Duyguların Geçmişi Üzerine
0

İnsan ancak, yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.

                       Antoine De Saint- Exupery, Küçük Prens

Duygular, en ilkel canlılarla birlikte var olmuştur. Duygusal hayatımızın en eski kökü, koklama duyusudur ya da başka bir deyişle kokuyu alan ve inceleyen koku lobudur. Yaşayan her varlığın rüzgarla taşınan moleküler bir imzası vardır. Bu yüzdendir ki ilkel çağlarda koku hayati önem taşıyan bir duyuydu.

Beynin en ilkel kısmı olan beyin sapı ise bu hayatta kalma mücadelesi için büyük önem taşırdı. Bu kök beyin; nefes almak, kalıplaşmış tepki ve hareketleri kontrol etmek gibi temel hayati işlevleri düzenler. Beyin sapı denen bu ilkel kökten, duygu merkezleri gelişmiştir. Daha sonra ise düşünen beyin, yani ‘neokorteks’ evrilmiştir. Düşünen beynin duygu merkezlerinden gelişmiş olması, ikisi arasındaki ilişkiyi aydınlatmaktadır: Duygusal beyin akılcı beyinden çok daha önce var olmuştur.

İlk memelilerin gelişiyle birlikte duygusal beynin temel katmanları oluştu. Beyin sapını saran bu katmanlara limbik sistem adı verildi.

” Limbik sistem, beynin derinliklerinde bulunan ve temelde duygu ve davranışların düzenlenmesi, uzun süreli hafıza, motivasyon ve koku duyusunun işlenmesinden sorumlu beyin bölgelerinin ortak adıdır.”

Bu yeni sinir bölgesi beynin repertuarına duyguları ekledi. Duyguların oluşmasında limbik sistemin bir elemanı olan amigdalanın önemli rolü olduğu kabul edilmektedir. Limbik yapılar o günden bugüne beynin öğrenme ve hatırlama süreçlerinin büyük kısmını gerçekleştirmektedir; amigdala ise duygusal durumların uzmanıdır. Amigdala beynin geri kalanından ayrılsa, olayların duygusal anlamını değerlendirmekte inanılmaz bir yetersizlik, hatta “duygusal körlük” denilen durum ortaya çıkar. Amigdala, duygusal belleğin ve başlı başına anlamın deposudur; amigdalasız yaşam, kişisel anlamlarından soyutlanmış bir yaşamdır. Duygusal zekanın merkezinde amigdalanın işleyişi ve neokorteksle olan ilişkisi yatmaktadır.

Buraya kadar olan kısımdaki ifadelerin çoğu Daniel Goleman’ın “Duygusal Zeka- EQ neden IQ’dan daha önemlidir?” kitabında okuyup çok değerli görerek altını çizdiğim ve üzerine düşünme fırsatı bulduğum cümlelerden oluşuyor.

İnsan beyni karmaşık bir yapı ve yıllardır yapılan çalışmalara karşın,  hala nasıl çalıştığı konusunda keşfedilmeyi bekleyen çok şey var. İnsan beynini anlamak ve bu yapının oluşturduğu bir takım davranışları anlamlandırmak hala karmaşık bir süreç.

Amigdala ile ilgili olan kısımları okurken aslında insan olmamızın bu yapıya bağlı olduğunu anladım. Hissetmeyen, hiçbir duygusunu anlamlandıramayan ya da ne hissetiğinin farkında bile olmayan bir canlı nasıl insan olabilirdi? Hep diyoruz: “İnsan duygusal bir varlıktır.” Duygusal bir varlık olduğumuz konusunda bu kadar kesin yargılara sahip olmamıza rağmen duygularımızı tanımada acaba ne kadar bilinçliyiz?

Gün içerisinde kaç duygu bizi esir alıyor ya da bu duygular sonucunda gerçekleştirdiğimiz davranışlar tam da bu duygunun karşılığı olarak mı meydana geliyor? Yoksa ne hissettiğimizden bir haber olarak yaşayan duygusal varlıklar mıyız? Bir gün, birçok duyguyu tatmak için çok müsait bir zaman dilimi. Tadıyoruz tatmasına da dilimizdeki almaçlar kadar keskin anlamlandırıyor muyuz duygularımızı? Tatlı, tuzlu, acı, ekşi kadar bunların arasında bulunan tatlar da vardır. Hissettiğimiz fakat neye benzediğini bir türlü çıkaramadığımız duygular olduğu gibi.

Geçenlerde karşıma çıkan bir cümle beni bu konu hakkında düşündürdü. Cümle şu şekildeydi:”Çocuklar, bugün kötü bir gün geçirdim, konuşalım mı? demezler. Oynayalım mı? derler.” Bu cümlenin altında yatan en önemli gerçeklerden biri oyunun bir çocuk hatta biraz daha ileri gidecek olursak  insan yaşamının tüm safhaları boyunca ihtiyaç duyduğu önemli bir eylem olduğudur. Fakat ben bu cümleyi okuduğumda bir çocuğun o gün yaşadıkları ile ilgili bir duygu ifade edemediğini görüyorum. Kötü bir gün geçirmiş olduğunun farkında, ama bu kötü günün onu nasıl etkilediğinin farkında değil. Üzgün mü? Kırgın mı? Kızgın mı? Yorgun mu?.. Kötü olaylar karşısında hissettiğimiz duyguları bu şekilde genişletebiliriz. Ortada tek bir durum olsa da hissettiğimiz duygular ve bu duyguların dışavurumları birbirinden farklıdır. Elbette ki vücudumuzdaki sistemlere yansımaları da farklı olacaktır. Başta sinir sistemi olmak üzere, yaşadığımız her duygu tüm hücrelerimiz tarafından kayıt altına alınır. Doğduğumuzdan itibaren farklı olay ve durumlarla karşılaştığımız sürece, yaşadığımız sürece, duygu belleği işler.

Bu kadar köklü bir geçmişi bulunan duygularımıza hak ettiği değeri geç vermeye başladık. Homo Sapiens, yani Düşünen Tür adı bile, kararlarımızı ve hareketlerimizi şekillendiren duygularımızı görmezden gelir. Oysaki hislerimiz çoğu zaman düşündüklerimizden daha baskındır. Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız ise düşüncelerimizi etkiler. Amigdala ile neokorteks arasındaki bağlantılar, zihin ve kalp, düşünce ve duygu arasındaki savaşların ya da işbirlikçi antlaşmaların ana terminalidir. Bu devreler bize, etkili düşünmede, hem akıllıca kararlar vermek hem de zihin açıklığı bakımından, duygunun önemini gösterir. (bkz:syf55-56) Bu duygusal devreleri çocukluk dönemi boyunca edinilen deneyimler şekillendirir; biz ise bu deneyimleri tamamen oluruna bırakarak kendimizi riske atıyoruz. Birçok bulgu gösteriyor ki, duygusal yetenek sahibi -kendi duygularını tanıyan ve idare edebilen, başkalarının duygularını okuyup onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilen- kişiler, hayatın her alanında avantajlıdırlar. İyi gelişmiş duygusal becerilere sahip kişiler yaşamlarını daha doyumlu ve etkili bir şekilde sürdürerek, kendi verimliliklerini besleyecek zihinsel alışkanlıkları edinebilir; duygusal hayatını bir şekilde kontrol altına alamayan kişiler ise, kendi içlerinde, işe odaklanıp açıkça düşünmelerini sağlayacak yetenekleri baltalayan savaşlar verir.(bkz:syf65)

Peki duygularımızı eğitmek mümkün mü?

Duygusal zeki olmak hangi becerilere sahip olmayı gerektirir?

 Daniel Goleman şunu söylüyor: “İki ahlakî tavra ihtiyacımız var: Kendine hakim olmak ve şefkat göstermek.”

 

Empati, diğergamlık adı altında diğer insanlar hakkında da gam, kaygı hissedebilme şeklinde geleneğimizde yer almıştır. Kendine hakim olmak ve özdenetim, “nefis terbiyesi” adı altında dedelerimizce uygulanırdı. Genetik mirasımızın bize bağışladığı duygusal eğilimlerin insan beyninde duygu devreleri haline dönüştürülmesi, hislerin eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır. Geçmiş çağlarda atalarımızın “nefis terbiyesi” olarak belirttikleri duygusal dersler de aslında aynı şeydi.

İstanbul’da, Anadolu’da, bütün Ortadoğu’da köşe başlarındaki “dergahlarda” ilim öğrenmek için gelenlere “önce edep” denilmesi duygusal hayatımızın akıllıca yönetilmesiydi. Zaten tutkularımızı, düşüncelerimizi, değerlerimizi ve yaşamı iyi yönetmek gerçekte bilge olmaktır. Kızgın, asi, sinirli, kaygılı, dürtüsel, saldırgan tavırların azalması, nazik, şefkatli tutumların artması, akıl ve kalbin birleştirilerek eğitilmesini gerektirir.

Duygusal zeki dediğimizde ise, kendi duygularıyla birlikte diğer insanların duygularını da okuyabilen, bağımsız davranan, uzlaşmayı başaran iyimser kişiler akla gelir. Amaca ulaşmak için ne yaptığın kadar nasıl yaptığını da önemseyen, zorluklar karşısında sebat edebilen, sorun çözmekten kaçınmayan ve uyum yetenekleri yüksek kişiler duygusal zekidirler. Mantıksal zekilerin, akademik başarıları güçlüyken, duygusal zekilerin hayat başarıları, evlilikleri, arkadaş ilişkileri daha iyidir. Kendileri ile de barışık olduklarından, zorluklar karşısında iş uyumları bozulmaz. Her zaman ümit duygularını ayakta tutabilirler.

Özetle;

  1. Özbilinç (Kendini tanıma)
  2. Özdenetim (Dürtüleri kontrol etme)
  3. Duyguları ifade edebilme
  4. Başkalarının duygularını anlayabilme (Empati)
  5. Engellere rağmen yola devam edebilme (Sebat)
  6. Kendini harekete geçirebilme (Motivasyon)
  7. Uyum sağlayabilme, sorun çözmeye istekli olma
  8. Uzlaşmacı olabilme, çözüm odaklı düşünme
  9. Ümidi ayakta tutma ve iyimser olma
  10. Yeni deneyimlere açık olma, kendini geliştirmeye istek duyma

Bu beceriler zihinsel bir ustalık ve duygusal bir bilgelik gerektirir.

Kendinizi tanımaya başlamakla ilk adımı atın.

Sevgiyle ve sağlıkla kalın…

Alıntı Yapılan Kaynaklar:

https://www.e-psikiyatri.com/on-adimda-duygusal-zekamiz

https://aklinizikesfedin.com/limbik-sistem-nedir-ve-nasil-calisir/

Daniel Goleman- Duygusal Zeka EQ neden IQ’dan daha önemlidir?

Facebook Yorumları

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden mezun oldum. 2019 yılından beri Sınıf Öğretmenliği yapmaktayım. Üniversite yıllarım boyunca gönüllü birçok faaliyette yer alarak bu faaliyetler sayesinde bir sürü çocuğa dokunma fırsatı yakaladım. Müzikle ilgilenmekte olup 9 yıldır Ney üflemekteyim. SosyalBen Vakfı bünyesinde gönüllü eğitmenlik yaparak çocukla iletişim ve atölye programları oluşturma süreci ile ilgili konularda seminerler verdim. Birleşmiş Milletler Model United Nation konferansına katılım göstererek İnsan Hakları Komitesinin Çocuk Hakları bölümünde çalışmalar yaptım. Lise yıllarımda okul dergisine yazmış olduğum yazılarımın devamını, buram buram eğitim ve çocuk kokan yazılarımla bu sitede devam ettirmekteyim. Öğretmenliğin sonradan kazanılacak bir beceri değil, insanın fıtratında bulunan ve eğitimle açığa çıkan ahlaki, vicdani boyutu baskın bir meslek olduğu kanısındayım.

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir

Yorumunuz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.