Eski Ramazanları Anarken

Benim çocukluğumda; ramazan öncesi, tıpkı önemli bir misafiri karşılar gibi bir telaş kaplardı ev halkını. Sahur vakitlerinde zifiri karanlık sokaklarda davulcunun sesi yankılanır, evleri aydınlatan cılız lambaların ışığında hep beraber bir tabaktan yemekler paylaşılırdı. Ne varsa yokluğa dair, her şey vardı. Fakirdik lakin mutluyduk. Hayal meyal hatırladığım 12 Eylül darbesiyle sonuçlanan yıllarda bile her şeye rağmen geleceğe dair güzel umutlar beslerdik. İftar öncesinde tvde Karagöz Hacivat oynatılır, kahvehanelerde insanlar tv karşısında o gösteriyi seyretmek için toplanırdı. Bugünün çok kanallı tv ekranlarında, bol dedikodulu programların bayağılığında kaybolmazdık. Tabaklar tekti ama insanlar çoktu. Yemekler azdı ama muhabbet boldu. O muhabbetle doyardık çocuk masumiyetimizle. Elimizde yumurtalarla evimize yarım saat uzaklıktaki fırına yumurtalı pide yaptırmaya gider, dönüşte ucundan bir parça koparmamak için kendimizi zor tutardık. Köpük helva ve renkli macun bugünün bütün şekerlerinden daha tatlıydı.

Benim çocukluğumda insanlar Ramazan’ın sadece midenin değil, bütün bedenin ve ruhun ibadeti olduğu bilincine sahiptiler. Bu bilinçtir ki, tekne orucu tuttuğumuz zamanlarda dahi öğle vakti oruç açmaktan imtina eder iftarı beklerdik.

O yıllarda Teravih namazına komşularla gidilir, kalabalık dönülürdü. Şimdi bakıyorum da; geçen zaman içinde biz büyüdük. Bizle beraber kalabalıklar içinde, yalnızlığımızda büyüdü. Sofraların yerini masalar aldı. O masalarda tabaklar çoğaldı, kaşıklar azaldı. Camilerde cemaat çok, ramazanını ve bayramını tebrik eden, birbirini tanıyan insanlar yok. Bugünün dünyasında maddiyat bulunup, maneviyat aranan. Her sahur öncesi rahmetli annemin, hadi uykucular sahura diye seslenişi ya da iftar vakitleri babaannemin o sevimli telaşesi… Çocukluğuma dair hepsi bir anı şimdi. Sahur ve iftar vakitleri, masanın etrafında bir iki kişi… Kim fakir kim zengin şimdi?…

Ramazanın hayrı, bereketi, paylaşmanın huzuru üzerimize olsun… Dua ile…

 

Yazarın Notu: Yazımı tamamlamadan önce İsrail’in Filistinlilere yönelik katliamını öğrenmiş bulunmaktayım. Ne yazacak kalem kaldı ne de bizde eskiye ve yeniye dair afiyet. Bize düşen kağıda dökülen gözyaşı, dua ve dahi…

Sözün bittiği yerdir artık. Suriye, Filistin ve ümmetin gözyaşlarının döküldüğü her bir noktadaki zulmün son bulması dileklerimle… Erken yitirdiğimiz değerimiz Cahit Zarifoğlu’nun şiirinde dediği gibi; Filistin bir sınav kağıdı, her Mü’min kulun önünde…

Rabbim bu ramazan günü ve her daim sınavımızda bizi muvaffak kılsın.. Selametle..

Rıza CEYLAN

Eğitimci Yazar

NLP Master Practitioner

Lider Eğitimci Yazarlar Derneği

Denetleme Kurulu Üyesi

ceylanriza@hotmail.com

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz