Çağın Gerisinde Kalmamak İçin…

Yakın zamanda bir öğretmen arkadaşımla kızının muhabbetine tanık oldum. Arkadaşım kızına geç saate kadar telefonda konuştuğu için uyarıda bulunuyordu. Lise 3 öğrencisi olan 17 yaşındaki kızın annesine verdiği tepki beni çok şaşırtmıştı. Kız, annesine: “Ben kendim artık bir bireyim. Bana annem olarak sadece yol gösterebilirsin ama benim hayatıma radikal müdahalelerde bulunamazsın. Bu tepkini çok mantıksız buluyorum.” dedi. Arkadaşım da ben de verilen tepkiye biraz hazırlıksız yakalanmıştık. Bu tepki, lise çağımızı ve o zamanlar hem öğretmenlerin hem de anne babalarımızın bize karşı baskıcı, yok sayan davranışlarını hatırlatmıştı ikimize de. Bizim o çağlarda düşüncelerimiz de davranışlarımız da tamamen ebeveynlerimizin ve öğretmenlerimizin ipoteği altında gelişiyordu. Bundan dolayı kızın bu tepkisi çok hoşuma gitmişti aslında. Hem toplumda hem de eğitimde ihmal edilen çok önemli bir konuya vurgu yapıyordu.

Biz anne babalar ve bazı eğitimciler, çocukların gelişen bireyselliğini kabul etmekte zorlanıyoruz. Gelenekçi bir zihniyetle çocuklarımızı ya da öğrencilerimizi kontrol etmeyi, onların kendi benliklerine zincir vurmalarını ve bizim isteklerimiz ya da beklentilerimizin dışına çıkmamalarını garanti altına almaya çalışıyoruz. Aşırı baskı altında büyümüş jenerasyonlarla bu bir yere kadar işe yaramış olabilir ama şuan Z kuşağı denilen jenerasyon üzerinde tamamen etkisiz. Eski jenerasyonlara oranla kendini daha iyi tanıyan; ne istediğinin ya da ne istemediğinin daha çok farkında olan ve bu sebeple de yönlendirilmeye daha kapalı bir gençlikle karşı karşıyayız. Teknolojiyle iç içe büyümüş, bütün bilgi kaynaklarına küçük yaşlardan itibaren direkt erişim sağlayabilen bu gençler; bir birey olarak sahip oldukları hakların daha çok farkındalar.

Eskiden anne ve babalar çocuklarını baskı altında tutup istekleri doğrultusunda onları tam manasıyla dizayn etmeye çalışırlardı. Okuyacakları okulları, seçecekleri meslekleri, giyecekleri elbiseleri, insani ilişkilerini ve hatta kimlerle evlenmesi gerektiğine bile ebeveynler karar veriyordu. Eski nesiller de toplumun kapalı yapısından dolayı bu baskılara boyun eğiyor, kendi hayatlarını istekleri doğrultusunda özgürce şekillendirme şansına sahip olamıyordu. Fakat teknolojinin gelişmesiyle birlikte toplumun bu kapalı yapısı değişti. Farklı aile yapılarına ve farklı yaşantılara dair örneklere dizilerden, filmlerden, sosyal medyadan tanık olan ya da gelişen iletişim araçları sayesinde başka kültürlerle direkt etkileşim sağlayabilen yeni nesil gençler, kendilerine empoze edilen eski tip düşünce yapılarını reddediyorlar.

Bazı öğretmenler de ebeveynlerin uyguladığı baskıya benzer bir muameleyi okullarda sergilemeye devam ediyorlar. Ebeveynler kadar öğretmenlerin de gençlerdeki bu değişimin farkına varması gerekiyor. Öğretmenler de yeni gençliği tanımalı, gençliğin kimliksel dinamiklerini iyi çözümlemeli ve buna göre onlara modern metotlarla yaklaşmalıdır. Öğrenci ve öğretmen arasında, geçmişten gelen o kalın set yıkılmalı. Biz öğretmenler, öğrencilerini daha çok tanıyan kişiler olmalı ve onları kendi değer yargılarımız ya da yetiştiriliş tarzlarımıza göre hizaya sokmaya çalışmamalıyız.

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.