Eğitimden Anlaşılan

Bir eğitimci ve aynı zamanda çocuğu olan bir veli olmam nedeniyle geçtim kaldım kelimelerinin sıkça kullanıldığı şu günlerde bu yazıyı kaleme alma gerekliliği hissediyorum. Amacım kimseyi kırmak değil ama benim eğitimden ne anladığımı söylemezsem olmaz.

Benim eğitimden anladığım güven, sevgi, iyi niyetin gelecekte ihtiyaç duyulacak bilgilerle süslenmesi, öğrencilerin geleceğe hazırlanması. Bireysel farklılıkların iyi gözlemlendiği, rahatsızlıkların giderilmeye çalışıldığı, öğrencinin bir sınav kağıdından çok şey ifade ettiği bir birliktelik.

Bir lise velisi olarak  bu yıl yaşadıklarım benim için inanılmaz bir deneyim oldu. Tüm öğrencilerin çok zeki ve çalışkan olduğunun kabul edildiği bir ortamda (ki burası bir anadolu lisesi değil öğrencilerin 200 lü puanlarla girdiği bir meslek lisesi) devamsızlıkların peşinde koşan bu arada okulda olsun olmasın öğrencilerin 31 tamamlamasına gayret eden bir eğitim kurumuyla karşı karşıyaydım. Haftanın yaklaşık 5 saat dersinin boş geçtiği, boş saatlerde 15-16 yaşlarda 30 öğrencinin suskun bir şekilde sınıfta oturmasının beklendiği, ders başarısı ile sosyal faaliyet dengesi kurulan bir eğitim yuvası.

Öğrenciler meslek edinmek için gittikleri okulda faaliyetlerde oldukları saatlerde yok yazıldığı, henüz devamsızlıktan kalmamışken evlerine kaldıklarına dair kağıtlar gönderilen bir okul. Bu lisede, başarı hesabının o yıl kaç öğrencinin sınıfta bırakılıp okulu bırakmak zorunda kaldığı diye düşünmeden edemiyorum.

Öğrencilerin sıkıntılarını anlatamadığı, kendilerini ifade etmek için uzun süre enerji toplamaları gereken bir eğitim kurumunun gelecekte onlara nasıl bir yardımda bulunacağı sorusunun cevabını sizlere bırakıyorum.

Bazı arkadaşların o zaman hepsi geçsin çalışan çocuklara yazık değil mi dediğini duyar gibiyim. Öncelikle şunu belirtmem lazım ki başarılı öğrencilerin eğer çok geçerli bir nedenleri yoksa tercihleri asla meslek okulları olmamakta. Onlar gelecek hedeflerini yükseklere yönelten bunu için gayret gösteren ve bunu da başarabilen çocuklar.

Benim bahsettiğim öğrenciler genelde okullarda hep arka sıralarda kalan, ayrıldıkları ve yok sayıldıkları için kendilerine inançlarını yitirmiş bir grup. Yine bu grubun bir çoğu alt gelir seviyesinden geldiğinden lise tercihlerini meslek liselerinden yana yapanlar. Bu öğrenciler okulda oldukları sürece horlanmak yerine güven duyulmasına ihtiyaç duyuyorlar. İhtiyaçlarını bildirmek için idare ile görüşmeye gittiklerinden azarlanmamak arzusunda bir gruptan bahsediyorum. Velilerin dahi öğrenci durumuna göre sınıflandırıldığı “Kalsınlar burunları sürtülsün. zaten bunlar ülkeye ancak zarar verir.” yaklaşımıyla o koltukları işgal eden eğitimci (?) bir grubun tacizine maruz kalan veli ve öğrencilerin hissiyatını anlamak için bunları birebir yaşamış olmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum.

Asıl canımı acıtan iki yıl üst üste sınıfta bırakılıp okuldan ayrılmak zorunda bırakılan çocuklar. Bu çocukları erken yaşlarda evlenip katledildiğinde, sokaklarda kalıp toplum için tehlike arz etmeye başladığında acaba bu acıyı sadece aileler mi yaşıyor? Ya da burunları sürtüldüğü için arkadaşlar mutlu mu oluyorlar?

Sabahları kendi çocuklarını okullarının kapısına kadar götüren, okulda olmaları gereken saatlerde çocuklarını güvenle okullarına bırakan eğitimcilerin burnunu sürttükleri öğrencileri düşünerek mutlu olmadıklarını ummak istiyorum.

Sanırım bu yazıdan sonra geçti- kaldı kelimelerini duyduğunuzda sizler de çok farklı şeyler düşüneceksiniz.

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.