Karne Heyecanı (!)

Çocukluğuma dair en net hatıralarımdan biridir karne günleri. O günü büyük bir sabırsızlıkla bekler, öğretmenimizin sınıfta nasıl bir konuşma yapacağını merak ederdik. Hepimiz az çok notlarımızı bilirdik. Daha doğrusu yazılı sınav ortalamalarımızı. Bundan hariç öğretmenin verdiği sözlü notunu kimse bilmezdi. Hatırlıyorum da özellikle sınırda kalan arkadaşlarımız karne notları hakkında tahmin yürütürdü. “Hoca beni seviyor kesin notumu yükseltmiştir” veya “Bu dönem iyi geçmedi notumu tamamlamamıştır” şeklinde pek çok düşünce içimizi saran heyecanla birleştiğinde karne günü geçmek bilmezdi! Sabahtan başlayan uğultular ve cık cık eden yüreklerimizle karnelerin dağıtımına kadar adrenalin denizinde yüzerdik. Sonra karnelerin dağıtımıyla herkes tek tek notlarını inceler, o da yetmez birbirimizin notlarıyla da karşılaştırırdık.

Şimdi öğretmen olarak bu kez karne alan değil karne veren taraftayız. Bunun sorumluluğu kuşkusuz daha ağır ancak son zamanlarda görüyorum ki o eski karne heyecanları da pek kalmadı sanki? Belki ilkokul öğrencileri için hala heyecan var ama ortaokullarda aynı merak ve sabırsızlığı göremiyorum. Bunun sebeplerini düşündüm geçenlerde ve şöyle sonuçlara vardım. Bilmem katılır mısınız?

  1. Heyecan yok çünkü e-okul sistemi sayesinde zaten herkes notunu biliyor. Hatta bu notlar cep telefonlarına mesaj olarak geliyor. Dolayısıyla karne almadan aslında karnelerini online olarak görebiliyorlar. Karne dağıtımı ise işin prosedürü olarak kalıyor.
  2. Benim zamanımdaki karneler öğretmen tarafından elle doldurulurdu. Öğretmenlerimiz en güzel el yazılarıyla notlarımızı ve karne görüşünü yazardı. O görüşü büyük bir merakla okurduk. “Acaba öğretmen ne yazdı” merakı anlatılmaz yaşanır diyorum sadece. Şimdi ise her şey bilgisayar çıktısı. O özen, dikkat ve eşsizlik gitti yerine tekdüze bilgisayar yazısı geldi. Öğretmen görüşleri de internetten bulunan güzel sözlerin kopyala yapıştırından ibaret kaldı.
  3. Bizim notlarımız 1, 2, 3, 4, veya 5’ti. Okunması anlaşılması kolay sayılardı. Bana sorarsanız en iyisi onluk sisteme dönülmesi ama yine de beşlik sistemin de bir ağırlığı vardı. Oysa kendi öğrencilerimin dönem sonu ortalamalarına baktım tamsayı neredeyse yok. Hatta birinin fen ortalaması 64.0208 düşmüş. Allah aşkına bu sayıyı kaç çocuk doğru okuyabilir? Ortaokul öğrencilerinden bahsediyorum? Düşünsenize birisi “fen dersin kaç gelmiş” diye sorsa cevap veremiyorsun çünkü sayıyı okuyamıyorsun! Ya da 64 tam onbinde 208 (umarım doğru okumuşumdur) diyorsun ki bu sefer de karşındaki seni anlayamıyor. Böyle saçma bir notlandırma sistemi olamaz diyorduk ki yüzlük sisteme geçilmesi, üstelik virgülden sonra dört basamağa kadar yazılması, bizi yine ters köşeye yatırdı. Yani düşünün bu kadar hassas notlandırma sistemimiz var (!) Elbet bunun yıl sonu başarı puanları açısından bir değeri vardır ama karnesinde böyle garip sayılar gören bir çocuktan heyecan bekleyebilir misiniz?
  4. Eğitimi belge/sertifika çöplüğüne döndürdük. Hatırlıyorum da sınıfımızda az kişi teşekkür alır, daha da azı takdir belgesine layık görülürdü. Takdir alanlara “parlayan bir yıldız” gözüyle bakılır, teşekkür alanlara imrenilirdi. Şimdi bakıyorum da neredeyse okuma yazma bilene belge düzenleniyor. Onu da geçtim, başarı ve üstün başarı belgeleri bile karaborsa! Karneye yapılan masrafın on katı bu belgelere yapılıyor. Çocuklar bile belge koleksiyonu yapmaktan bıkmış durumda. Varın gerisini siz hesap edin.
  5. Son olarak eğitim sistemine karşı olan genel güven kaybı ve gelecek endişeleri artık karnelerin de eski tadını tuzunu yok etti diye düşünüyorum. Okul birincilerinin açıkta kaldığı, sınavdan sınava koşturan bir neslin yetiştiği sistemde karne olsa ne, olmasa ne diye düşünüldüğünden de eminim. Binlerce üniversite mezununun işsiz gezdiği bir ülkede senin karnendeki 64.0208’in ne önemi var ki?

İşte bu sebeplerle eski karne heyecanını göremiyorum. Çünkü hemen her şey gibi bu olayı da sıradanlaştırdık, bayağı hale getirdik. Ne diyelim, eski günleri özlüyor insan.

Erdem Oklay

www.erdemoklay.com

Facebook Yorumları
Erdem Oklay
Erdem Oklay hakkında 11 makale
1984 yılında Aydın'da doğdu. Söke Hilmi Fırat Anadolu Lisesi'nden 2002 yılında mezun olarak Makine Mühendisliği bölümünü kazandı, bir yıl devam etti. 2004 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümüne kaydoldu. 2008 yılında mezun olarak, [92] KPSS P10 puanıyla fen bilimleri öğretmeni olarak göreve başladı. Aynı yıl, babasını toprağa verdikten birkaç hafta sonra Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Eğitim Yönetimi bölümüne birinci sıradan girerek yüksek lisans eğitimine başladı. Toplam Kalite Yönetimi üzerine verdiği tezle bilim uzmanlığı [M.Sc.] derecesi aldı. 2012 yılı Şubat ayında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde aynı alanda doktora programına kabul edildi [ALES: 91 KPDS: 78]. Çalışmalarını eğitimde kalite ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, örgüt ve yönetim teorileri, eğitim politikaları, düşünce tarihi ve insan doğası ile eğitim sosyolojisi üzerine yoğunlaştırdı. Çeşitli kongre ve konferanslarda sözlü bildiriler sundu. Akademik kitaplarda bölüm yazarlığı yaptı. Tek yazarlı ve ortak bilimsel makaleleri yayımlandı. Farklı mecralarda eğitim, bilim ve gündelik hayat üzerine yazılar yazdı. Şu sıralar doktora tezi olarak öğretmen yeterliklerinin eleştirel pedagoji bağlamında yeniden kurgusu üzerine çalışmaktadır. Bu zaman zarfında öğretmenlik mesleğini de sürdüren Erdem Oklay, 2015 yılında MEB tarafından yılın "fark yaratan öğretmenlerinden" seçilerek Ankara'daki 24 Kasım programlarına davet edildi. 2017 yılında yüzlerce öğretmen arasından seçilerek, CERN'de (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) düzenlenen 7. Türk Öğretmenler Çalıştayı'na katıldı. Akademik ve mesleki hayatında "İnsana ait olan hiçbir şey bize yabancı değildir" prensibini benimseyen Oklay, çalışmalarını büyük bir azim ve titizlikle sürdürmektedir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz