Sağlam Bir Masa İnşa Etmeye Dair

Program, kasıtlı olarak ya da olmayarak gerek gündelik hayatta gerekse akademik, bilimsel, sosyal, siyasal, meslekî gibi pek çok farklı alanda sıkça kullanılan kelimelerdendir. Örneğin bir tatil programı hazırlama hayalleri kurarken o gün gelip çattığında kendimizi koltukta oturmuş ve bir televizyon programı izlerken bulabiliriz. Ya da varlığıyla değer katan bir üstadı anma programına katılabiliriz. Ya da şirketimizin bütçe programlamasındaki aksaklıklar hakkında toplantıda olabiliriz. Ya da dosyalarımızı korumak için bir bilgisayar programı satın alabiliriz. Görüldüğü gibi program kelimesinin pek çok farklı kullanım alanı mevcuttur.

Eğitimde program kelimesi söz konusu olduğundaysa durum biraz değişir. Yukarıdaki kullanımların dışına çıkan, eğitim sisteminin bel kemiklerinden biri olan, karmaşık bir yapı zihinlerde uyanır. Bu yazıda programın eğitim alanındaki yerine değinmek istiyorum. Öncelikle kelimemizi tanımlayalım: program, en öz haliyle “izlenen-izlenecek yol” şeklinde tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle, belirli bir amaca ulaşmaya yönelik hazırlanan kılavuzdur. Yani yol göstericidir. Geminin rotasıdır, akıntıya yön verendir. Eğitim sistemi de en doğru şekilde işleyebilmek için programa ihtiyaç duyar. Eğitim sistemini bir masaya benzetirsek, o masanın ayakta durmasını sağlayan bacaklarından birinin “program” olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim sisteminin istenilen sonuçları verebilmesi yani başarıya ulaşabilmesi, tüm bacakların birbiriyle uyumlu ve tutarlı olması ile gerçekleşebilir. Aksi takdirde denge bozulur ve masanın üzerine ne koyarsak koyalım durmaz, düşer ve kayıplara sebep olur.

Eğitimde program, temelinde 4 ana öge üzerinde kurgulanır. Bu ögeler birbirleriyle diri, canlı, dinamik ve sıkı ilişkiler içerisindedir. Her öge, diğer ögeleri etkiler ve diğerlerinden etkilenir. 2006’daki program geliştirilme çalışmaları ile hazırlanan öğretim programlarında tüm ögeler yapılandırmacı yaklaşım temel alınarak yeniden şekillendirilmiştir ve bu çalışma pek çok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Peki nedir bu yapılandırmacı yaklaşım? Öncelikle, bir öğretme değil, öğrenme yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda öğrenci, yalnızca verilen bilgiyi öğrenmek zorunda olan pasif konumunun dışına çıkar ve bilgiyi kendi öğrenme süreçleri ile işleyerek aktif öğrenen konumuna girer. Yani öğrencilerden hazır sunulan kalıplaşmış bilgileri ezberleyip virgülüne kadar aynı şekilde aktarmaları değil, farklı kaynak ve teknikler kullanılarak sunulan bilgi içerisinde kendine en uygun olanı alması, işlemesi, bağlantılar kurması ve yansıtması beklenir. Daha yalın bir ifade ile, öğrencilere hazır bilgi sunulmak yerine düşünme becerilerini kullanmalarına ve bilgiyi kendilerinin oluşturabilmelerine imkân tanıyan ortamlar sunulur. Dolayısıyla bu yaklaşımla hazırlanan programlar başarı kavramına da yeni bir boyut kazandırmıştır. Çünkü eski program anlayışı öğrenciden hazır verileni almasını ve aktarmasını bekleyip bunu ne kadar yapabildiğini ölçmekteydi. Yapılandırmacı anlayışla hazırlanan programsa, yaklaşımın doğası gereği bunu beklemez. Başarıyı öğrencinin neyi ne kadar ezberlediği ile sınırlı tutmaz, öğrencinin yeni öğrenmelerini öncekilerle birleştirmesini, ilişkiler kurmasını, bunları yansıtmasını bekler. Öğrencinin kaç aldığı ile değil, süreçteki gelişimi ile ilgilenir.

Öğrenciler 2006’dan bu yana yapılandırmacı yaklaşım anlayışı ile hazırlanan programlarla eğitim görmektedir. Girişte bahsettiğim masanın bir ayağını yapılandırmacı yaklaşım esas alınarak hazırlanan program oluşturmaktadır. Masanın diğer bir ayağını ise eğitim sisteminin en temel parçalarından biri olan merkezi sınavlar oluşturmaktadır. Yapılandırmacı yaklaşım çerçevesinde hazırlanan bir program ve öğrenim hayatı boyunca bu program ile eğitim alan öğrenciler göz önüne alındığında; sadece çoktan seçmeli testlerden oluşan bir merkezi sınav ile öğrencileri kategorize etme, değerlendirme, hatta geleceklerini ve büyük ölçekte ülkenin geleceğini belirleme kulağa ne kadar tutarlı ve mantıklı gelir? Öğrenciler yapılandırmacı yaklaşım anlayışıyla hazırlanan programa göre mi eğitim almalılar, yoksa merkezi sınavın beklentilerini karşılayacak çoktan seçmeli testlere göre mi? Eğitimdeki bu ikilemin hala cevap bulamamış olması çok önemli sorunları da beraberinde getirmektedir.

Masanın ayakları arasındaki bu uyumsuzluk ve tutarsızlık, dengede durmayı ve ayakta kalmayı engelleyen en önemli faktörlerden biridir. Dolayısıyla sistemde kayıplara sebep olmaktadır. Eğitim sistemi insanların hayatını doğrudan etkilediği ve gelecek nesillere zemin oluşturduğu için, kayıpların en aza indirgenmesi gereken çok özel ve hassas bir yapıdır. Eğitim sistemindeki bu tutarsızlık giderilmeden masaya konulanların sağlam bir şekilde durmasını beklemek ne kadar mantıklı bir harekettir? Sistemin birbiri ile çelişmeyen, tutarlı yapılar çerçevesinde yeniden kurgulanması gerektiği apaçık ortadadır. Aksi takdirde masanın yükü kaldıran ayakları aşındıkça aşınacak, üzerine eklenenler de kayıp olarak düşüp gitmeye devam edecektir.

Facebook Yorumları
İlknur Dere hakkında 1 makale
Marmara Üniversitesi Eğitim Programları ve Öğretim bölümünde tezli yüksek lisans öğrencisi. Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği mezunu.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.