Öğretmenim Biliyor Musun Kendimi Hiç Mutlu Hissetmiyorum

Evet, dünyaya daha yüksek bir farkındalıkla geldiğim doğru. Benden önceki nesillere oranla birçok alanda daha fazla yetenekliyim. Ebeveynlerimin elinden düşürmediği tüm teknolojik aletlerin nasıl kullanıldığını bana öğretmelerine ihtiyaç duymadan öğrenebiliyor, oyunlarda hızla tur atlayabiliyor, istediğim tüm videolara kolayca ulaşabiliyorum.

Evet, neşesiz ve donuğum çünkü neredeyse doğduğum andan itibaren televizyon karşısındayım, doğduğumdan beri ebeveynlerimin gözlerinden, mimiklerinden çok bana yönelttikleri telefonlara ve fotoğraf makinelerine bakıyorum. Gittiğimiz her yerde, burası bir oyun parkı olabilir, belki bir müze ya da arkadaşımın doğum günü partisi, en sık duyduğum “Hadi şurada dur da bir fotoğrafını çekeyim” oluyor. Benimle geçirdikleri vaktin daha fazlasını benim fotoğraflarımı paylaştıkları sosyal medya hesaplarında, takipçileri ile etkileşim halinde geçiriyorlar.

Kendimi hiç mutlu hissetmiyorum çünkü;

Bizim evimizde “Olmaz, yok, belki daha sonra, şimdi olmaz” gibi kelimeler hiç çıkmaz ebeveynlerimin ağzından. İstediğim her şey en kısa zamanda yerine getirilir. Çünkü istediğim olmazsa buna nasıl sahip olabileceğimi çok erken yaşlarda öğrendim. Ağlayan, tutturan yanımla uğraşmak oldukça yorucu geldiğinden ve her defasında tutarlı davranışlar sergileyemediklerinden beklemeyi, belki daha sonra sahip olmayı, belki de hiç sahip olamamanın yaşatacağı hissin tadını öğrenemedim ve bu yüzden girdiğim ilk sosyal ortam olan okulda kendimi mutlu hissedemiyorum. Çünkü tıpkı benim gibi istekleri olan, her istediğimi istediğim anda karşılayamayacak arkadaşlarımla geçiriyorum günümü okulda.

Kendimi hiç mutlu hissetmiyorum çünkü;

Evde tüm kuralları ve sınırları belirleyen ben olduğum için istiyorum ki okulda da öğretmenlerim etkinlikler sırasında, arkadaşlarım oyunlarımız esnasında sadece benim sesimi duysunlar. Ebeveynlerim “Çocuğum yeter ki mutlu olsun” diye her istediğimi yaparken okuldaki kurallar, sınırlar ne için. Neden parkta elinde ki oyuncakla oynamak istediğim için oyuncağı çekiştiridiğim çocuğun annesi “Eğer o oyuncakla oynamak istiyorsan izin almalısın, paylaşmak istemiyorsa saygı duymalısın” dedi ki. Bu da ne demek oluyor? Her ortam ve her koşulda önemli olan benim mutluluğum değil mi?

Küçük bir çocukken isteklerimi ihtiyaçlarımı karşılamak oldukça kolaydı ebeveynlerim için ama büyüdüm ben, istek ve ihtiyaçlarım da büyüdü. Tüm isteklerimi sınırsızca karşılarlarken ne oldu da “Her zaman her istediğimiz olmayabilir” demeye başladılar. Oysa doyumsuz kişiliğimi inşaa edenler onlardan başkası değildi.

Kendimi hiç mutlu hissetmiyorum çünkü;

Birşeyin kafama takılmasına, merak etmeme, merak ettiğim şeyin peşine düşüp merakımı gidermeme ayırabileceğim hiç zamanım yok. Neye ilgim olduğunu ya da hangi konuda yetenekli olduğumu keşfedebilmem için geçirmem gereken tüm zamanları ebeveynlerimin benim için seçtikleri kurslarda geçiriyorum. Hiç mutlu hissetmiyorum kendimi çünkü bale yapmayı sevmiyorum, ben o pembe tütüyü değil tenis raketini seviyorum. Ben piyano çalmayı değil kemanı öğrenmek istiyorum.Yüzme takımına girmek değil kitap kulübüne üye olmak istiyorum.

Kendimi hiç mutlu hissetmiyorum çünkü;

Kıyafetlerimi kendim seçebiliyorum, okula giderken hangi çantamı alacağımı, bir partiye katılacaksam elbisemin altına giyeceğim ayakkabımı da yine de bugün arkadaşımın giydiği ayakkabıyı görünce birden mutsuz hissettim kendimi, o ayakkabıdan neden bende yoktu (Kocaman bir dolap dolusu kıyafetim olmasına rağmen o dolabı dolduran her şey değersizleşmişti birdenbire.), peki Spiderman kostümü yerine neden bana bu gömleği ve papyonu takmıştı annem? Neden bugün kostüm partisi olduğunu bildiği halde bu eşofman takımını giydirip göndermişti beni partiye?

Kendimi hiç mutlu hissetmiyorum çünkü;

Annem ve babam en iyi imkanlarla başlayayım hayat yolculuğuma diye var güçleriyle çalışıp çabalıyorlar. Annem genelde iş seyahatleri dolayısıyla şehir dışında, babamın geç saatlere kadar süren toplantıları oluyor. Ben çoğunlukla büyükannemle ya da konuştuklarını çok zor anladığım bakıcı ablam ile geçiriyorum okul sonrası saatlerimi. Evet çok eğlenceli şeyler yapıyoruz, her akşam parka uğruyoruz, kurabiyeler pişiriyoruz, ipadime yeni oyunlar yüklüyoruz ve uykudan önce muhakkak bir hikaye dinliyorum onlardan. Çok geç saatlerde eve döndüklerinden ebeveynlerim ya yorgun oluyorlar  ya da çok sinirli ve benden istedikleri tek şey odamda benim için aldıkları oyuncaklarla usluca oynamam. Bu yüzden okulda sık sık annemi çok özlediğimi dile getiriyorum. Bu yüzden okulda çok eğlenmeme rağmen kapıda ağlayarak “Okula gitmek istemiyorum” diye eteğine yapışıyorum annemin. Ve işte bu yüzden kendimi hiç mutlu hissetmiyorum öğretmenim. Bu yüzden kıpır kıpırım, bu yüzden arkadaşımın elindeki oyuncağı çekiştiriyorum, ona vuruyorum, itiyor çekiştiriyorum sürekli. Bu yüzden konuşurken gözlerim donuk. Bu sebeple senden gelecek olumsuz ilgiye, tepkiye bile razı oluyorum, sınırları ve kuralları zorluyorum.

Bu yazıdaki bizimle dertleşen çocuk belki sizin kızınız, belki oğlunuzun arkadaşı, sınıfınızdaki bir öğrenci. Belki biraz sizin çocukluğunuz. Belki hiçbir zaman anlayamayacağız onları ve “Hiç anlamıyorum bu çocuğu, herşeyi var, her istediğini yapıyorum yine de mutsuz” diye söylenip duracağız. Mutlu olsun diye daha çok oyuncağa, daha çok elbiseye boğacağız. Ipadi varsa ipad konsolunu, belki şu arkadaşında olan ve çok tutturduğu programlanabilen ve etkinleşimli robotu, ya da şarkı söylerken selfie çekebilme özelliği olan oyuncağı almayı deneyeceğiz. Ama belki de bazılarımız mutsuzluklarının sebebi olarak hissettikleri “Yalnızlık” duygusunu bulabileceğiz bu kalabalığın arasında. Her gün 30 dakika onların yanındayken sadece onlarla olmaya, onları dinlemeye, duygularını anlamaya, duygularını ifade etmelerine fırsat vermeye niyetleneceğiz.

Bu yazı herhangi bir bilimsel araştırma ya da içerikten oluşmuyor. Yukarıdaki sebeplerden birinden dolayı mutsuzluğunu ifade eden bir öğrencim sayesinde kuruldu bu cümleler. Sadece gözlemlerimi biraz hikayeleştirerek paylaşmak istedim. Amacım hiçbir ebeveyne kendini suçlu, eksik hissettirmek ya da onları kızdırmak değil. Zira çok yoğun bir tempoda çalışan ve akşam eve yorgun, bitik halde gelen annelerden biri de benim. Ve belki yukarda kendini mutlu hissetmeyen çocuklardan biri de benim kızım.

Son olarak çok sevdiğim dizelerle bitirmek istiyorum yazımı;

“Çocukluk sonsuzluktur.
İnsanın bütün yaşlarıdır.
Yaşama gücünün tükenmez hazinesidir.
Bütün zamanlarda, bütün acılarda ve sevinçlerde, geriye dönüp yeni hayat bilgileri edindiğimiz, yaşama gücü bulduğumuz, kendimizi sevdiğimiz, başkalarını anlamanın kapısını araladığımız sonsuz okuludur dünyanın.”

Çocuklarımıza, öğrencilerimize;

Onları neyi mutlu edeceğine dair bir fikirleri olduğunda,

o şey her neyse peşinden gitmeleri konusunda cesaret sahibi olabilecekleri şekilde dokunabilmemiz dileklerimle.

Pelin

Facebook Yorumları

1 yorum

  1. İnternet haber sayfalarında denk gelen “Ülkelerin mutluluk sıralamaları açıklandı” listelerinde altlarda kalışımız, ekonomik sebeplerin yanısıra belki biraz da yanlış yetişmiş olmakla ilgili. Alt tarafı bir oyuncak istedi diyerek başlayan tatminsizlik diğer birçok davranış gibi çocuklarda daha masum görünse de ileri yaşlarda çözümsüz hal alabiliyor.

Yorumunuz