Eğitimde Birey Sorumluluğu

Eğitim, Devlet tarafından Anayasayla vatandaşlarına temel sosyal hak olarak sağlanmakta olan en önemli hizmetlerdendir. Ülkemizdeki tüm çocukların ücretsiz olarak on iki yıl zorunlu temel eğitimi alma hakkı bulunmaktadır. MEB resmi istatistiklerine göre; okul öncesi eğitim (anaokulları-anasınıfları), ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam 18 milyon 85 bin 943 öğrenci örgün eğitime devam ediyor. 1 milyon 580 bin 764 öğrenci açık öğretim kurumlarından eğitim alıyor. 1 milyon 112 bin 305 öğretmen hizmet veriyor. Resmi özel 67 bin 125 okulda 732 bin 381 derslikle net okullaşma oranları; okul öncesinde 5 yaş için yüzde 58.53, ilkokulda yüzde 96.12, ortaokulda yüzde 95.67, ortaöğretimde ise yüzde 87.95, yükseköğretimdeki okullaşma oranının yüzde 44 olarak açıklanmıştır.

Yapılan tüm sosyolojik tespitlerde; sağlık, nüfus, doğurganlık, hastalık, yoksulluk, işsizlik, gelir, çevre bilinci, suç oranları, seçimler, teknoloji kullanma eğitim durumuyla karşılaştırılmaktadır. Bilinen ve inanılan gerçeğe göre eğitim bireyi sağlık, toplumsal, ekonomik olarak güçlendirmekte ve refahı artırmaktadır. Çünkü eğitim, bireye bilgi, beceri, özgüven ve üretkenlik katar. Buna dayanarak tüm ülkeler eğitim durumunu iyileştirmeye çalışmaktadır. Tabikî burada devletin bakanlıklar başta olmak üzere tüm organları yanında bireylere de önemli sorumluluklar düşmektedir.

Eğitimin ana öznesi insan olduğu için eğitimde başarı; insanın isteği, desteği ve katılımı olmadan gerçekleştirilemez. Eğitimin başarısı kişilerin eğitimin gerekliliğine ve niteliğine inandırılmasına bağlıdır. Başarılı eğitim; öncelikle bireyi insan olarak ele alan, onu meslek ve iş sahibi yapıp mutlu kılan sonrasında ülkenin her konuda ihtiyaç duyduğu nitelikteki insanı yetiştirebilendir. Şu anda ekser çoğunluğun peşinde koştuğu gibi sadece sınavları başarıp diploma sahibi yapan değildir. Başarılı olmak için mutlaka rekabet içinde olmak ve birilerinin kaybetmesi gerekmiyor zira hep birlikte dayanışmayla da kazanabiliriz.

Toplum eğitimli-okumuş-kültürlü insanlara kıymet vermektedir. Bu kıymet iş hayatında daha belirgin rol oynar. Bunun da etkisiyle herkes iyi bir eğitim almak ister. Eğitim sistemi bu itibarla çok fazla eleştirilmektedir. Herkes eğitim sistemine çocuğunu teslim ederek sürecin sonunda süper bir insan olarak çıkmasını bekliyor. Sistem herkesin özel durumlarına ve isteklerine göre bunu velilerin sorumluluklarını yerine getirmeden başaramaz.

Anaokulundan itibaren ilkokul, ortaokul ve lisede anne-babalar çocuklarının eğitimi konusunda öğretmenleriyle okulla sıkı işbirliği yapmalıdır. Sürecin her aşamasında uzmanların tavsiyelerini dinlemeli ve ona göre hareket etmelidir. Tercih ve kararlarını doğru ve tam bilgi ile çocuklarının gerçeklerine göre yapmalılar. Öğretmenler uzmanlıkları gereği çocukları gözlemleyip güçlü ve zayıf yönlerini belirleyerek velilerle paylaşırlar. Bu doğrultuda velinin çocuğunun özelliklerini kendisi de tanıyıp, gözlemleyip eğitim hayatına yön vermelidir.

Şehir efsanelerine inanmayıp evlerine en yakın okula çocuklarını göndermelidirler. Devletin resmi okullarında binalar, donanım, kitaplar, müfredat aynıdır. Bunu söylerken MEB Bakanımızın da belirttiği; ikili eğitim-kalabalık sınıf mevcudu ve her okulda anasınıfı, kütüphane, laboratuvar ve spor salonu olmasını gözardı etmiyorum. Öğretmen ve yöneticiler de kendi tayinlerini sistemden isteyip puanlarına göre görev yerini belirliyorlar. Geriye bir öğrenci bir de ailesi kalıyor. Fark bizde yani aile ve öğrencilerdedir. İddia ediyorum ki okullar arası başarı farkı, ilgili-duyarlı-imkânlı velilerin kapasitesi olan çocuklarını ismi duyulmuş okullarda okutma çabasıyla bir araya gelmesi sonucudur. Yoksa bu okullarda diğerlerinde yapılmayan özel bir program veya metot uygulanmıyor. Başarılı addedilen okul-sınıfların öğrencilerini alın başka bir okula koyun yine başarılı olacaklardır.

Çocuklarımızı yarış atı gibi koşturmayalım. Onlar deneme tahtası ve denek değiller. Onun yaradılıştan gelen mizaç, alışkanlık, fiziksel, ruhsal ve duygusal özelliklerini, sevdiklerini-mutlu olacaklarını ve başarabileceklerini dikkate alalım. Kimileri çocuğun iyi yapamadığı becerilerde ısrarcı oluyor. Bunun yerine iyi yaptığı becerileri daha geliştirip bu konuda başarılı olmasını sağlamak çocuğun kendisini daha iyi hissetmesini sağlayacaktır. Hatta çocuklar normalin dışında özel eğitim gerektiren bireyler de olabilir. Bunu da kabullenerek eğitiminde sistemin ona sağlayacağını destekleri almasına izin vermeliyiz.

Yaşanan zorluk ve tartışmaların çoğu ortaokul sonunda liseye geçiş ve lise sonunda üniversite geçiş aşamasında yaşanmaktadır. Bu aşamada öğrenciler-veliler mutlaka destek almalıdır. Sınıf öğretmenleri, okul rehber öğretmenleri, Rehberlik Araştırma Merkezi uzmanları ve özel öğretim kurumlarındaki danışmanlara başvurarak öncelikle çocuğun ilgi ve yeteneklerinin keşfedilmesi doğrultusunda tercih ve kararlar verilmelidir. Tercihler, hedefler ve sahip olunan yetenekleri, eğitim altyapısını yani gerçekleri örtüştürerek kararların verilmesi gerekiyor.

Bizi tercihler konusunda eğitim sisteminin zorlaması gerekmiyor. Her birimiz niçin okuyorum ve nasıl okumalıyım sorusunu sormalıyız. Akademik bilgi ve başarıyı asla küçümsemiyorum ancak meslek öğrenerek kabul edilebilir normlarda icra etmek, beceri sahibi olmak öğrenmenin ileri düzeyidir. Bilmek başkadır yapabilmek bambaşkadır. Şikâyet etmek yerine kendimizi düşüncelerimizi gözden geçirip değişmeliyiz.

Sadece çocuk ve öğrencilerin değil yetişkinlerin de eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışılmaktadır. Hayat boyu öğrenme kapsamında Halk Eğitimi ve Mesleki Eğitim Merkezleri, Belediyelerce ve çeşitli kurum-kuruluş ve sivil toplum örgütlerince açılan kurslara ücretsiz katılarak ihtiyaç duydukları alanda bilgi-beceri kazanabilir, yeni bir meslek edinebilir veya mesleğinde kendini yenileyebilir geliştirebilirler.

Her insanı nevi şahsına münhasır özel bir varlık kabul ettiğimizde; herkes için ideal ve mükemmel bir eğitim sistemi beklememeliyiz. Belki buna ömrümüz yetmeyebilir. Biz sahip olup ulaşabileceğimiz eğitim fırsatları-imkânlarını tercih ve gayretlerimizle iyi değerlendirmeliyiz. Ülkemizde istihdamın büyük oranda özel sektör tarafından sağlandığını, firma ve işletmelerin büyük çoğunluğunun küçük ve orta ölçekli olduğunu, beyaz yakalı insan ihtiyacı ve istihdamının sınırlı olduğunu bildiğimiz halde ısrarla herkesin üniversite mezunu olması gerektiği gibi bir yanılgıya kapılmayalım. Şu anda olduğu gibi yükseköğretim mezunu işsiz oranının normalin iki katı olmasını gözardı etmemeliyiz.

Toprağın altındaki kıymetli cevherler gibi çocuklarımızın yeteneklerini ortaya çıkarıp onları geliştirip her birinden kıymetli insanlar yetiştirebiliriz. Bunu yapmak için her şeye sahibiz. Sadece başarabileceğimize inanmalıyız.

Facebook Yorumları
Erol DEMİR hakkında 189 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.