Bir Memur Halkın Gözünde Tek Başına Devlettir

Bir Hikaye…

Eskiden, özellikle ağaçlık arazilerin yoğun olduğu köylerde, ormanları korumak, ormanların kesilmesi ve yenilenmesinde köylülere yol yordam göstermek için görevlendirilmiş köydeki insanların tabiriyle “ormancı” diye adlandırılan devlet memurları çalışırmış. Üzerine şarkı yazılan ormancılar bile olmuş o zamanlarda…

Aman ormancı, canım ormancı,

Köyümüze bıraktın yoktan bir acı…diye…

Orman memurları kimi zaman köylüye iyi bir destek, komşu ve yardımcıyken kimi zamanda köylünün canına yeten, sürekli her şeye müdahale eden, orman işleriyle geçimini kıt kanaat sağlayan köylüden rüşvet alan, kendince kurallar koyan, ormana yarar değil varlığıyla herkese zarar veren kişilerinde görevlendirildiği oluyormuş. Bu köylerden birinde yıllarca gelen ormancıların hepsi birbirinden kötü, her gelen gideni aratır olmuş. Son gelen ormancı hepten azıtmış. Kendini devletin en yetkilisi gösterip zabıta havasıyla sabah akşam köyü denetler, köylünün yakacak odununa dahi laf eder olmuş. Eziyetin bin türlüsü yaşanmaya başlamış… Gel zaman git zaman, şehre yeni atanan valinin köyleri ziyarete geleceği haberi alınmış. İlk defa bir vali köye gelecekmiş. Başlamış tüm köylüler hazırlanmaya.. En güzel yemekler ve ikramlarla,  en özelinden davullar ve zurnalarla karşılanmış yeni vali. Yemek ve hoş beş muhabbetin ardından vali köyün sorunlarını dinlemeye başlamış. Tabi öncelik köydeki devlet memurlarının süslü lafları olmuş.. Sonra köyün muhtarı ve azası derken söz alan ahali hallerinden pek memnun her şeyi toz pembe bir şekilde anlatmışlar valiye..

Vali de “ohh ohh ne ala ne ala” derken yaşlıca bir teyze yaklaşmış yanına.

Demiş valiye “sende kimsin?”

Vali, “Nenem ben bu şehrin yeni valisiyim”

Tabi teyze valinin ne olduğunu ilk defa duyuyor, o güne kadar gördüğü memur ormancıdan ibaret olduğu için anlamamış valinin kim olduğunu.

“Ne iş yaparsın sen, ne diye yolun düştü bizim köye, ne etmeye geldin buralara” diye başlamış art arda sorular  sormaya…

 Vali de tek tek cevaplamış yaşlı teyzenin sorularını… Sohbetin en sonunda

Ah be oğlum, pek te iyi bir amire benziyorsun, okumuşsun okumuş sun da vali olmuşsun. Keşke az biraz daha okusaydın da bizim köye ormancı olaydın” demiş..

Bizim vali şaşırmış. “Nenem ne diye öyle dedin?”

– Eee ..Ormancı değil midir devletin en büyüğü? Bizim her bi şeyimiz ondan sorulur ama nice vakittir hiç iyi birine denk gelmedik, her gelen bir gideni aratır oldu, pek uzun zamandır görmedim böyle hal hatır eden, derdimizi soran bir amir”  diye başlamış uzun uzun anlatmaya…Özellikle son gelen ormancıyı iyice bir anlatmış valiye…

Her şeyi iyi gösterme derdinde olan köylüler şaşkın kem küm etmişler sonrasında. Neyse yenmiş içilmiş vali uğurlanmış köyden. Ormancı alınıp başka köye gönderilse de yeni geleninde gidenden bir farkı olmamış uzun yıllar boyunca… Bir başka vali ziyaret edinceye kadar da köylünün derdini yine soran olmamış.

Kıssadan hisse… “Bir memur, halkın gözünde tek başına devlettir”

Bugün adı ormancı olmasada,  başka başka kurumlarda farklı isimlerde kendini devletin sahibi sanan memurlar halen vardır. Devlet memurluğu millete hizmet alanıdır, hangi alanda yapılırsa yapılsın iyi yapılmak zorundadır. Devletin memuru, resmi sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güveni hak eden davranışlar içinde olmak zorundadır. Bir kişinin yetkisini kötüye kullanması tüm kurumdan öte devlete inancını zedeler. O nedenle devlet memurluğunda yapılan işin kutsallığı, kişiyi aşan sorumluluğu vardır. Devletin herhangi kurumunda işinizin düzgün yapılmaması önce o kurumu, sonra en üstte bağlı olduğu noktaya kadar sorgulatır. Devlet memurluğu görevi kötüye kullanılacak bir alan değildir, kişisel hatayı kaldırmaz ve kaldırmamalıdır. Devlet memuru, görevini itina ile yerine getirmek ve kendisine teslim edilen sorumluluğun bilincinde hareket etmelidir. İnsana hizmetin temelinde insana saygı ve hürmet vardır. Devlet memurluğunda iş ahlakının, yasal önlemlerin ötesinde, ahlaki ölçülerin uygulanmasını sağlayacak bir bilincin üretilmesi ve bunun yaygınlaştırılması gerekmektedir. Devlet memurları, diğer çalışanlardan farklı olarak, kamunun gücünü taşımaktadırlar. Bu yüzden atanmışlık üzerine değil adanmışlık noktasında çalışmalıdır.

“Ahlak toplumu çöküntüden kurtaracak bir araçtır” der Nietzsche…

Genel olarak ahlak bireyde başlar. Toplam ahlakın yani toplum ahlakının temeli bireylerin tek tek ahlaklı olmasıyla yakından ilgilidir. Bireylerde belirli ahlak ilkeleri içselleşmemişse kurum ve grupların ahlaki ilkeleri zayıflar. Gerçekte ahlak, insanların mükemmel ve güzel olana yönelişi, kötüden iyiye doğru gidişidir. Bu anlamda ahlak, aslında disiplin ve nizamdır.  Yüz yıllar önce Yusuf Has Hâcib, ideal insanı tanımlarken; işinde ve sözünde dürüst,  disiplinli, adaletten ve doğruluktan şaşmayan, ağır başlı ve alçak gönüllü, hırsızlık yapmayan, yalan söylemeyen, içki içmeyen, dedikodu etmeyen, son derece cömert ve iyiliksever, etrafındaki insanlara merhametli ve insaflı, gelenek göreneklere ve görgü kurallarına uygun hareket eden diye tanımladığı insanın günümüzde tam da özlenen insan tipi olması dikkat çekicidir.  

Devlet memurluğunda yapılan her şey, hizmet alanı olarak başka insanların hayatlarını etkileyebileceği için çok önemlidir. Liyakat, ehliyet ve iş ahlakı konusunda günümüzde, belki de geçmişten daha çok sıkıntılarımız var. Bu toprakların, işine aşkla bağlı devlet memurlarına her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var. Devlet ve milletin kalkınmasına hizmet etmeye taahhüt etmiş, adil, adaletli,  liyakatli, dürüst ve halkın hizmetinde olacak kişilere ihtiyacımız var.

Ve son söz… “Allah işini güzel yapanları sever”

Nermin ELMAS

Facebook Yorumları
Nermin Elmas
Nermin Elmas hakkında 28 makale
Eskişehir doğumlu..Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu ve hala öğrenci...Eskişehir Ülkü İlkokulunda Rehber Öğretmen Olarak Çalışıyor..

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.