Eğitim Mucizesi

Eğitimin çok genel ve şemsiye bir kavram olduğu kabul edilmektedir. Hayatın her alanına girmiş, çok fazla alt bileşeni bulunmaktadır. Neredeyse insanlık tarihiyle var olan eğitimi bu sebeple yok saymak mümkün olamayacağı gibi üzerinde kısa tanımlar yapmak da zordur. Gelecek öngörüleri ve planları yaparken eğitim gibi mucizevi bir araçtan faydalanmadan hedeflere başarıyla ulaşmak hayal olacaktır.

Neredeyse tüm ihtiyaçlarımızı eğitimle karşılamaya çalışmak da eğitime olağanüstü bir rol ve anlam yüklemektedir. Her zaman, herkese, her yerde ve her konuda çözüm sunabilecek bir eğitimin sistematik açık bir yapıda, etkileyen olması yanında hemen her şeyden de etkilenmektedir. Tüm bunlar ışığında; eğitimin ister birey, isterse de toplum için beklenen faydayı sağlayabilmesi için geçmişten günümüze neydi? Bugün nedir? Ve gelecekte ne olacağını düşünmek gerekiyor.

Eğitim tarihi profesörü Mustafa Gündüz, Doç. Dr. İbrahim Hakan Karataş editörlüğünde yayınladığı kitapta eğitimin iyi-doğru anlaşılabilmesi için aşağıda özetlemeye çalıştığım şekilde faydalı bir çalışmayı literatüre katmıştır.

Avrupa dillerinin çoğunda eğitim; kavramı kolaylaştırıcı, yol gösterici, bir şeyi içeriden dışarıya çıkarmayı ilme bilgiye iyiye doğruya ve güzele işaret etmeyi ve onlara ulaşmak için rehberlik etmeyi ifade etmiştir. Bizde ise maarif bilgi bilmek ve tanımak marifet-irfan-hikmet-hüner-beceri ve ustalık gibi eylemlerin tarifi için kullanılmıştır. İlmi bilen alim, bilinen varlık, irfanda bilen arif olarak tanımlanırken ilim ile varlık dünyası bilinir, irfan ile tanınırdı.

Maarif, eğitim gibi çatı bir kavram olarak talim/terbiye/tahsil/tedris/tederrüs/mektep gibi pek çok kavramı toplamıştır. Yine tedip; edep sahibi kılma kelimesi iyi tutum incelik kibarlık anlamında eğitimin karşılığında kullanılmıştır. Öğretim, insanlığın sahip olduğu bilgileri yetişmekte olan nesillere aktarma bilgi kazandırma faaliyeti iken eğitim daha ziyade davranışa karaktere esas teşkil eden beceri ve değerler kazandırma ile ilgili çalışmaları anlatmaktadır.

Sokrates eğitimi; gençlerin ruhuna erdem aşılayarak onları daha iyi kılmanın en iyi yolu olarak tanımlarken talebesi Platon ise bedene ve ruha potansiyel kabiliyet ve mükemmeliyeti vermektir. Eğitim, devlete iyi vatandaş yetiştirmek içindir demiştir. Aristoteles ise eğitimi; zihni ve ahlaki erdemler edinmek, insan ve topluma erdemli hale getirmek şeklinde izah etmiştir.

Gazali’ye göre terbiye; hakiki bilgiler ve faydalı davranışlar tahsil etmek, insanı halkın ve Allah’ın yanında vazifelerini yapabilecek bir olgunluğa getirmek işidir demiştir. John Löke ise eğitim için insanı faziletli-faydalı, mesleğinde maharetli hale getirme usulü tanımını yapmıştır. Tanımların ortak ifadesi; insanlık tarihinin en eski devirlerinden beri insanın yeni bilgiyi, inanç, meslek, beceri ve davranış öğrenmesi durumlarını ifade etmektedir.

18. yüzyıldan sonra düşünürlerin bir kısmı eğitim için insan, ancak eğitim sayesinde insan olur derken bir kısmı da eğitim, bir insanın diğerini kendi gibi kılma eğilimidir şeklinde tanımlamıştır. Eskiyi yeniyi kapsayan geleneksel ve modern eğitimi kuşatan ortak bir tanım yapmak gerekirse eğitim; insanın çevreye ve topluma uyumu ve mutluluğunun yanında varlık alemini anlamak ve tanımak için bir dizi bilgi değer his ve davranışı edinmesidir.

Eğitim, bir zihniyet olarak Orta Çağda kilise ve din adamlarının vesayetinde,+ modern dönemde ise devletler üniversiteler ve bilim adamlarının kontrolünde gerçekleştirilmiştir. Eğitimde öğretilen bilginin miktarı türü ve yöntemi öne çıkmaktadır. Bugün çok kullandığımız pedagog kelimesi antik Yunan’da erkek çocukları okula götürüp getirmeleri için tahsis edilen görevli köleye söylenen kavramdı.

Bugünün eğitim sistemleri ve okulu 18. yüzyılın sonlarında modern devletin ve ekonominin ihtiyaçları doğrultusunda teşekkül ettiği için okuryazarlık, vatandaşlık bilinci ve meslek edindirme okulun önde gelen ve önemli amaç ve işlevi olarak sayılmıştır. Toplumda herkesin araştırmacı olması, herkesin her istediği mesleği yapması ve merak duygularına cevap bulması mümkün olmayabilir. İyi seçilmiş dar bir kitle için eğitim uygulanabildiğinde anlamlı ve verimli sonuçlar üretebilir aksi halde vasata teslim olmak kaçınılmazdır.

Antik çağda Çin’de gelişim ve yaygın bir eğitim sisteminin olduğu bilinmektedir. Çin’de çocukların nasıl eğitileceğine dair kitaplar yazılmış. Bu kitapların dünyanın ilk pedagojik kitaplarından olduğu kabul edilmiştir. Milattan önce 2200’lerde yazılan shocking adlı çocuk eğitimi kitabında eğitim işlerini düzenleyen eğitim bakanlığı benzeri bir yapıdan da bahsedilmiştir. Antik Yunan medeniyetinde eğitim hür insanların erkekleri içindi. Zihinsel faaliyetlerin yapıldığı ve dimağının eğitildiği mekana ancak boş vakti olan çalışmaya muhtaç olmayanlar gidebilirdi.

Modern eğitimin mekanı okul kelimesinin kökeni olan school, Grekçe’de boş zaman ve boş zaman değerlendirilecek yer gibi anlamlara geliyordu. Sokrat her türlü sınıftan ve yaştan insana eğitim verdiği için cezalandırılmıştır Platon felsefe öğretmek için akademiyi Aristo ise lise adlı okulları kurmuşlardır. Ücret karşılığı eğitim veren sofistler; yedi hür sanat olarak bilinen ders hiyerarşisinden ilk üçü olan gramer-etkileyici konuşma/hitabet ve diyalektik mantık öğretiyordu. Orta çağ Hristiyan dünyasında eğitimde asıl olan Hristiyanların ideallerini gerçekleştirmekti.

Uygur toplumunda yerleşik hayatın imkanlarından kaynaklanan gelişkin bir eğitim ve okul sisteminin olduğuna ilişkin güçlü bulgular vardır. Kağıt ve baskı sanatlarına dair icatların yanında matbaanın ilk formunu Uygurlar tarafından kullanıldığını iddia eden tarihçiler vardır. İslam ve Türk tarihinde eğitim öğretime önem verilmiştir. Çok sayıda medrese ve Vakıf kuran ilim ve eğitim hayatında kadınlara da büyük yer açan Memlükler hocalara ve talebelere dolgun ücreti ödeyerek ilmin gelişmesine önemli katkıda bulunmuştur. Osmanlı medreselerinde genellikle matematik gibi akli, fıkıh gibi nakli, mantık gibi araç ilimleri üç kategoride okutulmuştur.

Modern dönemde eğitim devlet aygıtlarını kullanabilmeye, ekonominin her bakımdan işleyebilmesi için ucuz ve belli düzeyde bilgi ve beceri sahibi insanlara ihtiyaç duymuştur. Bu gereksinimleri karşılamak amacıyla geliştirilen yeni sistemin adı kamusal kitle eğitimi diğer bir ifadeyle “modern eğitim” olmuştur. Devletin rejimine sadık, topluma faydalı, üretim becerisine ve tüketim alışkanlığına sahip insanlar yetiştirmekte eğitimin temel görev tanımıdır.

Terbiyenin üç kaynağı vardır; tabiat, insan ve eşya. Herkes bu üç öğretmenin eğitimi ile yetişir. Eğitim üzerine üçlemelere devam edersek; Fikri, ahlaki ve bedeni eğitim. Milli, dini ve asri/modern eğitim. Birey, okul ve aile eğitimin en önemli sac ayaklarıdır. Öğretilecek bilginin; türü, miktarı ve öğretme yöntemi öne çıkmaktadır.

Meşhur ansiklopedist Denis Diderot, 1700’lerde mektepleri bütünüyle hükümetlerin idare etmesini istemiş, çocukların eğitiminde bilgiden ziyade onların yetenek ve yaşlarının dikkate alınmasını önemsemiştir. “Eğitim her şeye kadirdir” diyerek 20. yüzyıl başlarında eğitimin her şeyin çaresi ve kurtarıcı bir mite dönüşmesine öncülük eden Helvetius, Rousseau’nun naturayı iyilik esasını kabul etmeyerek, insanı iyi ya da fena yapan şeyin aldığı terbiye olduğunu savunmuştur. (Kadir kelimesi; her şeye gücü yeten planlı ölçülü yapan aciz olmayan güçlü olan anlamına gelir.)

Okullar; meslek sahibi olmayı hayat mücadelesi için iş ve ürün odaklı çalışan insanlar yetiştirmeyi amaçlamıştır. Horaca Man 1800’lerin ortalarında mektep, beşeriyetin yapabildiği en büyük keşiftir demiştir. Almanya’da devlet ve kanunlar için eğitim fikrinin öncüsü George Kerschensteiner, bireyi daima toplum ve devletle olan ilişkileri cihetinden terbiye etmeyi savunan vatandaşlık eğitimi ve iş mektebi prensiplerini savunarak tatbik etmiştir.

Modern eğitimin amacı; makbul vatandaşı yani elenmiş rafine bilgilerle inşa etmek olmuştur. Milleti oluşturacak eğitim de “Milli Eğitim” olarak tanımlanmıştır. Milli Eğitim; milli-ulusal hedefleri ve ülkeleri idealleri dikkate alarak sunulan ve azami düzeyde ortak değerler dünyasına sahip olmayı ifade eden eğitim sistemi demektir. Kısaca Milli Eğitim; her ülke ve millet için üstün ve ortak amaçlar içeren bir eğitimdir.

Hiçbir ülkenin milli eğitim sistemi diğer bir ülke ile aynı olmaz ve olamaz. Ülkelerin eğitim sistemleri birbiriyle karşılaştırılabilir iyi uygulamalar yönünden birbirinden faydalanabilir ancak hiçbir eğitim sistemi bir ülkeden diğerine transfer edilemez. Ülkelerin milli eğitim sisteminde rol oynayan faktörler; Milli birlik duygusu, genel ekonomik durum, temel inançlar ve genellikle ileri eğitim düşüncesi durumu, dil problemleri, siyasi yapı, uluslararası işbirliği anlayış karşısında takınılan tavırlarıdır.

İstanbul için 1824’te her anne babanın çocuğunu mutlaka mektebe göndermesini isteyen bir ferman yayınlandıysa da bu gerçekleşememiştir. Türkiye’nin eğitim hayatında gerek fiziksel ortam gerek pedagojik nitelikler bakımından önemli değişimler 2002 yılından sonra gerçekleşmiştir. Devleti idare eden yapılar kendi varlık alanını tahkim etmek ve sürekli kılmak yanında devletin ve toplumun ihtiyaçlarına yönelik eğitim sistemini inşa eder. Modern toplumun oluşumunda eğitim bir liyakat dağıtıcısı olarak da görülmüştür.

Eğitim bilimi; eğitimin pratik yönüyle ilgilenmez, teorik kavramsal ve bilgi tarafı ile alakadardır. Dünyanın hemen her ülkesinde 20. yüzyıl eğitimine damga vuran ana faktör; kuşkusuz batılı modernist eğitim paradigmalarıdır. Sanayi toplumu gerçeklerine ve ihtiyacına göre ortaya çıkan modern eğitim; bütün dünyada gönüllüce kabul edilmemiş, çoğu kez ve çok yerde toplumlara dayatılmıştır. Modern eğitimin en önemli tartışma alanlarından biri kuşkusuz fırsat eşitsizliği ve eğitim-iktidar ilişkisidir. Eğitimin gücüne inanan Apple, eğitimde dönüşümün eğitimcilerle değil toplumsal hareketle olabileceğini ileri sürmüştür.

Sanayi toplumunun ihtiyaçlarına cevap vermesi bakımından en yaygın eğitim akımları arasında “iş okulu akımı-politeknik okul-üreten okul akımı” eğitim ortamının ekonomik hatta endüstriyel üretim haline gelmesini, bütün üretim süreçlerinin genel bilimsel ilkelerini öğretmesi, çocukları ve gençleri pratik çalışmalara sokarak her türlü işte yararlanılacak temel aletlerin kullanılmasını öğretmesidir. Modern eğitimi var eden ana unsur; devletler ve onu da meydana getiren şirketlerdir.

Artık eğitim; 7 gün, 24 saat, 365 gün çalışan bir sisteme dönüşmüştür. İnsanlar içinde bulunduğumuz modern çağda bilerek-bilmeyerek, zorunlu-gönüllü hayatboyu öğrenmek ve eğitim almak durumundadır. Bu değişim ve dönüşümler yakın geleceğin okullarında şu nitelikleri beklenir hale getirmiştir. Kişiselleştirilmiş eğitim, güvenilir ve güvenli bir eğitim, işbirlikçi öğrenmeye yatkın bir eğitim, öğrenme merkezli bir eğitim, disiplinler arası çalışmaları önemseyen bir eğitim, detaylı ve pratik bilgi verme becerilerini geliştirmiş bir eğitim, mükemmeliyetçi ve kültürle iç içe olmayı sağlayabilecek kapasite gösteren bir eğitim, çevreye duyarlı eğitim, toplumla ilişkili toplumsal değişim ve dönüşümlere uyumlu eğitim, küresel bağlantılar ve ilişkileri dikkate alan esnekliğe sahip bir eğitim, yaşam boyu öğrenme ortamına açık bir eğitimdir.

Geleceğin eğitimi için ulus devletlerin yerine bir dünya cumhuriyeti’nin kurularak herkesin her yerden her an istediği eğitim imkanına kavuşabilecek görüşleri de dile getirilmektedir. Dünyanın önde gelen eğitim kurumları özellikle üniversiteleri yeni teknik ve teknolojinin ürettiği eğitim ve öğretim imkanlarına yer vermekte onları bir alternatif olarak öğrencilerine ve topluma sunmaktadır. Ancak klasik formlarını da devam ettirmektedirler.

Geleceğin eğitimine dair öngörüler büyük ölçüde ekonomik temelli ve içeriklidir. Eğitimin içine düştüğü krizde devletlerin hükümetlerin takip etmesi makul yollardan biri okul dışı eğitim ortamlarına mümkün olduğu kadar alan açmak olacaktır. Yeni bilgi ve davranış edinme ortamları rasyonel ve şeffaf biçimde düzenlenir dengelenir ve denetlenebilirse daha meşru eğitim ortamları olarak kabul görecektir. Eğitimin gelecek vizyonunda insani değerlerin karşılaşacağı tehlikelere genelde yer verilmemektedir. Bütün insan ve toplum sorunlarının eğitim yoluyla çözümlenmesi ve çözülmesi için eğitime büyük rollerin verilmemesi gerektiği anlaşılmıştır.

insanların, hayatlarını kimseye muhtaç olmadan insanca mutlu bir şekilde devam ettirebilmeleri, ihtiyaçlarını karşılarken diğer insanların hayatlarını da kolaylaştırabilmesi için bir meslek sahibi olmak ve çalışmak zorunda olduğu gerçeğinden hareketle konuyu her zaman olduğu gibi; mesleki eğitim açısından yorumlayarak sonlandırmak istiyorum.

Sokrates’ten başlayarak insanı iyi kılmanın, her türlü potansiyelini keşfettirmenin ve geliştirmesinin, mesleğinde başarılı olmasının adı, şekli, türü ve süreci ne olursa olsun mesleki eğitimin gerekli şart olduğunu kabul etmek gerekiyor. O kadar iyi eğitimli ki bu dünyada numune bir insan, her şeyi biliyor ancak insanlara faydası yoksa bunun kıymeti olur mu? Günümüzde bilgiden ziyade bilgiyi kullanarak insanlık faydasına dönüştürmek kıymetli hale gelmiştir. Okul çağlarında iş ve meslek ağırlıklı eğitime karşı çıkanlar diplomalar alınıp hayata atılma döneminde insanlara ne yapacaklarını da söylemelidirler. Geleceğin eğitimi de bu sebeple insan olduğumuz unutulmadan beceri ve değer kazandıran ekonomik-iş-meslek temelli olmalıdır.

(*) Bu yazıda “Mustafa Gündüz, Eğitim Üzerine; Neydi? Nedir? Ne Olacak, Nokta Kitap, 1. Baskı, 2022-İstanbul” kitabından faydalanılmıştır.

Facebook Yorumları
Erol DEMİR hakkında 204 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.