Ölü Ozanlar Derneği

Filmde Keating isimli öğretmen pragmatizm, varoluşçuluk akımlarının temsilini oluşturmaktadır; diğer öğretmenlerdeyse realizm akımının izleri görülmektedir. Keating, öğrencilerin şiir yazma yoluyla bildiklerini yeniden inşa etmelerine yardımcı olmuştur. Var olan bilgilerini yapılandırmalarına imkân tanımıştır. Kendilerini gerçekleştirmelerine, var olan potansiyellerini açığa çıkarmalarına yardımcı olmuştur. Bu bakımdan pragmatizm ve varoluşçuluk akımlarıyla örtüşen bir yaklaşım sergilemektedir. Diğer öğretmenlerse öğretmen merkezli, otoriteyi önemseyen bir yaklaşım içindedir, bu bakımdan realizm akımından izler taşımaktadırlar.

Eğitimin amacı bireylerin özgürleşmesini sağlamaktır. Bu bir süreçtir. Özgürleşmek devam eden bir yolu yürümek gibidir. Varış noktası hep ileride olan üzerinde adım aldıkça yeni keşifler edindiğimiz sancılı bir süreçtir. Ancak özgürleşmiş zihinler var oluş savaşımından kendileri olarak çıkabilirler. Özgürleşmek için bireyler kendileriyle yüzleşmeli, olumlu ve olumsuz yönlerini fark edip kişisel dönüşümlerini gerçekleştirmelidirler ki bu, kendindeki eksikliklerle tanışmayı göze almayı gerektirir. Öğretmenin bu noktada aldığı rol, öğrencilere yol göstermek değil, onlara yardımcı olmaktır. Çünkü yol göstermek tek bir noktaya işaret eder. Oysa her birey eşsizdir, kendine ait bir doğası, dünyası vardır; algılama yorumlama biçimleri farklıdır, dolayısıyla seçeceği yol da bireye özgüdür. Soru sormak dünyamızın genişlemesini sağlar; bu nedenle öğrenciler soru soran, düşünen, sorgulayan, araştıran, okuyan bireyler olarak eğitimin amacına katkı sunabilir. Öğretmen öğrenci ilişkisinde etkileşim esastır. Anlamlı bir eğitim ortamı ancak karşılıklı etkileşim sonucu gerçekleşir. Hayal kurmak önemlidir, bununla birlikte sadece hayal kurmak ilerlemeye yetmez; bunu çalışmalarla, okumalarla desteklemek gerekir. Sadece hayal edip düşünsel faaliyetlerini aksatan zihinlerin olduğu bir toplumda bilgisiz fakat fikir sahibi bireyler yetişmesi kaçınılmazdır. Kuru kuruya, okumadan hayal kurmak bizi Ay ışığının parlattığı romantik bir nehir kıyısına sürüklese de yıldızların söylediklerini işitebilmek için kelimelere, rakamlara ve nitelikli okumalara ihtiyaç vardır. Şu nokta önemlidir ki sürüklenmek bireyin inisiyatifinde değildir; kişisel yaşamının sorumluluğunu alan bireylerin yaşam biçimlerini seçimleri oluşturur. Sürüklenmede dışsal etkiler, seçimlerdeyse içsel motivasyonlarımız belirleyicidir çoğu zaman. Nitelikli bir öğrenme ortamı, motivasyonumuzun dışsal değil iç kaynaklı olmasını sağlar. Öğrencilerin evvela kendilerine sorması gereken soru, “Ben kimim ve bana verilmiş bu tek hayatta ne yapmak istiyorum?” olmalıdır. “Hayatta ne olmak istiyorum?” sorusu yerine “Hayatta ne yapmak istiyorum?” sorusu daha anlamlıdır. Her birey gibi öğrenciler de kendini bilmekle kişisel tarihlerinde önemli aşama kaydetmiş sayılırlar. Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar.[1]

Edebiyat, bireyi psikoloji biliminden daha iyi açıklar. Psikoloji kitaplarında sayfalarca yer alan sosyal izolasyon, kendine / çevreye yabancılaşma Dönüşüm’de Gregor Samsa’da karşımıza çıkar. Literatürde bir sürü bir sürü bilgi… Oysa insanı anlamaya sadece literatür taraması yetmez, tüm bilimsel veriyi yutsak bile yetmez. Edebiyat bize insanı anlatır, tüm yönleriyle… Öyle ki bir katilin de bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlarız öyle ki toplumda en kötü olarak konumlanan birine merhamet besleriz, edebiyat bize gerçeği tüm yönleriyle gösterir. Öğretmen Keating de şiir yoluyla öğrencilerin kendilerini tanımalarına ve içlerindekini dışarı çıkarıp özgürleşmelerine yardımcı olmaktadır. Keating temsilinde bireylerin tek / benzersiz / biricik olduğunu savunan hümanist öğrenme kuramından izler açıkça görülmektedir. Özellikle yürüyüş sahnesinde… Öğrencileri bahçede derse çıkaran Keating, ilkin onlardan tek tip ritimle, adımla yürümelerini ister. Ardından herkesin kendi yürüyüş tarzıyla adım almasını söyler. Bir öğrenciye neden yürümediğini sorduğunda aldığı yanıt şudur: “Yürümeme hakkımı kullanıyorum.” Bu aslında bize çok şey açıklar: Herkesin yaptığını yapmak zorunda değiliz, herkesin gittiği yoldan ve herkesin ritminden adım almak zorunda değiliz. Seçimlerimizde özgürüz, seçtiklerimizin sorumluluğu bize ait… Ayrıca öğretmenin onu zorlamaması, onun seçimine saygı duyması açısından çok ama çok önemlidir. Keating yapılandırmacı bir eğitim anlayışını kullanmaktadır. Öğrencilerin bilgileri bir papağan kıvraklığıyla tekrarlayıp ezberlemelerini değil, içselleştirmelerini ve hayatlarının bir parçası haline getirmelerini önemsemektedir. Keating kitaptaki ezber, tekdüze teorik bilgilerin olduğu sayfaları öğrencilerine yırttırmıştır; daha sonraki derslerde sınıf içi çalışmalarla onlara şiir yazma deneyimi yaşatmıştır. Diğer öğretmense “Şiir nedir?” gibi ezber soruları sınıfa yöneltmiştir; bu ve benzeri hâl, tavır ve üslupla otorite figürünün baskın bir temsilinden öteye geçememektedir. Eğitim ortamı açısından sağlıksız yaklaşımlar sergilemektedirler;  öğrencilerde heyecan ve merak duygusunu köreltip okulu kelimelerin, rakamların uçuştuğu fakat hiçbirinin öğrencilerin dünyasında yer bulmadığı bir alan halinde getirmektedirler. Ayrıca not kaygısı taşıdığı her halinden belli bir öğrencinin Keating tahtaya bir grafik çizer çizmez anlamlı mı anlamsız mı olduğunu sorgulamadan direkt defterine geçirmesi, sonrasında öğretmeni grafiğin olduğu sayfayı yırtmalarını istediğinde defterine çizdiği grafiğin üzerini sorgulamadan karalaması dikkate değerdir. Bu sahne, ezberci bir eğitim sisteminde yetişen öğrencinin durumunu göstermesi açısından önemlidir.

Filmdeki öğretmenler, öğretmenlik mesleği açısından değerlendirildiğinde Keating ve diğer öğretmenler şeklinde sınıflandırılarak incelenebilir. Diğer öğretmenler, görünenle ilgilenirken Keating daha çok görünenin ardındaki gerçekle ilgileniyor, öğrencilerinin ruhuna dokunuyor. Öğrencilerle iletişim biçiminde görünenin ardındaki içsel dinamiklerine yoğunlaşarak yaklaşıyor. Sınıfta şiir okumak istemeyen bir öğrencinin içsel dinamiklerini harekete geçirmesine yardımcı oluyor, diğer öğretmenlerse örneğin kitaptaki bir bölüm okunacağı zaman öğrenciye emri vaki sert bir tavırla yaklaşıyor; böyle bir durumda öğrenci neden öğrendiğini sorgulama alanı bulamamaktadır.

Filmde öğretmenlik mesleğinin rehberlik yardımı içermesi, ilham verici, yenilikçi, sabırlı, kararlı özellikleri taşıması vurgulanmıştır. Bu özellikler, öğretmenin rol model olması açısından önemlidir. Dünya tek bir pencereden ibaret değildir. Yaşamış ve yaşayan insan sayısı kadar bakış açısı vardır. Nitelikli bir öğretmen, öğrencilerinin kendi dünyalarındaki pencereleri keşfetmelerine yardımcı olur. Kendi dünyamızdaki pencerelerden tüm evreni göremeyeceğimizi bunun için başka başka pencerelere ihtiyacımızın olduğunu fark etmemizi sağlar. Öğretmenler, insanı anlama çabasında olduklarında öğrencilerinin davranışlarına bilge bir zihniyetle yaklaşır. Bir başkasına yaptığımız her yardım, bizim kendilik algımızın derinleşmesine katkı sunar. Bu açıdan öğretmen öğrencisine yardımcı olduğunda aslında kendi dünyasına dair yeni keşifler sağlar. Öğrencideki yıldızı fark eden nitelikli bir öğretmen, onun kendi kendisini tüketip söndürmesine izin vermez. Parlamasına ve karanlığa ışık tutmasına yardım eder. Böylelikle öğretmen de sadece kendisini aydınlatan bir mum özelliği taşımamanın mutluluğunu yaşar.

Kendi hayatında kendi olarak var olmamak, hiç yaşamamış olmak demektir. Filmde intihar eden karakter de bir başkasının dayattığı yaşama biçimi yerine hayatı reddetmiştir. Niye direnmedi? Niye savaşmayı seçmedi? Onu coşkulandırıp tutkuyla bağlanacağı bir alan nihayet bulmuşken ömrü içinde, neden ölümü seçti? Yaşasaydı, başkasının (otorite figürü olarak babasının) çizdiği yolda bir başkası olarak yürüyecekti. Bu bakımdan sistemin kurbanı özgürleşmemiş pek çok insan, hayatını bir ölü gibi yaşamıyor mu? Filmdeki öğrenci temsilleri, sıradan eğitim anlayışının dışına çıkılmadığında sönüp gidecek bir yıldız gibidir. Onlara gökyüzünü fark ettiren bir öğretmen sayesinde karanlıkta da ışıldayan bir yıldız olunabileceğini göstermeleri anlamlıdır… Özgürleşmiş bir öğretmen, öğrencisinin içinde uyuyan potansiyeli dışarı çıkarmasını sağladığında göğe bir yıldız daha ekleniyor demek ki…

[1] Stefan Zweig, Olağanüstü Bir Gece, İş Bankası Kültür Yayınları, Çev. İlknur İgan

Facebook Yorumları
Mavi Tuğba Ateş hakkında 1 makale
*Mavi bende huy değil. Mavi olana kadar birçok renkten geçiliyor, hepsinden biraz taşıyorum. *Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi

2 yorum

Yorumunuz