Çocukla Çocuk Olabilmek

İnsan, hayatın her döneminde farklı zihinsel, duygusal ve fiziksel durum içinde olduğundan ihtiyaçları da dönemsel olarak farklılaşmaktadır. Belki de en zor olan çocukluk dönemidir. Neyin yanlış-doğru, neyin iyi/kötü olduğunu henüz yeterince bilmediğinden büyüklerin rehberliğinde öğrenmeye ihtiyaç duyar.

Yetişkinlerin hangisine sorsanız; “bu dünyadaki en değerli varlığınız nedir?” sorusuna hiç tereddütsüz hemen hepsi “çocuklarım” diyecektir. Peki! Bu kadar kıymet verdikleri çocuklarının eğitimine ilgi ve katkıları nasıl olmakta veya olmalıdır. En iyi okullara göndererek, en iyi kitapları ve oyuncakları satın alarak kısaca imkânlar doğrultusunda her şeyin en iyisini çocuklara vererek görevimiz bitmiş olmuyor. Bir bireyin çocukluğu, eskilerin rivayetine göre; anne-babaları ölünceye kadar sürermiş. Onlar kabul etmese de her zaman ilgiye, desteğe ve fikirlerinize ihtiyaçları olacaktır. Zaten yetişkinlerin bir kısmı da zaman zaman özelde psikolojik, iş hayatında ekonomik danışmanlara ihtiyaç duymaktadırlar.

Kitapların değeri, kâğıtlarının kalitesi, sayfa sayısı, ebatları, yazarın kimliği, ismi veya nerede kaç liraya satıldığıyla mı ölçülmektedir. Serbest piyasa koşullarına göre bir kitap eğer ünlü bir yazarın elinden çıkmışsa içinde ne yazdığına bakmadan mutlaka değerli olduğunu düşünebilirsiniz. Sonra da yukarıda sayılan özellikleriyle de maddi bir değerden okuyucularına sunulmaktadır. Bedava dağıtılan, cep boyutunda seksen sayfalık bir kitapçık ne kadar değerli olabilir ki. Bence hemen karar vermeden bunu kimin ne amaçla yazdığına, içinde neler yazdığına ve kimlere dağıtıldığına bakmalısınız.

İlk defa bakanlık “Hayatın İçindeki Müfredat” adıyla böyle kıymetli bir kitapçık yayınlayarak ilkokul öğrenci velilerine ulaştırılmak üzere ilkokullara gönderdi. Pandemi döneminde, bu küçücük kitapçık için velilerin okula gelip bunları alması istendi. Belki de bazı velilerimiz bu kitapçık için şimdi yolumuzu değiştirip, zaman emek harcayıp okula gitmedi. Eğer böyle yaptıysa bence çok geç olmadan bu kitapçığı okullarına giderek almalıdırlar. Bu kitapçık, her ne kadar EBA web sitesinde “http://cdn.eba.gov.tr/kitap/mufredat/” adresinde veya başka platformlardan pdf olarak okunabilse de el altında sürekli cepte taşıyarak arada bir göz atmak için evde bulunması daha faydalı olacaktır.

Eğer bu kitapçığın yazarının psikolojik danışmanlık ve rehberlik konusunda özelde de gelişim psikolojisinde bir profesör ve bu ülkenin Milli Eğitim Bakanı olduğunu bilirsek bence ne yazdığı daha çok merak edilir. Ben de üç çocuk babası, bir veli ve eğitim yöneticisi olarak kitabı merakla inceledim. Kitabın ismine takılıp bize müfredat tanıtımı yapılacak sanılmasın. Ana-babaların ihtiyaç duyacağı çok faydalı içerikte hazırlanmış kitap sayesinde çocuklarınızla iletişiminiz artacaktır. Evde, sokakta, markette ve doğada ve her ortamda gözümüzün gördükleriyle ilgili çocuklarımızla bir konuşma başlatarak onların düşünmelerine ve öğrendikleriyle hayat arasında ilişki kurmalarını sağlayabilirsiniz. Bu ilişki sayesinde okulda takip edilen müfredatın derslerin gerekli olduğunu anlayacak ve daha bir ilgi ve sevgiyle derslerine sarılacaklardır.

Hayatın İçindeki Müfredat kitapçığında; “Pazara Gitmek Ne İşimize Yarar?” ile başlayıp “Çocukluğun Vazgeçilmezi: Masallar” ve “Örnek Etkinlikler” ile son bulan toplam yirmibir başlıkta çocuğu olan bir velinin ihtiyaç duyacağı çok güzel örnek anlatımlar bulunmaktadır.

Tüm anne-babalar çocuklarıyla etkili, anlamlı ve faydalı vakit geçirmelidirler. Çünkü çocuklar, bir bitki gibi sulamak ve güneşte durmakla ihtiyaç duyulan gıda ve vitaminleri sağlamakla sağlıklı büyümüyorlar. Belki de büyüyorlar ama bu büyümeyle birlikte insani bir gelişme ve olgunlaşma için onlarla konuşulması, sorularına ve tereddütlerine cevap verilmesi gerekiyor. Çoğu ebeveynler bazen çocukların aşırı sorularından bunaldıklarını bile söylerler. Hatta bazıları bu sorulara cevap vermekte aciz kaldıklarını bile itiraf ederler. Burada zor çocuklardan hiç bahsetmiyorum zira onlar için zaten özel destek almak gerekmektedir. Okul çağında çocuğu olan velilerin, sağlıklı ve başarılı bir eğitim hayatı geçirmeleri için öğretmenleriyle ve okuluyla sürekli iletişim ve işbirliği içinde bulunmaları gerekecektir. Çünkü eğitim hayatın tümünü içine alan ve hayatboyu sürecek olan geniş bir kavramdır.

Herşeyi bilebilirsiniz ancak çocukların yaşlarına ve seviyelerine uygun örneklerle onlara aktarmakta ve ortak paylaşımlar yapmakta etkili iletişim kurmakta zorlanabilirsiniz. Bu gayet normal bir durumdur. Çünkü kimseye evlenmeden önce veya çocuk sahibi olmadan önce bu konuda bir eğitim verilmiyor. İsteyen ve ihtiyaç duyanlar tabi ki bu konuda her tür bilgiye ve eğitime ulaşabilirler. Çocukların düzeylerine uygun konularda yapılandırmalı konuşabilmek bir anlamda öğretmenlik formasyonu ve pedagojik bilgi gerektirir.

Pandemi dönemi zorunlu yasak ve sınırlamalarıyla daha çok evlerimize kapandığımız günlerde sürekli TV seyretmek veya elimize cep telefonu tablet alarak vakit geçirmemeliyiz. Bu sıkıcı gibi görünen zaman dilimini aslında çocuklarımızla birlikte hoş ve faydalı konuşma ve etkinliklerle geçirebiliriz. Basit bir kelimeden, evdeki bir bitkiden veya eşyadan hareketle bir konuşmaya başlarsak sonu nerelere varır siz bile şaşırırsınız.

Pazara veya markete çocuğumuzla birlikte gittiğimizde alışverişlerimizde nelere niçin dikkat ettiğimizi onlara açıklayabiliriz. Tükettiğimiz gıdaların her birinin nasıl üretildiğini ve bizlere ulaştırıldığını, vücudumuza faydalarını konuşabiliriz. Alışverişte aldığımız miktarların litre/kg ve ödeyeceğimiz paranın hesaplanmasını, hanemizin bir bütçesi olduğunu anlatabiliriz. Bunların belki de hepsini konuşuyor ve anlatıyoruzdur. Ancak okuldaki derslerle olan ilişkisini kurarak örneklendirmemiz de önemli. Bu sayede hiçbir çocuk bu dersler bizim ne işimize yarayacak gereksiz bir sürü ders ve bilgi var diye düşünmeyecektir. Üstelik duymanın ötesinde görerek, yaparak ve yaşayarak öğrenmek kalıcı ve en etkili öğrenme yöntemlerinden biridir.

Mutfakta kaynayıp buharlaşan suyun-yağmurla, buzdolabında buz halini alan suyun fen ve teknoloji dersiyle, meyve yerken dörde bölünen elmanın kesirlerle matematik dersiyle, süt ve ürünlerinin, sebzenin meyvenin, tahılların her bir gıdanın insan hayatı için önemini konuşabilirsiniz. Anasınıfı ve birinci sınıftan itibaren evdeki işlerin tehlikeli olmayan basitlerinden başlayarak bazı iş ve görevleri yaptırmanın psiko-motor el becerilerini geliştireceğini bilmeliyiz. Toplum içinde davranış kurallarının, akraba, komşu ve arkadaşlarla ilişkilerin huzurlu bir yaşam için gerekli birer hayat bilgisi dersleri olduğunu anlatabilirsiniz.

Doğa ve tabiat diyerek geçtiğimiz toprağın, suyun, havanın ve çevrenin tüm canlı yaşamı için ne kadar hayati önemde olduğunu her bir yaratılan canlının hikmetlerle dolu bir yaşamı olduğunu konuşabilirsiniz.

İşyerinde yanımıza verilen bir çırağın, stajyerin veya kursiyerin nasıl bir uygulamalı bir eğitime ihtiyacı varsa bizim de çocuğumuzun okulda duyduğu, gördüğü, öğrendiği konular ve dersler için hayatın içinden örneklerle pekiştirilmesi gerekmektedir. Okul, belli başlı öğrenmeleri deneylerle göstermeye uygun olup tümüyle bir laboratuvar sayılamaz. En iyi laboratuvar hayatın ta kendisidir. Çocuklarımızı alıp kimi zaman camiye, konsere/tiyatroya/sinemaya bazen de müzelere gidebiliriz.

Öğrenmeyi doğrudan ders yapar gibi anlatmayla sürdürmeye çalışırsak çocuklar bir süre sonra sıkılmaya başlarlar. Hele de ilkokul çağlarında oyunla öğretmeye çalışmak öğrenme sürecini zevkli hale getirmek gerekmektedir. Hiçbir çocuk oyun oynamaktan sıkılmıyor tabiki seyircisi ve oyun arkadaşı varsa. Demek ki biz de biraz çocukluğumuza dönerek, kendimizi çocuk yerine koyarak düşünebilirsek kısacası çocukla çocuk olabilirsek onlara faydalı olabiliriz. Küçücük bu kitapçıkta çok şeyler var. Evde çocuklarımızla fen bilimleri, matematik, Türkçe, hayat/sosyal bilgiler, müzik ve sanat konularında onlarca etkinlik önerileri yer alıyor. Hepsini yazmıyorum merak edip bu faydalı kitapçığı incelemenizi öneriyorum.

Facebook Yorumları
Erol DEMİR
Erol DEMİR hakkında 129 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.