Eğitim Kurumlarında Gerçek Başarının Anahtarları

Özel eğitim kurumlarını, içinde bulundukları rekabet ortamında farklı, başarılı ve en çok tercih edilen okul kılmanın yüzlerce yolu vardır: Deneyimlerimden, birikimlerimden, gözlemlerimden, duyduklarımdan ve okuduklarımdan hareket ederek naçizane tasarladığım yollardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bazı eğitimcilerin öğretime hep kendi düşünceleri doğrultusundaki bir pencereden bakmakta ısrar etmelerine bir türlü anlam veremiyorum. Bazılarına göre de, okulların kolay ulaşılan yerde olması, gösterişli olması, bilgisayar teknolojisiyle donatılması, en iyi öğretmenlerin alınması, en başarılı öğrencilerin seçilmesi, herkesten fazla burs verilmesi, birkaç yabancı dil öğretilmesi, sınavlarda birinciler çıkarılması, yabancı okullarla işbirliği yapılması nitelikli öğretim için yeterli oluyor. Oysa bu olanakları sunan o kadar çok özel okul var ki; buna rağmen özel okulların resmi okullara oranı %4’lerden yukarılara çıkmıyor. Acaba neden? Pahalı oldukları için mi? Kesinlikle hayır! Yıllık geliri 50 bin liranın üstünde 10 milyondan fazla hane halkının bulunduğu ülkemiz için böyle bir varsayım gerçeğin karşılığı olamaz! Bu söylemin arkasına saklananlar, öğretim konusuna farklı bir pencereden bakmayı aklına getirmeyenlerdir.

Bana göre özel okullar akademik başarı konusunda kendilerini yeteri kadar kanıtlayamadılar. Toplumda oluşan pek çok olumsuz yargıları kıramadılar. Özel Okullar Fuarı bile oluşturamadılar… Eğer akademik başarı konusunda sağlıklı bir güven yaratılmış olsaydı, şimdiye kadar gösterilen bahanelerin hiçbirinin anlamı kalmazdı.

Kaybedilmiş zaman olsa da; gelecek için yeni umutların, yeni yatırımların, yeni yaklaşımların kapısını açmak mümkün. Davet etin, görüşelim, tartışalım…

 

1. ÖĞRENCİLERE HAFTADA BİR GÜN ARAŞTIRMA VE İNCELEME İZNİ VERİLSİN!

Sınıf dışındaki öğrenme ortamlarıyla sınıf duvarları arasındaki öğrenme ortamı belli koşullar dâhilinde birleştirilmelidir. Çünkü yapılandırıcı öğretim gereklerine göre kazanımları elde etmenin yolu sadece sınıf ortamıyla sınırlı değildir; kütüphaneler, tarihi-turistik mekânlar, kamu-özel firmalar, iş adamları, esnaflar, yazarlar ve sanatçılar öğrenmenin en doğal kaynaklarıdır. Bunların hepsini okullara taşıyamayız, ancak öğrenciler onların ayaklarına gidebilir. Bunun tek koşulu; okulda eğitimi iyi yönetmek ve öğrencilere güvenmektir.

Dolayısıyla yapılandırıcı öğretimin olmazsa olmazı olan araştırma ve inceleme etkinlikleri için tüm öğrencilere; velilerinin bilgisi, okul müdürünün onayı, öğretmenlerin izni ve güdümü ile haftada bir gün, öğretim yılı içinde toplam 38 gün izin verilmelidir.

 

2. ÖZGÜR SORULAR

(Özgür Düşünen Gençler Ancak Özgür Sorularla Yetişir)

Yazılı sınavlarda, KOPYA çekmeyi tarihe gömen ÖZGÜR SORULAR uygulamaya konulmalı, hızla yaygınlaştırılmalı…  Özgür sorularla yapılan sınavlarda gözetmen öğretmen yerine, öğrencilere her türlü yardım konusunda rehberlik edecek öğretmenler bulunur. Öğrenciler yasak içinde olmazlar; diledikleri yöne bakabilirler, ayağa kalkıp gezinebilirler,  zorunlu ihtiyaçlarını giderebilirler, arkadaşlarına veya öğretmenlerine sorular sorabilirler, her türlü araç ve gereçten yararlanabilirler, gerekli görürlerse kütüphaneye veya laboratuvara gidebilirler, öğretmenlerinden kaynak desteği isteyebilirler.

Özgür sorulara, bir anlamda açık uçlu soru da denebilir. Milli Eğitim Bakanlığının ve ÖSYM AÇIK UÇLU SORULAR konusunda çalışmalar yapmaktadır.

(MEB ve ÖSYM açık uçlu sorular konusunda arayış içinde olduklarından, özgür sorular daha da önem kazanacaktır)

3. SINIF GEÇME ÖLÇÜTLERİ

(Yüzde Yüz Sıfır Başarısızlığın Başka Yolu Yok)

a. Okul genel kurulu okulun hedeflerini belirler. Okul müdürünün onayından sonra tüm eğitim ve öğretim çalışmaları bu hedefler doğrultusunda yapılır; bir anlamda eğitim kurumunun anayasası sayılır.

b. Zümreler, genel kurulun hedeflerine ulaşmak için ders programlarında belirlenen kazanımlar doğrultusunda sınıf geçme ölçütlerini belirler, yıllık ve haftalık planlarını bu ölçütler paralelinde hazırlar.

c. Sınıf geçme ölçütleri öğretim yılı başında tüm öğrencilere imza karşılığı dağıtılır, veliler de bilgilendirilir. Öğrenciler ölçütleri esas alarak; haftalık, aylık, dönemlik ve yıllık hedef belirlerler. Öğrenci hedefleri, genel kurul hedeflerini karşılayacak yoğunlukta olur.

d. Öğretmenler sınıfları, öğrencilerin bireysel olarak belirledikleri hedefler doğrultusunda yönetir. Zamanlarının çoğunu, öğretmene gerek duymadan hedefine ulaşan öğrencilere değil, daha çok ulaşmakta sıkıntı yaşayanlara ayırır.

e. Öğrencilerinin hedeflerine ulaşma oranları, öğretmenin başarı belgesini oluşturur. Öğretmenlerin başarıları da genel kurulun/okulun başarısının en somut belgesi olur. Bu başarı belgesi; bakanlık, ÖSYM veya yurt dışı sınavlarının sonuçlarıyla tescillenir.

f. Bazı veliler çocuklarına nasıl yardımcı olacakları konusunda çaresiz kalıyorlar. Sınıf geçme ölçütleri hem veliler için belirleyici oluyor, hem de özel tuttukları öğretmenler ne öğretecekleri konusunda tahmin yapmıyorlar.

g. Öğrenciler sınıf geçme ölçütleri sayesinde; neyi, nerede, nasıl, niçin ve ne kadar sürede öğreneceklerini önceden bilirler. Sürece bağlı olarak her ölçütü öğrenmekten doğan sevinci yaşarlar ve bu sevinci arkadaşlarıyla, aileleriyle, öğretmenleriyle, yöneticileriyle paylaşırlar.

 

4. YAPILANDIRICI EĞİTİMDE BİLGİYE GİDEN YOL

Öğretmenin en öncelikli işi, öğrenmeyi öğretmektir. Sonra bilginin kaynağını tanıtmak ve öğrencilerin yola koyulmasını sağlamaktır. Bilgiye giden yolda öğretmen en arkada yer alır. Öğrenme zorluğu çekenlerle yürür, onlara yardım eder, destek verir. Ortada yürüyenler öğrenmeyi kısmen öğrenenlerdir ki zaman zaman öğretmen desteğine gerek duyarlar. En önde yürüyenler ise öğrenmeyi öğrenen öğrencilerdir; öğretmenin yönlendirmesiyle yetinirler, kendi gayretleriyle bilgiye ulaşırlar.

5. ÖĞRENCİNİN ÖDEV ÖZGÜRLÜĞÜ

Yapılandırıcı öğretimde öğretmen ödev vermez, ödev konusu belirlemez; öğrencilere kazanımlar doğrultusunda hedef gösterir. Bilginin kaynağını öğrenen öğrenci, ona ulaşmak için nerede, nasıl, kimlerle çalışacağına, hangi etkinliği yapacağına kendisi karar verir. Öğretmen bilginin kaynağı olmadığı için zorunluluk oluşmadıkça konuları anlatmaz,  anlama ve öğrenme güçlüğü çekenlerin yanında olur, gerekirse onlara anlatır.

6. ÖĞRENCİ İLETİŞİM KABİNLERİ

(PDR Ekibini Uçurmanın En Kestirme Yolu)

Öğrenci iletişim kabinleriyle, öğretmen-öğrenci sürtüşmelerinin köküne kibrit suyu dökülmektedir. Disiplin cezalarının  %70’ni oluşturan öğrenci-öğretmen anlaşmazlıkları iletişim kabinleriyle adeta sıfırlanıyor. Rehberlik uzmanları ve psikolojik danışman öğretmenlerin işleri hafifliyor, asli görevlerini yapmalarına olanak sağlıyor.

7. ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ/SENARYOLAŞTIRILMIŞ DERS PLANI – Eğitimde Z-Plan

(Eğitimde Paylaşım Dönemi)

a. Öğretmen yetiştiren eğitim kurumları, mezun ettikleri öğrencileri, ellerine diploma vererek salıveriyorlar. Basılı bir yayın veya dijital bir dergi ile organik bağ kurmuyorlar. Dolayısıyla mezunlarından geribildirim alamıyorlar, alamadıkları içindir ki, okullarımızdaki eğitim ve öğretimden kopuk soyut öğretmen yetiştiriyorlar. “Milli Eğitim Bakanlığı ne yaparsa yapsın, bizden bu kadar” sözleriyle kendilerini avutuyorlar.

b. Öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarında, günlük veya haftalık plan arşivi hiç yok, oysa yürürlükteki müfredata paralel hazırlanmış plan arşivleri kesinlikle olmalı. Mezun olan her öğrenci diplomasıyla birlikte 38 haftalık ders planını çantasına koymalı. MEB’E öğretmenlik başvurusu yapan her öğretmenden haftalık veya günlük ders planları referans olarak istenmeli. Gittiği okulda plan konusunda acemi gibi davranmamalı. Küçük bir okula atandığı zaman ne yapacağından emin olmalı, büyük bir okula atandığı zaman ise “Böyle gelmiş böyle gider” ya da “Eski köye yeni adet getirme” sözleriyle duvar ören zümre öğretmenleri karşısında, çantasından çıkaracağı planlarla karşı koyabilmeli, dik durabilmeli, o duvarı aşabilmeli, gerektiğinde o duvarı yıkabilmelidir

c. Önceden planlanmayan bir sınıf yönetimi, plansız bina yapmaktan farksızdır. Eğer çıraklıktan yetişme ustalar yeterli olsaydı, bugün mühendislik-mimarlık fakültelerine gerek kalmazdı.

Deneyimi ve birikimi ne olursa olsun, her öğretmen hiçbir derse, nasıl yöneteceğini önceden tasarlamadan girmemelidir.

Ancak şunu da unutmamak gerekir: Her öğretmenin 38 haftada ortalama 900 saat ders için en az 150 ders planı yapması gerekir. Bu olağanüstü bir güç ve zaman ister.  Öğretmenlerin her birinden ayrı ayrı ders planı yapmasını istemek, “ya hiç yapmayın ya da göstermelik yapasınız da olur” demektir.

Oysa iyi bir düzenleme ile 150 öğretmenin veya eğitimcinin yapacağı birer plan; tüm öğretmenler tarafından paylaşılabilir.

(Tüm zümreler için tasarladığım “Senaryolaştırılmış/Zenginleştirilmiş Ders Planı” örneklerim paylaşıma hazırdır, ayrıca Türk Edebiyatı ile Dil ve Anlatım dersleri için plan arşivi vardır)

 

8. ÖYKÜ OKUTAN SORULAR

Sınavlara hazırlanan öğrenciler tekdüze sorulara karşı bıkkınlık göstermektedirler. Oysa onları daha çok isteklendirdiği açıkça kanıtlanan nitelikli sorular var. Bir yaprak testi çözen öğrenci aynı zamanda, soruların metin ve seçeneklerine yerleştirilmiş öyküleri de okumuş oluyorlar. Bu tür sorular öğrencilerin ilgisini çektiği kadar velilerin de olumlu yaklaşımlarına neden olmuştur.

Her ne kadar öykünün asıl metnini okumak anlamına gelmese de, özellikle okumaktan uzak öğrenciler için önemli bir kazanç ve isteklendirme (motivasyon) unsuru oluyorlar.

Öncelikle ilkokul ve ortaokul öğrencileri için öykü okutanmasal okutan, fıkra okutan, roman okutan, yurt ve dünya gündeminden haberdar eden sorulara ağırlık verilmelidir…

 

9. BÜYÜLÜ CÜMLELER, SİHİRLİ PARAGRAFLAR

(Yabancı Dil, Türkçe, Dil ve Anlatım Derslerinin İsteklendirme İlacı)

Türkçe ve yabancı dil derslerinde cümle ve paragraflar üzerinde çalışma yaparken aynı anda öteki derslerle ilişki kurulması, zamandan iki kat yarar sağlanması hemen hemen her öğretim yılında Şube Öğretmenler Kurulu toplantılarında karar kararlaştırılmasına rağmen, hazır materyal yokluğu yüzünden bir türlü uyunamamaktadır.

(Bu konuyla ilgili sekiz yüzün üstünde kullanıma hazır materyal vardır)

 

10. İKİ KONULU SORULAR (Bir Taşla İki Kuş Vurduran Sorular)

9, 10, 11 ve kısmen de 12’nci sınıf öğrencilerini yaprak test çözmeye isteklendirmek, üniversite sınavlarına hazırlanan öğrencilere aynı anda iki derse birden çalışma olanağı sağlamak amacıyla, Türkçe soru köklerini; edebiyat, dil ve anlatım, tarih, coğrafya, matematik, fizik, kimya, biyoloji kitaplarından seçtiğim cümle ve paragraflarla ilişkilendirdim.

Öğrencilerimin, İKİ KONULU SORU olarak adlandırdıkları bu sorularla Üsküdar Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi, Özel Doğuş Lisesi, Doğa Koleji ve İSTEK Belde Fen/Anadolu Liseleri öğrencilerinde büyük heyecan yarattım.

(3213 iki konulu soru, kullanıma veya soru bankası yapmaya hazırdır)

11. ÖĞRETMENSİZ ORTAM KAZANIMLARI (Reklamın Büyüsünü Eğitime Aktarmak)

Öğrencilerin; sınıfta öğretmenlerini beklerken, yemekhanede yemeklerini yerken, salonda sohbet ederken, bahçede gezinirken, kantinde sıra beklerken öğrenmeyle baş başa bırakmayı amaçlayan bir projedir. Üstelik yöneticiler veya öğretmenler tarafından en küçük telkin veya uyarı yapılmadan, doğal akışı içinde…

12. ÖĞRETİMİN YÖNETİLMESİNDE TEKNİK DİREKTÖR KAÇINILMAZDIR

Okullar spor kulüplerine benzer: Müdür; kulüp başkanıdır; yardımcıları, yönetim kurulu üyeleridir; öğretmenler; oyuncudur; zümre başkanları, takım kaptanıdır; öğrenciler de, tribünleri dolduran izleyicilerdir.

Teknik direktör kim? Bu görev okul müdürlerinden bekleniyor. O kadar yönetim görevleri var ki, hem okulu yönetmeleri hem de takımı çalıştırmaları çok zor, adeta olanaksız…

Trabzonspor, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş veya diğer kulüpler; takımlarını dünyanın en iyi oyuncularından oluştursalar, teknik direktör olmadan ne kadar başarılı olabilirler? Tribünleri, yani sınıfları kaç ay,
kaç dönem, kaç öğretim yılı dolu tutabilirler? Kurumun markası sınıfları sonsuza kadar dolu tutabilir mi?

“YENİ BİR OKUL YARATIYORUM!” ADLI KİTABIMDAN SEÇMELER

― Akademisyenler eğitim denizindeki balıklar gibidir, denizden söz edilince kürsü onların hakkıdır, onlara yaraşır. Oysa öğretmenler tatlı su göllerindeki balıklar gibidir; bu yüzden göllerden söz edildiğinde, göllerle ilgili konular gündeme geldiğinde ilk söz onların olmalıdır. Çünkü gölleri en çok onlar bilir.

― Bunun tek sakıncası, objektif olanı bulmanın zor olmasıdır…

― Anlamadığım bir şey var: Pek çok twitte, öğretmenlerimizin yeni eğitim modelleri için yeterli olup olmadığı sorgulanıyor… Ne büyük hata!

― Kör bir noktaya geldik, kör bir kuyunun başında toplandık, kuyudan öğretmeni çıkarmayı düşünüyoruz; oysa öğretmen o kuyuda hiç olmadı ki…

― Öğretmenler ihmal edile edile kendilerini öyle bir yerde buldular ki; bir anda eğitimcilerin, eğitim bilimcilerin hedefi oldular.

― Yaşanan süreç içinde yönetenlerin kendilerine güvenmediklerini gördükçe, ister istemez öğretmenlerin yönetenlere olan güvenleri hasar gördü.

― Artık günümüzde öğretmenin bilgili olması önemli değil, gerekli de değil; yeter ki bilgiye giden yolu gösterebilsin, aksayanlara destek olabilsin!

― Eğitim-öğretimi yakından izleyen veliler kimi zaman öğretmenden, kimi zaman da öğrencilerden yana tavır takındılar.

― Gelinen bu noktada öğretmenlerden sonra en büyük zararı öğrenciler gördü. Doğru/yanlışı kendilerine yakın olanlarda aradılar.

― Öğrenciler, kimi zaman öğrencilere yakın duran yöneticilerin, kimi zaman da en iyi ezberleten öğretmenlerin yanında yer aldılar.

― Öğrenciler; bir türlü öğrenmeyi öğrenemedi, öğrenci merkezli öğretimin tadına alamadı, bilgiye giden yolda yürüyemedi, hedefe varamadı, bilmekten doğan sevinci yaşamadı, paylaşamadı

―  Siyasilerin eğitim konusunda aldıkları isabetsiz kararlardan daha çok eğitim yöneticileriyle okul kurucuları etkilenir. Sınıf kapısından girmedikleri sürece, akademik başarı konusunda belirleyici olamazlar. Çünkü o mekân öğretmenindir; neyi, nasıl, niçin, ne zaman öğreteceğine öğretmen karar verir.

Sefer YÜRÜK

http://www.iyiorneklerlisesi.com/arsiv3.html

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.