Subliminal Mesajlardan Nasıl Korunuruz

Bir çocuk dünyaya geldiği andan itibaren öğrenmeye muhtaçtır. Çocuklar öğrenmeye hazır boş bir cd gibidirler. Taklit yoluyla öğrenen çocuk, karşılaştığı her uyarıyı zihinde kayıt altına alır. Küçük yaşlarda öğrendiklerimiz ile oluşturduğumuz zihinsel şemalar ileride kişiliğimizin temellerini oluşturur.

Günümüzün modern şartlarında çalışan yada çalışmayan anneler; çocuklarını “elektronik bakıcılara” televizyon, Ipad, bilgisayar vb. teslim etmektedirler.

Çocuklarının sessiz durmasını isteyen ya da uğraşmak istemeyen anneler de, kolay erişebilir olduğundan en çok televizyona mahkum ediyorlar.

Çocuk kiminle uzun zaman dilimi geçiriyorsa onun bakış açışıyla hayata bakar. Çocuklar sorgusuz bir biçimde verilen birçok uyarıcıyı kabul eder. Bunun sonucu olarak da, değiştirilmesi zor olan ilişki modelleri edinir ve bunu ömür boyu kullanır. Bu izlenimler (imgeler) yok edilemez şekilde belleğe kayıt edilerek, kişiliğe dönüşür. Çocukluk döneminde atılan tohum, kimliğimizi oluşturur.

Günümüzde düşünme, dil, matematik, el-göz koordinasyonu gibi beceriler teknoloji kullanımı ile azalmaya başlamıştır. Birçok işimizi elektronik olarak hallettiğimiz için, hesaplama, yazı yazma, otomatik düzeltme gibi tekrar yazmayı boşa vakit harcama olarak görmemize de sebebiyet vermektedir.
Televizyon taklit yoluyla öğrenen çocuk için etkili bir öğretmen rolünü oynar. Televizyon ile çocuklara kolay ve yüzeysel bilgi edinme alışkanlıkları vermiş oluyoruz.

Medyanın ve özellikle televizyonun kültürel bir yapısı olmadığını, kitaba alternatif bir yapı oluşturduğunu ve okumayan ve dolayısıyla düşünmeyen insanlar için icat edildiğini sert bir şekilde ifade eder. Meriç (1986:404)

Bilinç, doğum öncesinde başlayan bir süreçtir. Bilinçli tepki uyandırmayacak düzeydeki belirsiz uyaranların kişi fark etmeden algılamasına bilinçaltı algılama denir. Bilinç, zihnin tersi olarak sorgulamadan tekrarla gelen uyaranları kabul eder, pekiştirir. hafızaya kayıt ederek, depoladığı verilere göre mutluluğu sağlamak için çalışır. Bilinçaltının en önemli özelliği ise; farkına varmadığımız her şeyi kaydeder. Beş katlı bir binayı çıkarken merdivenleri saymayız fakat, bilinçaltı sayıp kaydeder.

Duydumuz, gördüğümüz ama kavramadığımız herşey ileride kullanılmak üzere bilinçaltına depolanır. Ve gelecekteki hareketlerimize yön verir.

Görsel ve işitsel olarak (bilinçli) algılananlar değil, bilinçaltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşmaktadır. Maalesef ki en çok kullanılan ses yoluyla olan MP3 dosyaları gizli mesajlar için çok uygundur.

İnsan kulağı sadece belirli frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Bir müziği dinlerken, frekansı bizim duyabileceğimiz aralıktadır. Halbuki insan beyninin algısı, bundan çok daha düşük ya da yüksek sesleri algılayacak şekildedir. Bu “Duymak” değil, “Algılamak” tır. Yani kulağımız belli sesleri duyarken, beynimiz çok daha fazlasını algılamaktadır. 8-12 hertz dalga boyundaki sesleri içeren mesajlı bir MP3 kaydını yalnızca beynimiz dinler. Bilinçaltı uygulaması ilk ABD. 1950’lerde başlamış, 1956 yılında Jamey vicary ve fortlee tarafından yapılan altı haftalık bir araştırma şöyle;

Hiçbir şeyden haberi olmayan binlerce sinema seyircisi, gösterilen filmlerin her beş saniyede bir milisaniyenin üçte biri süreyle “patlamış mısır ye, kola iç” sloganını gizlice ekrana yansıtan bir alet denenmiş. Araştırma sonuçlarına göre; patlamış mısır satışında %58, kola satışında %18’lik artış saptanmıştır.

Bunun gizli görsel mesaj yöntemi de 25. kare tekniğidir. Gözle algılanmayacak kadar kısa ve sık süreyle televizyon yada sinema ile bilinçaltına itilen görüntüye 25.kare denilir. Bunlar görsel malzemelerin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlardır.

En acı olanı ise, bu tekniği dünya sinema sanayisinde kullanmayan yok denecek kadar azdır.

Peki NEDEN????

Çünkü; kişi gördüğü veya duyduklarını bilinçli şekilde ayırt edebiliyor, seçebiliyor. Sonucunda da reddediyor ya da kabul ediyor. Önünde seçme şansı bulunuyor.

25. Kare tekniğinde insanın böyle bir şansı maalesef ki yok. Bu öyle bir şey ki insan görmüyor, duymuyor sadece algılıyor. Algı frekansımızın altında ya da üstünde yer alıyor. Bu yüzden bilinçli tercih hakkımız elimizden alınmış oluyor.

Yine en üzücü olan şu ki; çocuklar asıl hedef kitle.

Bir çocuğa yapılacak en büyük kötülük ona ideolojik yaklaşmaktır. Kendine sunulan mesajı doğru ya da yanlış olduğunu ayırt edemez. Düşünce süzgecinden geçirmeden, kabul edecektir.

Charlie Chaplin “Makinelerden çok insanlığa, zekadan çok şefkat ve kibarlığa ihtiyacımız olduğunu söyler. Bunlar olmadan yaşam şiddet dolu bir yer olur ve her şeyi kaybederiz.” demiştir.

Hiç zaman yasaklar engel teşkil etmez. Çocuklarımıza da yasak koymamalı seçenekler sunmalıyız. Her şeyin temelinin (kültü, eğitim, din vb.) ailede atıldığını bilerek, önlem almalıyız. Anne ister çalışan isterse ev hanımı olsun, çocuklarıyla nitelikli vakit geçirmelidir. Evde geçirdiğimiz zamanı periyotlar halinde planlamalıyız. Televizyon izleme saatimizi sınırlandırıp, oyun oynama, etkinlik (yemek veya çizim yapma vb.) yapma, gün değerlendirme, kitap okuma gibi zamanı planlamalıyız.

Çocuklarımıza izledikleri televizyon programlarını değerlendirmeyi öğretebiliriz. Çocuklar izlediklerinin kurguyla gerçeği ayırt etmelerine yardımcı olabiliriz.

Sıklık arz eden tekrarlar deruni algılarımıza hitap eder.

Dünya denge ile mevcuttur. İnsan da homeostazi ile var olabilir.

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.