Köy Enstitüleri ve Toplum Kalkınması

Köy Enstitüleri, tüm yurdu kapsayan, toplumsal yapımıza uygun bilimsel bir düzendir. Köy gerçeklerine göre yetişip yine köyde çalışacak olan bireylerin araştıran düşünen sorgulayan bir zihniyetle yapılanmaları okulların temel ilkelerindendir. Kendine yabancılaşmamış bir sistemde özgürleşmiş bireyler Köy Enstitülerinde yetişmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği olumsuz şartlara rağmen haklı davalarını sürdürmüşlerdir; eleştirilere karşı kırılganlık göstermeyen öğretmenler ile yırtık kıyafetleri ve çıplak ayaklarıyla eğitime meraklı öğrenciler işbirliği halindedir. Kendine zor yeten bir toplumun “muasır medeniyetler seviyesine” erişebilmesi ekonominin iyileştirilmesinden ve nitelikli bir eğitim sürecinden geçmektedir. Bunun farkına varan ülkemiz aydınları, hali hazırdaki eğitim kurumlarının köylerdeki yaşantıda belirgin bir fark yaratmadığını gözlemlemiştir. O dönemde nüfusun büyük çoğunluğunun (%74.16) köy nüfusundan oluşması, dönüşümü köylerden başlatmayı gerekli kılmıştır. Bu bağlamda Köy Enstitüleri toplumsal bir kalkınma projesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Memleketin gerçek sahibi ve efendisi köylüdür,” sözü köyün ve köylünün önemini vurgulamaktadır. Günümüz eğitim sistemi, Köy Enstitülerinin yakaladığı seviyenin çok gerisinde kalmıştır. Bilimsel çalışma yapan kıymetli insanlarımız ülkemizde çalışma olanağı bulamadığı için yurt dışındaki üniversitelerde çalışmalarını sürdürmektedir. Eğitim sistemimiz, toplum kalkınmasını sağlayacak nitelikte ve düzeyde değildir.

Ege bölgesindeki okullarda zeytincilik, bağcılık; doğu bölgelerde hayvancılık önemli olduğundan enstitülerde farklı uygulamalar yer alıyordu. Bölgelerin ihtiyaçlarına göre bir program uygulanıyor, her bölge için aynı uygulama dayatılmıyordu. Ast – üst ilişkisi bu kurumlarda yer almıyordu. Öğretmen de öğrenci de okulun, köyün, toplumun gelişimine katkıda bulunuyordu. Demokrasi, en genel tanımıyla halkın kendi kendisini yönetmesidir. Demokratik eğitim, bireylerin özgürleşme sürecindeki önemli bir aşamadır. Hoşgörü, karşılıklı saygı, birlikte çalışma, özgür düşünme, fırsat eşitliği demokratik eğitimin temel ilkeleridir. Köy enstitülerinde imece usulü vardır, öğretmen ile öğrenci iş birliği içindedir.  Öğrenciler paylaşımcı, gönüllü faaliyetler içindedir.

Köy enstitüleri, döneminin ihtiyaçlarına cevap verecek niteliktedir. Amaçlarından biri, “Eğitim, üretim içindir.” felsefesine dayanmaktadır. Buradaki eğitimden kasıt, sadece bilgi edinme yolu ve yöntemi değildir. Öğrenciler genel kültürden tarıma, teknik derslere kadar farklı alanlarda donanımlı yetiştirilmiştir. Mezun olduklarında öğretmenliğin yanında inşaat, biçki – dikiş, ziraat gibi farklı alanlarda yetkinleşip köylerine örnek olmuşlardır. Böylelikle kendi öz değerlerine uyumlu bir aydınlanma süreci Köy Enstitüleri ve bu enstitüleri inşa eden zihniyet sayesinde yaşanmıştır. Dönemin bilimsellikten uzak köy halkı, Köy Enstitüsü mezunlarına ilk başta dirense de tarımda, zanaatta faydalı uygulamalar sergilediklerini görüp onların yaptıklarını hayata geçirmeye başlamıştır.  Enstitü mezunları yaparak yaşayarak öğrenme modeliyle eğitildiklerinden köy halkına pek çok faydalı katkı sunmuştur. Hatta öğrencilerin ürettikleri ürün gelirlerinden fazlası devlet hazinesine aktarılmıştır. Günümüzün ihtiyaçlarıysa inovasyona, teknolojiye ağırlık vermeyi gerekli kılmaktadır. Bu ihtiyaçlara eğitim sistemi içinde cevap verebilmek için yeniden toplumsal bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç vardır. Mevcut sistemimiz merak duygusunu köreltmekte, Dünya’ya keşfetme güdüsüyle gelen çocukların parlak zihinlerine ezberci bir anlayışı dayatmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak da ülkemiz bireyleri değişen ve dönüşen dünyanın eğitim seviyesinin çok gerisinde kalmaktadır. TEGV’in sloganındaki gibi “Bir çocuk değişir, Türkiye değişir.” mantığıyla hareket eden, memur zihniyeti taşımayan aydınlık zihinli öğretmenlere, eğitimcilere ihtiyacımız vardır.

Köy Enstitüleri pragmatizm felsefesine dayanır. İlerlemecilik ve yapılandırmacılık akımlarını benimsemiştir. John Dewey’in eğitim raporunu dikkate almıştır. Dewey, yegâne işlevinin birtakım konularla soyut doğruları çocuğa aktarmak olduğunu düşündüğü eski okul anlayışına karşı, eğitime psikolojik bir yaklaşım sergiler. O, eskinin konu merkezli yaklaşımına karşı, çocuğu eğitimin merkezine yerleştirirken, aslında onun eğitimin hem başı, hem merkezi ve hem de en yüksek amacı olduğunu söyler. Ona göre, eğitimde ideal, çocuğun muktedir olduğu büyüme ve hayata geçirebileceği gelişmedir.”[1] Günümüz eğitim sistemi teoride öğrenci merkezli olmasına rağmen pratikte öğrencinin potansiyelini gerçekleştirmesine izin vermemektedir. Sistem, bilişsel becerisi yüksek çocukların gideceği okulları “kaliteli okul” olarak nitelendirirken çok güzel resim yapan, müzik yeteneği olan ya da atletik beceriye sahip çocukları harcamaktadır. Kayıp ve mutsuz bir nesil yetişmektedir. Köy Enstitülerinde yer alan sanatsal duyarlılık günümüz eğitim sisteminin çok ilerisindedir. Köy Enstitülerinde yetişen önemli sanatçılar acaba bugünkü eğitim sisteminde yetişselerdi yine aynı nitelikte ve düzeyde olurlar mıydı? Ya da neden bizim toplumumuzdan David Garrett, Beethoven, Leonardo da Vinci çıkmadı? Çünkü bu potansiyeli taşıyan öğrencilerimiz, yetenekleri doğrultusunda pratik yapmak yerine matematik testi çözmeye dayatıldı. Bir hayal kurulacak olursa eğer Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, şimdilerde ülkemizde çok farklı konular gündem olurdu. Canan Dağdeviren, Aziz Sancar, Bahri Karaçay gibi değerlerimiz yurt dışı yerine ülkemizde bilim yapıyor olurlardı. Açıkça görülmektedir ki günümüz koşullarına uygun yeni bir toplumsal uyanışa ihtiyacımız var.

[1] Ahmet Cevizci, Eğitim Felsefesi, Say Yayınları, 4. Baskı, Sayfa:140

Facebook Yorumları
Mavi Tuğba Ateş hakkında 3 makale
*Mavi bende huy değil. Mavi olana kadar birçok renkten geçiliyor, hepsinden biraz taşıyorum. *Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi

1 yorum

  1. Sevgili Tuğba hanım yazınızı sitenin ana sayfasını açtığımda gördüğümde ilk hissettiğim duygu ‘Köy Enstitüleri’ hakkında hâlâ sizin gibi değerli insanların yazılarının olması beni çok duygulandırdı. Yazınızı büyük bir keyifle okuduğumu belirtmek isterim. Kendim de şu an Uludağ Üniversitesi’nde Sınıf Öğretmenliği okuyan biri olarak diyebilirim ki, şu an biz öğretmen adaylarına kazandırılması gereken beceriler ve düşünce becerilerinin yıllar önce bu güzel okullarda verildiğini okumak, şu an başta beyin göçü olmak üzere bilimsel araştırmalar için değerli insanlarımızın yurtdışına gidip çalışmalarını buralarda sürdürmeleri hakkında da gerçekleri görmemizi sağlıyor. Bu okullar hakkında da 2017 yılının 25 Kasım’ından beri okumalar yapıp araştırıyorum ve yazıyorum. Blog adresimde bu konu hakkında iki yazı mevcut. Okumak isterseniz; (https://ahenkyaziyor.blogspot.com.tr/2017/06/sfrdan-bir-egitim-sistemi-yaratmak-veya.html) ve (https://ahenkyaziyor.blogspot.com.tr/2017/04/77-yl-once-bugun.html). Okuyup ve yazmakla ile de kalmayıp bu okullardan mezun olan öğretmenler ve bu değerli öğretmenlerin yetiştirmiş olduğu öğrenciler ve sonra bu kutsal meslek olan öğretmenliğe gönül vermiş olan insanlarla sürekli iletişim halinde olmaya çalışıyorum. Merkezi İzmir’de bulunan Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’ne de üyeyim. Yazı için teşekkürlerimi sunuyorum, mutlu günler dilerim.

Yorumunuz