Şiddetin Bir Başka Hali: Pasif Saldırganlık

Şiddet deyince hep aklımıza vurmak, kırmak, dağıtmak gelir ama hepsi bu mudur?

Bir de “İspatı yok ama beni çıldırtıyor, ortada bir şey yok sanmayın çocuk sanki her gün bir yerimi cımbızla çekiyor, içimin yağı eridi…” gibi sözlerle dillendirdiğimiz ama bir türlü somutlaştıramadığımız davranışlara maruz kalabiliyoruz. Pasif saldırganlık olarak adlandırılan bu durumla karşılaşmayanımız yoktur herhalde…

Minik bir öğrencinin, annesini özleyince tüm gün, her seferinde sanki ilk defa soruyormuş gibi “Öğretmenim, annem ne zaman gelecek?” diye yinelemesi, bir başka öğrencinin öğretmeni ve dersi sevmediğinde hiçbir şey yapmadan oturup sorulan sorulara cevap vermemesi, ders defterinin arasına konulan böcekler, gelinin kayınvalidesinin istediği ve üç dakikada yapılacak şeyi üç günde yapması, çocukların ebeveynlerinin beklentilerinin tam tersini yapmak için ellerinden geleni ardlarına koymamaları vs. aslında bir çeşit şiddettir. “Tabiat boşluk kaldırmaz; herkes gücünün yettiği kadarını mutlaka yapar.” Olarak özetlenebilecek bu davranış aktif saldırganlıktan çok daha yıpratıcıdır aslında… Aktif saldırıda somut bir sonuç vardır; kırılan çene, kanayan burun ya da yapışılan bir yaka gibi fakat pasif saldırganlıkta mağdurun göstereceği kırık dökük bir şey yoktur. Bununla birlikte sinirleri gerilmiş, tansiyonu yükselmiş de olsa derdini anlatmakta zorluk çeker, ispatlayamaz hatta karşısında hala hiçbir şey olmamış gibi gülümseyen, suçlamaları inkar eden muhattab vardır ve genellikle hayatından çok memnundur.

Oldukça yıpratıcı bu duruma maalesef toplumumuzda çokça rastlıyoruz çünkü yapılan araştırmalarda milletçe aktiften çok pasif saldırgan bir yapımız olduğu ortaya çıkıyor. Kişilik yapımız olarak antropologların deyimiyle “Geniş davranış  biçimi“ne sahip olduğumuz için konuşmalarımızda kısa yoldan olayı özetlemek yerine lafı uzatıp, cümlelerin içerisine başka şeyler sıkıştırmamız, konuşmalarımızda “Kızım sana söyledim, gelinim sen anla” tarzı sözlü iletişimi kullanmamız, duygularımızı açıkça söyleyemememiz ve hep dolaylı yolları seçmemiz yatıyor. Bu sadece bizim değil; çoğu Doğu Kültürü’ne mensup milletlerin davranış biçimidir.

Çocuklarımız ve gençlerimizin de psikolojik kalıtımla bizden aldığı bu özellik nedeniyle  evde ya da okulda ciddi sıkıntılar ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Okul öncesi dönemde net ve dürüst kişilik yapısına sahip miniklerin tüm hayatları boyunca kendilerine has ve doğru iletişim biçimini sürdürmesi çevrelerinde gördükleri ve kopyaladıkları ifade şekillerinden etkilenip bozuluyor.

”Mış gibi” davranmamak, çocuklarımıza ya da diğer kişilere isteklerimizi doğrudan ifade etmek, öğrencilerle sevgiye dayalı iletişim kurmak, açıklanan duyguların ödüllendirilmesi, istek ve ihtiyaçlara  zamanında cevap verilmesi hiç değilse bundan sonra yetişecek nesiller için faydalı olacaktır. Aksi takdirde damlayan suyun zamanla birikmesi veya damladığı yeri aşındırmasına benzer şekilde yıpranmaktan yıpratmaktan, sinsice davranışlarla karşılaşmaktan ve mutsuz olmaktan kurtulamayacağımız kesin…

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz