Ahmet Cevdet Paşa’nın Türk Eğitim Tarihi Açısından Önemi

Tanzimat dönemi (1839-1876) pek çok açıdan Osmanlılar için bir milat niteliği taşımaktadır. Modernleşmenin sadece ordu düzeyinde kalmadığı, toplumsal yaşamı düzenleyen hemen her alana yayılmaya başladığı görülmektedir. Ayrıca geleneksel ilmiye sınıfının büyük ölçüde geri planda bırakıldığı, bunun yerine Avrupa’da eğitim görmüş, yenilikçi devlet adamlarının ve aydınların gelmeye başladığı bir dönem olmuştur. Etkilerinin Cumhuriyet’e kadar uzanacağı bu dönem, bir anlamda geleneksel ile modernin, medreseli ile mekteplinin çatışma dönemi niteliğindedir.

Ahmet Cevdet Paşa işte böyle bir devrin arefesinde, 1823 yılında Bulgaristan’ın Lofça kasabasında dünyaya gelmiştir. İncelediğimiz kaynaklar Paşa’nın Lofça’nın önde gelen ailelerinden birine mensup olduğunu, dedesinin teşvikleriyle küçük yaşlardan itibaren İslami ilimlere merak saldığını ve 1839 yılında medrese öğrenimi için İstanbul’a geldiğini doğrulamaktadır. Bunun yanı sıra devrin ünlü âlimlerinden dersler alması, farklı kültür ortamlarıyla bulunduğu temaslar ve sıkı sıkıya bağlı olduğu çalışma disiplini onun kısa zamanda ilim çevrelerince tanınmasına yol açmıştır.

Memuriyet hayatına Rumeli kazaskerliğine bağlı Premedi kazası kadılığına atanarak başlamış, sonrasında ise müderrislik diploması ve ardından hareket-i hariç rütbesi almıştır. 1850’de Maarif-i Umumiye azası olmuş ve aynı yıl Osmanlının ilk öğretmen okulu olan Darülmuallimîn’in müdürlüğüne getirilmiştir. Encümen-i Daniş’in üyesi olarak meşhur Tarih’ini yazmıştır. Paşa ayrıca devletin resmi tarih yazıcılığı (vak’anüvîslik) görevinde de bulunmuştur. Bunların dışında hayatının çeşitli dönemlerinde Galata, Mekke ve İstanbul kadılıkları, Rumeli müfettişliği, Anadolu kazaskerliği, Bursa, Halep, Yanya ve Suriye valilikleri, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye Cemiyeti ve Şûra-yı Devlet Tanzimat başkanlıkları, Divan-ı Ahkâm-ı Adliye üyeliği, Adliye, Evkaf, Dâhiliye, Ticaret ve Maarif nazırlıkları yapan Ahmet Cevdet, vezirlik görevinde de bulunarak paşa olmuştur. 1890 yılında ise Sultan II. Abdülhamit tarafından Meclis-Alî’ye tayin edilmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa yaşamı boyunca asla sıradan bir devlet adamı olmamıştır. O, duyguları ile Osmanlıcı ve İslamcı, düşünceleri ve çalışma metodu ile batıcı bir kimliğe sahiptir. Medresede yetişmiş bir ilim adamı olarak klasik İslami ilimlerin eğitimini almış, buna karşılık Avrupa medeniyetinin bilim ve fen alanlarındaki gelişmelerini de göz ardı etmemiştir.

Ahmet Cevdet Paşa’nın, Türk dilinin gelişmesine ve bir bilim dili haline gelmesine önemli katkıları olmuştur. Kavâ’id-i Osmâniyye, onun Türk dili alanındaki öncü çalışmasıdır. Eserin her bir bölümü Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere alt bölümlere ayrılmıştır. Kelime yapımı ve çekimleri batı dillerine yakındır. Kelime türlerinin işlenişine isimden başlanmış ve Türkçe kelimeler Arapçadaki gibi gruplandırılmamıştır. Paşa daha sonra bu eserine, rüştiye mekteplerinde okutulmak üzere Medhâl-i Kavâid adıyla ve daha yalın bir dille giriş bölümü de yazmıştır. Kavâid-i Türkiyye ise sıbyan mektepleri için yazılmış daha basit bir dilbilgisi kitabıdır. Paşa’nın bu alandaki başka bir eseri Tertîb-i Cedîd Kavâid-i Osmâniyye’dir. Bu eser Kavâid-i Osmâniyye’nin yeni bir düzenlemesi şeklinde oluşturulmuştur.

Tanzimat reformlarını gerçekleştirebilecek nitelikli bürokrat ve memur yetiştirilmesi amacıyla öncelikle nitelikli öğretmene ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle ilk öğretmen okulu olan Darülmuallimîn (erkek öğretmen okulu), 16 Mart 1848 tarihinde açılmış ve yöneticiliğine baş hoca unvanıyla yenilikçi bir müderris olan Denizlili Yahya Efendi atanmıştır.1850 yılında ise müdürlüğe Ahmet Cevdet Paşa getirilmiş, okulun ilk nizamnamesi de 1851 yılında yine onun tarafından kaleme alınmıştır. Nizamname’nin aslı Prof. Dr. Yahya Akyüz tarafından Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde bulunmuş ve 1990 yılında Milli Eğitim Dergisi’nde geniş açıklamalarla sunulmuştur. Bu nizamnamenin öğretmen yetiştiren kurumlar adına eğitim tarihimizde bir dönüm noktası niteliği taşıdığı söylenebilir. Zira öğretmen yetiştirme işi Osmanlılarda Fatih Sultan Mehmet’e kadar uzanıyorsa da, bu belgeyle Darülmuallimîn’in ilk kez yasal ve pedagojik bir düzenlemeye tabi tutulduğunu belirtmekte yarar vardır.

Ahmet Cevdet Paşa tarafından hazırlanan nizamname; Darülmuallimîn’in idari ve mali yapısını, öğretmen adaylarının sosyal ve mali haklarına dair hususları, talebe sayısı ile ilgili hükümleri, talebenin girişte Arapçayı anlayacak ve ifade edebilecek bir seviyede bilmesi, Farsça ve Riyaziyeyi (Matematik) öğrenme kabiliyetine sahip olması hükmünü, güzel ahlâk sahibi olması gerektiğini, okula girişlerin imtihana esas ve öğrenim süresinin üç yıl olacağını, öğrencinin okula senenin on ayı ve haftada beş gün devam edeceğini, mezuniyetlerinden sonra rüştiyelerde görev alacaklarına dair kendilerinden senet alınacağını ve görevi kabul etmezlerse bir daha Maarif Nezareti’nde görev alamayacaklarını bildirmektedir.

Bunun yanı sıra kaliteli bir eğitimin sağlanmasına yönelik; öğrencilere burs verme, sınavların ciddi ve kimseye iltimas geçmeden yapılması, çalışkan öğrencilerin üç yıldan önce okulu bitirebilme imkânının olması, mezunların öğretmenliğe atanmalarında başarı sıralarının göz önünde bulundurulması ile atanıncaya kadar bursunun devam etmesi, ilk atanan mezunların stajyer olarak göreve başlaması ve öğretmenliği kabul etmeyenlerin elinden diplomalarının alınması gibi önlemler, nizamnamenin bugün dahi kabul edilebilecek bazı uygulamalarındandır.

Kısacası bu nizamname ile öğretmenlik uzmanlık gerektiren bir meslek olarak görülmüş, Tanzimat öncesi dönemdeki gibi eli sopalı, asık yüzlü ve eğitimsiz hocaların ellerinden bu işin alınması gerektiği anlaşılmıştır. Böylece eğitimde sistemli ve bilimsel bir yol izlenerek, özellikle sıbyan mektebindeki çocukların kaderine terk edilmesi engellenmeye çalışılmış, dini kurumların tekelinde bulunan eğitimin devlet yönetimi ve denetimine alınması amaçlanmıştır. İlk yapılan Darülmuallimîn’e giriş imtihanlarında padişah Abdülmecid’in de hazır bulunması tarafımızca devletin bu konudaki kararlılığının bir emaresi olarak yorumlanmıştır.

Ahmet Cevdet Paşa’nın üyeliğinde bulunduğu diğer bir önemli kurum ise Osmanlının ilk bilim akademisi olma özelliğini taşıyan Encümen-i Daniş’tir. Kurulma çalışmaları 1845 yılında padişah Abdülmecid’in Hatt-ı Hümayûn’u üzerine başlamasına rağmen, açılışı 1851 yılında olmuştur. Bu kurum ileri yıllarda açılması düşünülen Darülfünun’a (üniversite) gerekli olan ders kitaplarını hazırlamak, halkın kültür seviyesini yükseltecek telif ve tercüme eserler meydana getirmek amacıyla kurulmuştur. Bir kaynakta Encümen-i Daniş bugünkü Talim ve Terbiye Kurulu’nun görevini üstlenecek bir kuruma benzetilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Encümen-i Daniş merkezi eğitim sisteminin ilk organı olarak düşünülebilir.

Sonuç olarak; Tanzimat dönemi Osmanlı tarihi açısından özel bir öneme sahiptir. Zira Osmanlının kendisini batıdan üstün görme anlayışı bu dönemde sona ermiştir. Batıdan geri kalındığı fikri 17. ve 18. yüzyıllara kadar dayandırılabilirse de, bu daha çok ordunun zayıflaması nedenine bağlanmıştır. Tanzimat ise bu durumun ilim ve teknik alanında da geçerli olduğunu göstermiştir. Bizim için burada Ahmet Cevdet Paşa’nın duruşu önemlidir. O, ne bütünüyle batıcı değerlere sarılarak onları bir kurtuluş yolu olarak görmüştür ne de katı bir gelenekselci tavır içinde olmuştur. Ahmet Cevdet Paşa, Türk-İslâm kültürü ile Batı dünyası arasında bir sentez oluşturmaya çalışmıştır. Farklı kültürel temellere vurgu yaparak Osmanlının tamamen batılılaşmasının imkânsız olduğunu belirtmiş ve körü körüne bir batı taklitçiliğine karşı çıkmıştır. Batının yalnız ilim ve tekniğinin alınmasını savunarak, özellikle hukuki metinlerin direkt olarak batıdan alınmasının yanlışlığını ortaya koymuştur. Gerçekte Ahmet Cevdet Paşa’nın da dediği gibi “her şeyde bir teceddüd (yenilik) bulunmaktadır” ve her çağın ihtiyaçları dikkate alınarak geliştirilecek ilim, medeniyet, gelenek ve devlet anlayışları ilerlemeye olanak sağlayacaktır.

Not: Bu yazı, yazarın 2013 yılındaki kongre bildirisi ve ardından 2014 yılında Ege Üniversitesi Tarih İncelemeleri Dergisi’nde yayımlanan makalesinin bir derlemesidir. Makalenin tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:

http://dergipark.ulakbim.gov.tr/egetid/article/view/5000135982

Facebook Yorumları
Erdem Oklay
Erdem Oklay hakkında 20 makale
Lisans eğitimini Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Bilgisi öğretmenliği bölümünde tamamlayan Erdem Oklay, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi bilim dalı yüksek lisans programı mezunudur. Halen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde doktora eğitimini sürdürmektedir. ​Akademik çalışma alanları arasında eğitim sosyolojisi, kapsayıcı eğitim, eleştirel pedagoji, eğitim tarihi, eğitim politikaları ve liderlik kavramı ile nitel araştırma metodolojisi bulunan Oklay, ayrıca felsefe ve uygarlık tarihi, fütürizm, mitoloji ve antropolojiye de ilgi duymaktadır. 2008 yılından beri MEB'de fen bilgisi öğretmeni olarak görev yapan Oklay'ın editörlü kitaplarda bölüm ve makale yazarlığının yanı sıra, bilimsel toplantılarda sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. ​Oklay, çeşitli internet sitelerinde başta eğitim olmak üzere, bilim ve gündelik yaşama dair yazılar yazmakta; ayrıca içerik editörü olarak görev yapmaktadır. Çalışmaları neticesinde 2015 yılında MEB tarafından "yılın fark yaratan öğretmenlerinden" seçilerek Ankara'da düzenlenen Öğretmenler Günü etkinliklerine il temsilcisi olarak davet edilmiş; 2017 yılında ise İsviçre'nin Cenevre kentindeki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi'nde [CERN] düzenlenen 7. Türk Öğretmenler Çalıştayı'na katılmıştır. Evli ve bir çocuk babası olan Oklay, akademik ve mesleki gelişimi yolunda çıraklığa devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.