Değişen Meslekler mi? Talep ve İhtiyaçlar mı?

Çocukluğumda yani yaklaşık kırk yıl önce sokaklarda gezerek birşeyler satan çok sayıda seyyar satıcılar vardı. Bizzat gördüklerimden ve hatırladıklarımdan bazıları; sütçü, yoğurtçu, pamuk şekerci, şambaba tatlıcısı, çekirdekçi, lahmacuncu, bileyici, macuncu, hurdacı, bozacı bunlardan ilk aklıma gelenlerdir. Her mahallede ihtiyaçlarımızı satın alabildiğimiz veya veresiye (yaz deftere) diyebildiğimiz bakkallar vardı. Yaz tatillerinde köyde yaşayan rahmetli amcam ve dedeme yardıma gittiğimde; tütün, mısır, buğday ekimi, tarım-rençberlik ve hayvancılık devam ettiği için hasat ve harman dönemine yetişmiş olmayı da kültür dünyam adına bir şans olduğunu düşünüyorum. Bunların yanı sıra yine o dönemde bugün belki devam eden örneklerini aramakla zor bulabileceğimiz meslek sahipleri ve işyerleri vardı. Ayakkabıcı, yorgancı, saat tamircisi, arzuhalci, bakırcı/kalaycı, sobacı/tenekeci, tabelacı, plakçı/kasetçi, terzi bunlardan bazılarıdır. Çarşıda esnaf olan babam,  hazır imalatları olmasına rağmen bana özel ayakkabı, gömlek ve takım elbise diktirmiş olmasını da kendimce tatlı bir hatıranın ötesinde ayrıcalık olarak önemsiyorum.

Meslekler için değişen bu durumu örneklerle biraz daha açıklayacak olursak; işyerlerinin isim ve markalarını camlarına ve tabelalarına yazan tabelacılar bugünün reklamcılarıydı. Elinde çeşitli fırçalar ve ucunda lastik top olan bir çubukla çeşitli renklerde yağlı boyalar ile istenilen renk ve boyutta kendi sanatçılığını da kullanarak yazılar ve küçük resimleri yaparlardı. Şimdi bu işi bilgisayar başında tasarım programını kullanabilen kişiler, rulo halindeki yapışkan plastik türevi materyalleri kesebilen yazıcı/kesici/çizici çok fonksiyonlu makineleri kullanan meslek sahiplerine dönüştü. Aslında bu meslek ortadan kalkmadı dönüşüme uğradı. Bu dönüşümü görerek, mesleki kurslara katılarak eğiten ve geliştiren tabelacı, bugünde mesleğe reklamcı olarak yeni başlayanlara oranla çok daha başarıyla yapabilmektedir. Sadece tabela değil el ilanı, afiş, broşür, dergi veya dijital ortamda baskıları ve tanıtımları da yapabilen çok fonksiyonlu işler yapan mesleklere dönüşmüştür.

Yine artık emlakçılar, sadece işyerlerinde kara kaplı defterlere aldıkları notlar ve dükkanın camına yapıştırdıkları ilanlarla iş yapmıyorlar. İster ulusal ve global düzeyde marka olmuş ve internet ortamında profesyonelce hazırlanmış web siteleri üzerinden isterse kendilerine ait dijital ortamlardan kendilerinde kayıtlı kiralık ve satılık emlakları ihtiyaç sahipleriyle buluşturabilmektedir. Bunu başarabilmek için yine öncelikle bilişim konusunda temel eğitim ve beceriler yanında mesleğinin ulaştığı trendleri ve yasal boyutları öğrenebileceği gerekli eğitimlere katılmaları ve dijital teknolojik dönüşüme ayak uydurmaları gerekiyordu. Benzer durum oto galericileri için de geçerli.

Kaybolan ve kaybolmaya yüz tutan meslekler içinden geleneksel Türk-İslam El Sanatları gibi kültürel özellikleri de barındıran meslekleri yaşatabilmek ve son ustalarından yeni nesle aktarılabilmesi için resmi, özel ve çeşitli sivil toplum kuruluşları da farklı çalışmalar yürütmektedir. Son yıllarda hat, ebru, minyatür, çini, tezhip, kalem işi, cilt, ahşap oymacılık, kat´ı, dokumacılık gibi alanların yeniden canlandırılması için önemli çalışmalar yapılıyor. MEB, meslek liselerinden bu alanlarda eğitim verebilen İstanbul Fatih Cağaloğlu Geleneksel Türk Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine dönüştürmüştür.

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Kasım ayında “Geleceğin Meslekleri ve Mesleklerin Geleceği” konulu bir çalışma yaparak strateji belirlemeye çalışmış ve sonucu rapor olarak yayınlamıştır.(1) Bu çalışmanın açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay; Tüm dünyada yaşanan teknolojik değişim ve dijital dönüşümler ışığında yeni mesleklerden örnekler vererek “Geleceğin meslekleri küresel gelişmeler ışığında belirleniyor olsa da Türkiye’de mesleklerin geleceğini belirleyecek olan bizleriz. Sahip olduğumuz alt yapımız ve beşeri sermayemizin resmini ne kadar iyi çekip gelişmeler ışığında belirleyebilirsek gelecek adımlarımızı o kadar sağlam atabiliriz… İşgücü piyasasının dönüşen ihtiyaçları doğrultusunda eğitim programlarının, müfredatın ve mevzuatın yeni trendleri desteklemesi önemlidir… Ancak yaşanan dönüşümlerin hızı düşünüldüğünde kurumlarımızın adaptasyon hızı henüz istenilen düzeyde değildir. AB Komisyonu Raporunda dijitalleşme sonucu on yılda iki milyon yeni iş oluşacaktır.” Diyerek küresel değişmelerin ışığında ulusal çapta stratejik düşünmek gerektiğine vurgu yapmıştır.

YÖK Başkanı M. A. Yekta Saraç, “Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 yılı İşlerin Geleceği Raporu’na göre: yüksek hızlı mobil internet, yapay zekâ, bulut teknolojileri ve büyük veri analizlerinin adaptasyonunun iş dünyasını hızlı, derinden ve yaygın olarak etkilediği net olarak ortaya konulmuştur. Eğitimin, iş dünyasının, hükümetlerin ve sosyal alanın bu gelmekte olan büyük dönüşümden nasıl etkileneceğini ciddi bir biçimde ve titizlikle çalışmamız gerekmektedir… Bu alandaki akademik çalışmalar, otomasyon teknolojilerinin, en çok etkilendiği üç alanın küreselleşme, dijitalleşme ve ekonominin çok geniş anlamda merkezileşmeden uzaklaşması (ekonomik atomizasyon) olduğunu ifade etmektedirler. Dünyada şu anda işlerin % 90’ı bilişim teknolojileri ve yetenekleri gerektiriyor. 2005 yılından beri ülkeler arasındaki veri aktarımı 45 kat artmıştır. Artık alışverişler veri ile gerçekleştirilmektedir. YÖK, 100/2000 Doktora Projesi’nde geleceğin meslekleri ile ilgili ülkemizin ihtiyacı olan öncelikli alanlarda doktora programları açarak akademiye, iş dünyasına ve de sanayiye, doktoralı, nitelikli insan kaynağı yetiştiriyoruz. Ana gayemiz geleceğe güçlü nesiller yetiştirmektir.” Diyerek teknolojik dönüşümünün önemine ve bu konuya hazırlık olarak doktora programları başlatıldığını belirtmiştir.

TOBB, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi iş dünyasının temsilcileri de görüşlerini açıklamıştır.  TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu; “Üzülerek görüyorum ki gençler işe başladıklarında tamamen teorik bilgiyle dolu. Başarıyla üniversiteden mezun olmuş ama daha öğrendiği o bilginin sahada ne işe yarayacağını bilmiyor! Tabii bir de o bilgi de belki birkaç yıla eskiyecek. O nedenle gençlere öğrenmeyi öğretmek zorundayız. Ve iş dünyasının ihtiyaç duyduğu gerçek problemlerle onları daha öğrenciyken karşılaştırmalıyız. Türkiye’de üniversite sanayi iş birliğini gerçek anlamda, ortak eğitim modeliyle biz başlattık. Öğrencilerimiz üç dönem eğitim görüyor. Hem sırada hem sahada öğreniyorlar. Çok şükür bu sistem başarıyla işliyor. Mezunlarımızın % 46’sı ilk altı ay içinde iş buluyor.” Diyerek gençlerin, iş hayatı gerçekleriyle daha eğitim sırasında tanıştırılması gerektiğinin önemine değinmiştir.

TÜSİAD Başkanı, Simone Kaslowski; “Peki dünyanın geçirmekte olduğu bu hızlı değişimle nasıl başa çıkacağız? Her yeni çıkan meslek alanına göre, hatta henüz öngörülemeyen meslek alanları için üniversite bölümü veya meslek okulu kurmak çare olabilir mi? Yoksa gençlerimize “öğrenmeyi mi öğretmeliyiz”? İşgücünün artık neredeyse altı ayda bir yeniden eğitimle yeni bir beceri edinmesi gerekiyor. Mezuniyetten emekliliğe kadar bilgi, beceri ve yetkinliklerimizi tazeleme, güncelleme ve çeşitlendirme ihtiyacımız var. Hayat boyu eğitimi bir yaşam felsefesi olarak benimsersek teknolojik değişimlere uyum kapasitemizi artırabiliriz. Üniversitelerimizin topluma dönük yüzünde hayatboyu eğitim çalışmalarının işgücü piyasası ile uyum içinde olması önemlidir.” Diyerek; Gençler başta olmak üzere öğrenmeye kendimizi hazırlayarak her türlü değişime başarıyla uyum sağlayabileceğimizi vurgulamıştır.

MÜSİAD Başkanı Abdurrahman Kaan; “Tarihin saati her toplumda aynı ibreyi göstermez. Buna doğrudan “geri kalmışlık” demek yanlış bir klasifikasyona bizi götürür. Çünkü her toplumun kültürel ve sosyal kodları onun sanayisini, üretim anlayışını ve geleneğini, o toplum için vazgeçilmez sektörleri yani uzmanlaşma düzeyini belirler. Önce toplumu tanımalı ve “gelecekte biz nerede olmak istiyoruz”, “Gelecekte Türkiye, global puzzle’ın hangi parçasına tekabül etmek istiyor” gibi genel vizyonlarımızı iyi planlamamız gerekiyor. Eğitim ve meslek edindirme elbette çok önemli ama bunu neye göre yani hangi parametrelere göre yapacağız? Biz kendimizi nereye konumlandıracağız ki nesillerimizi ona göre mesleki alanlar açısından yönlendirelim? Son olarak bir başka husus daha var: Biz gençlerimizi, onların yeteneklerini ve yeni gelen neslin hangi alanlara daha yatkın olduğunu biliyor muyuz? Yani bir “yetenek yönetimi” tespit çalışmamız var mı?. Asıl yapılması gereken yapay zekânın her alanı etkileyeceğinin farkına varıp, her programa yapay zeka modülü koymaktır. Dünyanın bir numaralı sorunu iklim değişikliği olduğuna göre, bu toplantıda konuşulmasını umduğum bir konu temiz enerji. Ama eğer kalkıp da bir “temiz enerji mühendisliği” programı açarsak, esas hedefi ıskalarız. Temiz enerjiye giden yol birçok programdan geçer: makina, elektrik, kimya, inşaat, endüstri ve bilgisayar gibi birçok mühendisliğin yanı sıra, hukuk, eğitim, sosyoloji, siyaset bilimi, iktisat, işletme programlarına temiz enerji modülleri konulmalı. Yani geleceğin meslekleri yerine geleceğin konularına odaklanmalıyız.(2) İklim, enerji ve yapay zeka konusunda çalışmaları yetenek yönetim çerçevesinde bilinçli bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini tespit ederek ülkemizi konumlandırmamızın daha doğru olacağını söylemiştir.

TÜBİTAK Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü (SAGE) Müdürü Okumuş Uluslararası Çalışma Örgütü ile Dünya Ekonomik Forumu’nun mesleklerin geleceğine yönelik araştırmaları kapsamında dijital dönüşüm çağı sonucunda çalışma hayatının çok yeni iş kolları ile var olmaya devam edeceğini belirtti. Okumuş, bu süreçte robotik sistemler, otomasyon, yapay zekâ ve biyoteknoloji gibi alanlarda yaşanan dönüşümün meslekler üzerinde çok önemli etkiler gösterdiğini söyledi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk gelecekte talep artacak meslekleri şöyle sıraladı: Endüstriyel bilgisayar programcılığı, giyilebilir teknoloji tasarımcısı, endüstriyel kullanıcı arayüzü tasarımcısı, bulut bilişim uzmanı, siber güvenlik uzmanı, veri analisti, sosyal medya uzmanı, yazılım geliştirme uzmanı, mobil yazılım uzmanı, oyun geliştirme uzmanı. (3)

Sonuç olarak her açıdan yepyeni ve kalıcı bir eğitim anlayışı ve modeline geçmek zorundayız. Bu model oluşturulurken hem günümüzün hem de geleceğin ihtiyaçlarını ve gereklerini göz önünde bulundurmak durumundayız. Burada can alıcı nokta, “gelecekte nasıl bir dünya ve nasıl bir insan istiyoruz” sorusudur. Bir yandan günümüzün ihtiyaçlarını karşılarken bir taraftan da geleceği inşa ve ihya edecek insan tipini hayal etmek ve bu insan tipinin yetişmesi için çaba, gayret, emek ve kaynak sarf etmeliyiz. Bu noktada “öğretim” işinin gelecekte bugünden daha fazla teknolojiye ve hatta robotlara havale edileceği aşikârdır. Ancak, “eğitim” konusu asla teknoloji ve robotlara havale edilemez. Teknoloji ve robotlar “öğretim” işini gelecekte elimizden almaya aday olsalar da “eğitim” işi her daim insan insana olarak uhdemizde kalmalıdır. Yüce Mevlamızca insanlar için insanca yaşamak üzere yaratılan biricik dünyamızı korumak için hilkate ve fıtrata uygun insanlar yetiştirmek en büyük insanlık görevimiz olmalıdır. Peki ama bunu nasıl başarabiliriz?(4)

Her ülke kendi gerçeklerine göre eğitim ihtiyaçlarını belirlemektedir. Hatta bazı mesleki eğitimlerin ülkenin farklı bölgelerinin ihtiyaçlarını karşılamak adına yöresel olduğunu söyleyebiliriz. Genel olarak tüm insanlığın değişmez ihtiyaçları sayılabilecek emniyet, güvenlik, savunma, sağlık, adalet hizmetleri için gerekli nitelikli meslek insanlarını dünya standartlarında yetiştirmek gerekiyor. Yüz yılda bir insanlığın başına Covit-19 Korona Virüs Salgını gibi bir olay geldiğinde; acil ihtiyaç duyulan ve sahip olunmayan sağlık araç-gereç ve makinelerini, sahip olunan genç dinamik insan kaynağı ve altyapısı yanında milli birlik duygusuyla çok kısa sürede kenetlenerek başarmanın mümkün olduğunu kanıtlamış olan Türkiye, aslında ciddi bir potansiyel enerjiye sahip olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.

  • Geleceğin Meslekleri Çalışmaları, YÖK Raporu, Ankara, 2019
  • https://medium.com/@ErhanErkut/gelece%C4%9Fin-meslekleri-mesleklerin-gelece%C4%9Fi-14876b595e49
  • http://www.pervinkaplan.com/detay/gelecegin-mesleklerine-hazir-miyiz/9802
  • Dr. Ertuğrul YAMAN Akademisyen / Yazar, Geleceğin Dünyası ve Geleceğin Eğitimi, Eğitime Bakış Dergisi, Eylül – Ekim – Kasım – Aralık 2019 Yıl: 15 / Sayı: 47, s. 82-86
Facebook Yorumları
Erol DEMİR hakkında 200 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.