Çocukken Risk Alırdık

90’ lı yılların çocuğuyum.

Teknolojinin bizi hayatın içinden koparmadan ki son yılların…

Sokak oyunları oynardık. Saklambaç, dokuztaş, çivi, misket ve daha niceleri. O zamanlar farkında olmadan bize farklı oyun stratejileri geliştirmeyi ve plan yapabilme becerileri kazandıran oyunların oynandığı…

Bisiklete binerdik. Hatta boyumuzdan büyük bisikletlere… Düşe kalka öğrenirdik. Hayatta tam olarak böyle bir şey değil miydi? Daha da ileriye gidip mahalleden geçen sinek ilaçlama aracının peşine takılırdık bisikletlerimizle. Yaparak ve yaşayarak öğrenme deniyor bu sürece şu zamanlarda.

Mahalle maçları yapardık. Çoğu zaman dizlerimiz kanar, susuzluktan ağzımız kurur, açlık aklımıza bile gelmezdi. Sokak sokak, mahalle mahalle gezer farklı takımlarla mücadele eder, yeni deneyimler kazanırdık. Kazandığımızda rüyalarımıza bile girer ama kaybettiğimizde eleştirirdik birbirimizi. Ama hesapsız ve çıkarsızdı arkadaşlıklarımız.  Sosyal olmanın tavan yaptığı yıllardı.

Çok zengin bir arkadaşlık ortamımız vardı. Okul arkadaşları, aynı sokak komşu arkadaşlarımız, aşağı mahalle, yukarı mahalle arkadaşları hatta akrabalarımızda arkadaşlarımızdandı. Şimdilerde her ne kadar az görüşülse de o yıllarda ziyaretler sık sık yapılırdı ve paylaşmak lazımdı oyunları, oyuncakları. Sosyal medya üzerinden değil, canlı canlı ve samimiydi arkadaşlıklarımız.

Beslenme çantalarımız vardı, içerisinde kendi tavuklarımızın haşlanmış yumurtaları, peynir, zeytin ve tost olan. Paylaşırdık, o güzel dostlarımızla. Ama keyifli olan doymak değil paylaşmanın verdiği hazdı.

İp atlar, birdirbir oynar, uçurtma uçurur topaç çevirir, uzuneşek, mendil kapmaca, yakan top, sek sek gibi çocuk oyunları oynardık.

Belki de daha sayamadığımız ve bu yazıyı okurken aklınıza gelecek birçok şey.

Bunları yaparken hep risk alırdık. Topumuzun, Mahmut amcanın bahçesine kaçıp patlatılma ihtimaline karşılık, evi futbol sahamızın en güzel noktalarından birinde olması sebebiyle ısrarla oynamaya devam eder ve her patlatılan top sonrasında paralarımızı birleştirip yeni bir top alırdık. Meyveleri dalından yer, çoğu zaman izin alsak da canımız çok çeker izin alma gereği duymazdık zaman zaman. Sopası elinde gelen Ali amcaya, Ayşe teyzeye yakalanma ihtimaline karşılık canımızın çektiğini yerdik. Büyüyünce öğrendik ki büyükler o meyveleri çocuklara helal edermiş. Bizim ağacına daldığımız amcalarımız, teyzelerimizde inşallah helal etmişlerdir.

Uzuneşek ve birdirbir oynarken sakatlanma ihtimalimizin, boyumuzdan büyük bisiklete binerken düşme ihtimalimizin, yaşça bizden büyüklerle maç yaparken ezilme ihtimalimizin, kalenin arkasında misket oynarken yüzümüze top gelme ihtimalimizin olduğunu bildiğimiz halde risk alırdık.

O yaşlarda ve o yıllarda bunlar bizim için büyük riskler değildi. Eğlenmek, mutlu olmak ve başarmak için gerekliydi belki de. Tabi ki o yıllar geri gelmeyecek. Şimdilerde bir teknoloji çılgınlığı aldı başını gidiyor. Teknoloji diyorum çünkü o kadar çok teknolojik alet var ki genelleme yapıyorum. O yıllarda çeşitliliği az olan teknolojik aletler; tetris, atari, Bilgisayar vardı. Fakat öncelik sıramızda ilk sırada arkadaşlarımız ve sokakta oynamak vardı. Şimdilerde öncelik sırası değişti. Ya da şöyle diyelim risk almaktan çekinen aileler ve çocuklar meydana geldi. Bırakın çocuklarımız risk alsın. Günümüz şartlarına uygun riskler mesela; Futbolu sevsin okula patlama ve okulun dışına kaçma ihtimaline karşı topu ile, betonda dans etme ihtimali olduğu halde kramponu ile gitsin. Öğretin şeytan uçurtması yapsın rüzgârdan ipinin kopma ihtimalini bildiğiniz halde ona bunu öğretin uçurtmasının ipinin kopuşunu yaşasın ve gökyüzünde kaybolduğunu görsün. Kar yağdığında hasta olma ihtimaline karşı özgürce kar tabakasının üzerinde yuvarlansın sizin kısıtlamalarınız ile değil, sınırlarının farkında olarak özgürce eğlensin ve kendi hür iradesi ile karar verip yaşasın birçok şeyi.

Ve spor yapsın sporun her halini her branşını denesin ona imkân yaratın başarısız olsun, üzülsün, kaybetsin, ağlasın. Sonra kendi benliğinin ve kişiliğinin farkına varsın. Azmetsin, başarsın, sevinsin ve takdir edilsin. Bir yarışı yarıda bırakan değil deneyip sonuna kadar gidebilen amacı olan bir birey olarak yetişsin.

Risk Alsın.

Yazan : İlhan Öztürk (Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni / Antrenör)

Facebook Yorumları

1 yorum

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.