Okumak ya da Okumamak, İşte Bütün Mesele Bu!

derinlere inen adam

Bugünkü yazımda uzun zamandır düşündüğüm bir konuyu kaleme almak istiyorum. Bir toplum düşünün ki suç olayları her geçen gün artmakta ve ahlak dışı olayların önü alınamaz seviyelere gelmekte, yetişen yeni nesil ise dünyayı magazinden spordan ve keyfince yaşamaktan ibaret sanmakta. Tabi ki de burada bütün kabahati yeni neslin üzerine yıkmayacağım, asıl kabahat onu yetiştiremeyen bir önceki neslindir. Bu makaleyi yazmamdaki asıl amaç suçlu bulmak değil, ülkemizdeki en büyük sorunlardan bir tanesine dikkat çekmektir.

Okumamış bir toplumun bir fikir sahibi olması çok zordur. Tabi ki de bu demek değildir ki sadece okuyanlar fikir sahibi olabilir. İnsan tabiatı gereği her an öğrenme süreci içindedir ama bu süreç aynı şekilde devam ettiği müddetçe insan sadece yaşarken tecrübe ettiği ve gördüğü şeyleri öğrenecektir, tecrübe edemediği ve rast gelmediği bir durum hakkında bilgisi olmayacaktır. Bunun içindir ki kitap okumak toplumları ilerletmiştir. Çünkü dünya hayatı kısadır ve insanın tecrübe ederek fikir sahibi olması ömrünün büyük bir bölümünü almaktadır. Artık meyve vermeye başlayacağı dönemde ise artık bu âlemi terk etmektedir. Bu sebeptendir ki insanların erken meyve vermesi için okuması teşvik edilmiştir. Tabi ki de bu okumaktan kasıt lise – üniversite – yüksek lisans ve doktora değildir. Bunlar sadece belirli bir meslek için uzmanlık anlamına gelmektedir. Asıl kastedilen sosyal hayatta insanın toplum içinde rahat huzurlu ve güvenle yaşayabilmesini sağlamak için hayatı okumasıdır. Bu hayatı okumak ise dünyada yaşananların hep tekerrürden ibaret olduğunu bilip, bizim için ilk olan çoğu şeyin aslında tarihin belirli dönemlerinde yaşanmış olduğunu anlayıp bizden öncekilerin düştüğü hatalara düşmeden ilerleyebilmektir. İnsanın, aldığı insanlık bayrağını daha yükseklere taşıyabilmesi için kitap okuması ve fikir sahibi olması şarttır. Aksi takdirde hep aynı adaletsizlikler, aynı zulümler ve aynı suistimaller yaşanacaktır. Konuyu daha iyi izah edebilmek adına bazı istatistiki bilgiler vermek istiyorum.

11. en büyük kitap cirosuna sahip ülkeyiz çünkü sınav kitapları ve okullarda dağıtılan ders kitapları bizim dünyadaki sıralamamızı artıran en büyük nedendir. Bunun ispatı olarak da Türkiye’deki kütüphaneler neredeyse artık bir dershane gibi işlev görmektedir. Hemen her masada oturanlara baktığınızda ders çalışmakta ya da soru çözmekte. Düzenli kitap okuyanların oranı ise; Fransa ve İngiltere’ de %21, Japonya %14, ABD %12, İspanya %9, Türkiye’de ise %0,1(binde bir)’ dir. Okuma alışkanlığında da dünyada 86.sıradayız. Kitap okuyanların %65’i aşk, %24’ü siyasi, %13’ü düşünce, %7’si kişisel gelişim kitapları okumaktadır.

Ayrıca çocuklar ebeveynlerini taklit ettiği için anne baba sosyal medyada ya da elektronik cihazda nasıl ve ne kadar vakit geçirirse çocuklar da onları aynı şekilde taklit etmektedir. Gençlerin sosyal medya üzerinden takip ettikleri ünlülere göre giyimi, konuşması ve kültürel değer yargıları çok yüksek oranda değişim göstermektedir. Bu sebepledir ki neslin en başta ailede iyi örnekler görmesi ve dış dünyaya bu değer yargısı ile bakması çok büyük bir önem kazanmıştır. TUİK verilerine göre günde TV izlemeye 6 SAAT, İnternet’te gezinmeye 3 SAAT ve kitap okumaya sadece 1 DAKİKA ayırıyoruz. Kitap okumak hem sosyo-ekonomik ve kültürel hem de alışkanlıklarla alakalı bir durumdur. Hal böyle iken ilim ve bilim üretmekten ziyade dizi ve resimlere yorum üretebiliyoruz. Ebeveynler çocuklarına kitap alıyorlar fakat kendileri kitap okumuyorlar. Bu durum, insanın aklına sigara ya da alkol kullanan ama çocuğuna aman sen içme diyen bir ebeveyni getiriyor, bu tür bir uygulama çoğu zaman beklenilenin aksi bir sonuç verir. Çocuklar rol model olarak anne – babalarını alırlar. Ebeveynler telefonla, TV ile ilgilenirse çocuğun da eline kitap alıp okuması beklenemez. O kadar çok dizi, film ve sosyal medya uygulamaları mevcut ki çocuğun bunlarla tek başına başa çıkması imkansızdır, bu nedenle ebeveynler destek olmak zorundadır.

Türkiye’de okuma alışkanlığına sahip insan sayısı 70 bin kişi civarında, 80 milyonluk ülkemizde yaklaşık olarak 25 milyon aktif öğrenci var. Bu da bize durumun daha da kötü boyutlarda olduğunu gösteriyor. Eğitim süreci içindeki her an bir şeyler öğrenmeye talip bu çocuklara dahi kitap okutamıyorsak problemin vahameti ortadadır. Gerçi yapılan araştırmalar okullardaki öğretmenlerin dahi çoğunun okuma alışkanlığı olmadığını gözler önüne sermektedir. Araştırmalar, öğretmenlerin %9,7’sinin yılda bir kitap okuduğunu, %6,8’inin altı ayda bir, %2,4’ünün dört ayda bir, %7,4’ünün üç ayda bir, %8,6’sının iki ayda bir, %27,6’sının ayda bir, %10,3’ünün iki haftada bir, %17’sinin haftada bir, %10,2’sinin hiç kitap okumadığını göstermektedir. Bu yüzdendir ki kahvehane sayımız kütüphane sayımızı geçmiştir. İşin bir farklı boyutu ise inanç boyutudur. Yüzde 99’u Müslüman olduğu söylenen bir ülkede inançlarımıza göre ilim bilmek mümtaz bir öneme sahip olmasına karşılık maalesef insanımız okumamaktadır. Sadece beşeri kitaplar değil dini ve tasavvufi kitaplar dahi okunmamaktadır. İşin en ilginç tarafı ise insanların böyle bir ihtiyacın olduğundan dahi haberinin olmamasıdır. Confucius “ALLAH’ ım bana kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe ver.” der. Yine bir araştırmaya göre Türk insanının ihtiyaçlarının sıralandığı bir listede kitap okuma ihtiyacı 235. sırada yer almaktadır. Her şeyi bildiğini iddia eden ve hatta bununla da kalmayan her şeyin en iyisini bildiğini söyleyen ve kitap açmadan alimmiş gibi fetva verebilen ve hayatını kitaba göre değil de televizyondan gördüğü siyasiye, artiste göre şekillendiren insanların bulunduğu bir toplumdan daha iyisi de beklenemezdi. Bu durumda insana tek ümit veren ise kitap okuma ihtiyacının listeye girebilmiş olmasıdır. Burada bir bilgiyi paylaşmayı önemli görüyorum; tarih boyunca bir ülkeyi işgal eden bütün zorbalar ve diktatörler işgal ettikleri toplumun kitaplarını ve kodekslerini yok etmeyi ilk iş olarak görmüşlerdir. Çünkü okumayan ve kendi fikri, düşüncesi olmayan insanı yönetmek daha kolaydır. “Gençliğini kitapla beslemeyen ulusların sonu acıdır.”der Ovidus. Japonyalı 25, İsviçreli 10, Fransız yılda 7 kitap okurken bizim insanımız 10 yılda bir kitap okumaktadır. Bizim kitap için ayırdığımız zamanı, Norveçli 300’e, ABD’li 210’a, Japon 97’ye, İngiliz ise 87’ye katlıyor. Ülkemizin en büyük yayıncısının MEB olduğunu göz önüne alırsak elimize ders kitabından başka bir şey almadığımız ortaya çıkacaktır. Elimize sadece ders kitabı alıyor olmamıza rağmen bilim üretmede de kitap okumadaki sıramızdan pek ileride olduğumuz söylenemez. Kitaplar insanların gelişmesini sağlayan en büyük araçtır. Atatürk şu sözlerle okumaya verdiği değeri dile getirir; “Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini kitaplara vermeseydim bugün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım.” Her ailenin takip ettiği en az bir dizisinin olduğu bir toplumda, yuvalarımızda okuma saatinin olmaması büyük bir eksiklik değil midir! Elbiselerimiz için gardrobun, yiyeceklerimiz için buzdolabının olduğu bir evde ruhumuz daha mı değersiz ki bir kütüphanemiz bulunmuyor.

Sonuç olarak okumanın bu denli önemli olduğu bir durumda insanımız neden okumamaktadır? Neden insanımıza etki edebilen kişiler başka durumları sürekli vurguladıkları halde insanın zenginliği olan kitapla haşir neşir olmayı hiç ön plana çıkarmamaktadırlar? Yoksa çok uzun yıllardır süren bu okumama hastalığımız kültürel ve sosyal olarak bizi etkilediği gibi bizden sonra ki nesillere de kötü bir miras olarak kalacaktır.

Facebook Yorumları
Selim hakkında 3 makale
1987 de İstanbul da doğdu. İşletme lisans ve yüksek lisans mezunudur. Gazi üniversitesinde doktora dersleri aldı. Evli ve bir çocuk babasıdır.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz