında mezun olarak Makine Mühendisliği bölümünü kazandı, bir yıl devam etti. 2004 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümüne kaydoldu. 2008 yılında mezun olarak, [92] KPSS P10 puanıyla fen bilimleri öğretmeni olarak göreve başladı. Aynı yıl, babasını toprağa verdikten birkaç hafta sonra Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Eğitim Yönetimi bölümüne birinci sıradan girerek yüksek lisans eğitimine başladı. Toplam Kalite Yönetimi üzerine verdiği tezle bilim uzmanlığı [M.Sc.] derecesi aldı. 2012 yılı Şubat ayında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde aynı alanda doktora programına kabul edildi [ALES: 91 KPDS: 78]. Çalışmalarını eğitimde kalite ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, örgüt ve yönetim teorileri, eğitim politikaları, düşünce tarihi ve insan doğası ile eğitim sosyolojisi üzerine yoğunlaştırdı. Çeşitli kongre ve konferanslarda sözlü bildiriler sundu. Akademik kitaplarda bölüm yazarlığı yaptı. Tek yazarlı ve ortak bilimsel makaleleri yayımlandı. Farklı mecralarda eğitim, bilim ve gündelik hayat üzerine yazılar yazdı. Şu sıralar doktora tezi olarak öğretmen yetiştirme politikaları, kalite güvencesi ve akreditasyon süreçlerini incelemektedir. Bu zaman zarfında öğretmenlik mesleğini de sürdüren Erdem Oklay, 2015 yılında MEB tarafından yılın "fark yaratan öğretmenlerinden" seçilerek Ankara'daki 24 Kasım programlarına davet edildi. 2017 yılında yüzlerce öğretmen arasından seçilerek, CERN'de (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) düzenlenen 7. Türk Öğretmenler Çalıştayı'na katıldı. Akademik ve mesleki hayatında "İnsana ait olan hiçbir şey bize yabancı değildir" prensibini benimseyen Oklay, çalışmalarını büyük bir azim ve titizlikle sürdürmektedir.

2 yorum

  1. “Ancak onun da negatif yönleri var. Online eğitim mantığı gereği, öğretmenle veya bir sınıfla etkileşim sınırlı. Dolayısıyla yüzyüze eğitim için önemli bir faktör olan beden dilinin ve duyuşsal karakterlerin yoksunluğu öğrenmenizi sınırlayacaktır.”
    Sitemizdeki eğitimlerin geneli bu nedenle harmanlanmış öğrenme ortamlarında uygulanıyor (blended learning environment – yüz yüze + çevrimiçi). Çevrimiçi eğitimlerimizde de eğitimcilerle etkileşim düzeyini arttırmak için çeşitli araçlar kullanıyoruz 🙂

Yorumunuz