Eğitimde Taraf Sendromu

Eğitimin içinden yani magmasından yani çekirdeğinden bildiriyorum: eğitimde son birkaç yıldır oluşan bir “taraf sendromu” var; ve öyle ki bu sendromu aşmadan hedeflenen hiçbir başarının kayda değer olma şansı da yok. Literatürde bile yer bulmuş kendine; öğrenci dostu öğrenme yaklaşımları diye geçiyor; “student-friendly learning approach” diye aratınca da üzerine yazılmış destansı makaleler karşılıyor bizi.

2005 yılı itibariyle eğitimin aktif olarak içindeyim; üniversitede de ders verdim, ortaokul sıralarında da; kendi makamıma ait odamda da oturdum, öğretmenler odasında da, yönettiğim zamanlar da olduğu özetle, yönetildiğim zamanlar da. Yani sahiden içeriden, hem de en derinden bildiriyorum.. Eğitimde taraf sendromunu kaldırmadığımız sürece ne bugünün ne de yarının vizyonunu yakalamak çok da olası değil. Eğitim içinde kendi paydaşlarını barındırıyor evet; bunu görmek için eğitimci kimliğimize de gerek yok; eğitimin bileşenleridir öğrenci, öğretmen, veli ve tabi bir de okul idaresi, yani kurum kimliği. Paydaşların eğitimin kalitesi için bir araya gelip projeler geliştiriyor olması da bu kaliteye katkı sağlayacaktır, eminim. Ancak eğitimin içeriğinin tasarlanması, içeriğin ölçüm mekanizmalarının belirlenmesi, teknik ve yöntemlerin tartışılması sadece mesleki donanımı ve akademik altyapısı buna yeten bireylerle oluşturulur. Eğitim “uzman olmayanlara emanet edilecek kadar önemsiz” bir mesele değil ise eğer o zaman masanın etrafında kimlerin oturduğuna daha dikkatli bakmak lazım ülke genelinde. Ülkemizde de dünyada da sayısız eğitim konferansları var; katılımcı olarak ya da izleyici olarak biraz daha yakın gözlüklerle bakalım. Eğitimde reform başlatabilmiş hiçbir ülkede “öğrenci dostu eğitim yaklaşımları” diye bir uydurma ifade olmaz; çünkü zaten eğitim onun üzerine zaten kurulmuştur; zaten merkezinde öğrenci vardır ve zaten sistemi kuran da işin uzmanlarıdır. Eğitimi emanet ettiğimiz “öğretmen” kimliğine güvenmeden yola çıkarsak o denizde o karayı biraz zor görürüz. Eğitim fakülteleri öğretmen kimliğine uygun bireyler yetiştirmekte eksik kalıyor artık, toplumda öğretmene verilen değer de  her geçen gün azalıyor derken bir vurgun da eğitimin kendi içinde taraflaşmasından yeniyor. O kimin tarafında, öğrenci yanlısı mı, veli yanlısı mı, idareye mi yakın acaba?

Eğitimin tarafı olmaz özetle; eğitimde veli yanlısı, öğrenci yanlısı, öğretmen yanlısı, yönetim yanlısı diye bir yaklaşım edinmek mümkün değildir; eğitimde taraf değil merkez vardır: o da yalnız ve sadece öğrencidir. Ve bir öğrenicinin öğrenmesinin mümkünlüğü gerekli koşulların sağlanmasına bağlıdır; alanında uzmanlığı olan ve neyi neden yaptığının bilincinde olan bir eğitimci de bu işin olmazsa olmazıdır; sonrasında eğitimin önceliğine ve gerekliliğine inanan bir aile gelir, sonra da aynı değerler üzerinde ortaklaşan sistemler, yönetimler.. “Etkili öğrenmenin koşulları” diye geçer hani literatürde ve denir ki öğrenmede motivasyon olmazsa etkili ve kalıcı bir öğrenme mümkün değildir. Eğitimin kanayan bir başka yarası da burası bence; öğrenmede motivasyonu sağlaması beklenen öğretmenlerin öğretme motivasyonlarını es geçmek bir çözüm değil. Çünkü sistem henüz iç motivasyonu baz alan öğreniciler yetiştirmeye müsait değil; belki bundan 10 yıl sonra otonom becerisi olan, iç motivasyonu kendine temel alan öğreniciler için bambaşka yaklaşımlar hedeflenir ki bu bile oldukça iyimser bir tahmin..

Yazımı Erich Fromm alıntısı ile bitireceğim; ortalama  insan için büyük bir gruba ait olmamanın hissi kadar dayanılmaz bir his yok, demiş. Her yeni günde öğretmenlik mesleğimi tesadüfen değil bile isteye seçtiğimi hatırlatırım kendime ve de yola ortalama bir öğretmen olmak için çıkmadığımı.. Bazen hayata rağmen, bazen içinde bulunduğun sisteme rağmen doğru bildiğin yoldan şaşmamalı.. Çünkü en büyük değişim bir şeye yeterince inandığımızda olur; bilirsiniz bir kıvılcım ateş yakmak için fazlasıyla yeterlidir…

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.