Lider Öğretmenler ve Eğitimde Kalite Kültürü

Lider öğretmenlerin yüzleşmek zorunda olduğu en önemli sorun kalite fikrinden yoksun okul kültürleridir. Hatta denilebilir ki okulun aslında en büyük sorunu kaliteye odaklanmayan kültürün yaygınlaşmış olmasıdır. Diğer bütün sorunların kaynağı budur. Gelin biz buna bürokrasi kültürü diyelim. Kalite kültürünü bürokrasi kültüründen ayıran en temel fark kalite kültüründe aşamalı bir gelişim sürecinin kurumun tüm aktörleri tarafından izlenmesi ve sorumluluğunun paylaşılmasıdır. Bürokraside ise aşamalı gelişme değil düzenin devamı yani çarkların dönmesi önceliklenir. Düzen her şeydir. Bazı öneriler doğru bile olsa düzeni korumak adına değişime direnç gösterilir. Bu direnç o denli güçlüdür ki kurumun her noktasında etkisi hissedilir.

Yenilikçi fikirlere sahip öğretmenler başta kendi meslektaşları ve daha sonra okul idaresi tarafından setle karşılanır. Bu tarz kurumlarda genel olarak ifade edilen cümleler bellidir. Bunların başında “Böyle gelmiş böyle gider…”, “Bu iş sana mı kaldı…”, “Biz bunları zaten denedik ama olmuyor…”, “Fazla üstüne gitme dersine gir çık yeter…”, “İcat çıkarma…”, “Off bu işin de bir sürü evrakı çıkar şimdi…”, “Bunlar Türkiye’de tutmaz…” gibi yerleşmiş ifadeler gelmektedir. Böyle bir ortamda daha fazla dayanamayan öğretmenler de “vaziyete uymak” zorunda kalırlar. Bu tam anlamıyla bir kısır döngüdür. Vaziyete uyan öğretmen artık fazla bir gayret içerisine girmemekte ve yenilikçi fikirler rafa kaldırılmaktadır. Böylece bürokrasi kültürü kendini besleyen bir sürece evrilmektedir. Bürokrasiden niye kurtulamadığımızın cevabı budur.

Bürokratik öğretmenler için öğrenciler arasında kayda değer farklılıklar yoktur. Onlara göre öğrenciler temel olarak iyi not almaya odaklanmış varlıklardır. Öğretmenin gözüne girmek için çaba gösterirler. Gerçekte de öğrencilerle iletişime girildiğinde pek çoğu geleceğe dair hedeflerinden bahsetmez. Onlar için eğitimin amacı iyi not alıp sınıfı geçmek ve böylece öğretmenin de gözüne girmekle sınırlıdır. Oysa bu, öğrenciler için eğitimin tali bir hedefi olmalıdır. Ancak, uzun vadeli gelecek hedeflerine sahip veya bu hedeflere güçlü biçimde bağlı öğrencilerimize pek rastlanmamaktadır. Çünkü bürokrasi kültürü buna müsaade etmemektedir. Daha doğrusu bunu kolaylaştırıcı bir ortamı sunmamakta ve rehberlik yapılmamaktadır. Onun yerine belirli testleri geçme ve “aptal olmadığını” kanıtlamak kutsallaştırılmaktadır.

Bu kültürün öğretmeni doğal olarak “günü kurtarma” telaşı içerisindedir. Nasıl olmasın ki? Sistem ona yapması gerekenleri adım adım söylemekte; iş takvimi sene başından kendisine verilmektedir. Bu halde derse “girip çıkan” öğretmenin iş doyumu düşük, çalışma temposu zayıftır. Mesleki anlamda beklentisi yoktur. İşini yapar ve evine gider. Her gün aynı rutini sürdürür. Öğrencileri de ona ayak uydurur ve Cüceloğlu’nun deyimiyle –mış gibi eğitim böylece sürer gider. Sene sonunda öğretmenlere kalan yorgunluk ise faydalı bir iş yapmış olmanın değil; rutini sürdürmek için harcanan enerjinin yorgunluğudur.

Dünyanın belki de iş doyumu en yüksek mesleği “lider öğretmen” için bir işkence niteliği kazanmıştır. Bu durumdan kurtulmanın çaresi olarak da çoğu zaman tayin isteme ön plana çıkmaktadır. Oysa sistem her yerde aynıdır. Bürokrasi bir ağ gibi eğitimin kalbini sarmıştır ve ondan kurtulmak ilk etapta imkansız görünmektedir. Bu yüzden lider öğretmen gittiği hemen hiçbir okulda umut ettiği çalışma ortamını bulamaz.

Lider öğretmenlerin bu aşamada iki seçeneği vardır. Ya ortama uyup düşük iş doyumuna katlanarak “yaşamını sürdürecektir” ya da terk-i diyar edecektir. Genellikle ilki yapılır. Hayat şartları ağırdır ve belli bir emek sonucu hak edilmiş bir unvan, maaş ve toplumsal mevki vardır. Bunları elinin tersiyle itmek kolay değildir. Böylece bürokrasi sisteminin çarklarına yeniden ivme kazandırılır. Ama haklarını yemeyelim, ikinci seçeneğe yönelenlere de rastladım. Onlar gerçek anlamda fark yaratan insanlar…

Lider öğretmenlerin yani kaliteyi önemseyen, öğrencilerinin standart testleri geçmesinden ziyade kişilik ve akademik gelişimlerine önem veren öğretmenlerin bürokrasi kültüründeki tek açmazı budur. Diğer tüm sorunlar bürokrasi kültürünün olumsuz yansımalarından başka bir şey değildir. Bürokrasi kültürünü kalite kültürüne dönüştürmek ise en başta farklı bir paradigma benimsenmesi ile mümkündür. Ancak bu sadece lider öğretmenlerin değil; okul yönetimleri başta olmak üzere okulun tüm aktörlerinin katılımıyla gerçekleşebilir. Bu dönüşümü başlatacak enerji ise okul aktörlerinin yetkinlikleri ile doğru orantılıdır. Bu ise ileriki bir yazının konusudur.

Okulda kalite kültürü, toplam kalite felsefesi, kurumsal gelişim vb. konularda destek almak için facebook veya kişisel web sitem üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

 

Erdem OKLAY (Uzman Eğitimci)

www.erdemoklay.com

Facebook Yorumları
Erdem Oklay
Erdem Oklay hakkında 12 makale
Lisans eğitimini Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Bilgisi öğretmenliği bölümünde tamamlayan Erdem Oklay, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi bilim dalı yüksek lisans programı mezunudur. Halen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde doktora eğitimini sürdürmektedir. Akademik ilgi alanları; eğitim sosyolojisi, dezavantajlı çocukların eğitimi, eleştirel pedagoji, eğitim tarihi, eğitim politikaları ve liderlik kavramı ile nitel araştırma metodolojisidir. 2008 yılından beri MEB'de fen bilgisi öğretmeni olarak görev yapan Oklay'ın editörlü kitaplarda bölüm ve makale yazarlığının yanı sıra, bilimsel toplantılarda sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Oklay, çeşitli internet sitelerinde başta eğitim olmak üzere, bilim ve gündelik yaşama dair yazılar yazmakta; ayrıca içerik editörü olarak görev yapmaktadır. Çalışmaları neticesinde 2015 yılında MEB tarafından "yılın fark yaratan öğretmenlerinden" seçilerek Ankara'da düzenlenen Öğretmenler Günü etkinliklerine il temsilcisi olarak davet edilmiş; 2017 yılında ise CERN'de düzenlenen 7. Türk Öğretmenler Çalıştayı'na katılmıştır.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.