1. Ana Sayfa
  2. Değerlendirmeler

Erich Fromm – Sevme Sanatı

Erich Fromm – Sevme Sanatı
0

Sevgi, kelime ve çağrışım olarak büyük bir ifade, içinde çokça derinlik ve katmanlar barındıran bir olgu. İnsanoğlunun yarattığı yapıtlarda da kendisine hiç kuşkusuz her daim yer bulan bir duygu. İzlediğimiz filmler, tiyatrolar, okuduğumuz kitaplar, yaratım sürecinde ortaya çıkan işler ve daha birçoklarında özde “sevgi” kavramının olduğunu görebiliyoruz. Peki sevgi tam olarak ne anlama geliyor? Bir yetenek mi, doğuştan gelen bir beceri mi yoksa sonradan mı öğreniliyor? Sevmenin de bir felsefesi var mı? Erich Fromm, “Sevme Sanatı” kitabında, sevgi olgusunu kendi içinde katmanlara ayırarak etkili her bir bileşenini inceleyerek, bizlere üzerine düşünülebilecek detaylı açıklamalar sunuyor.

Erich Fromm, Çağdaş Batı Toplumlarında sosyal hayat düzeninin değişmesiyle, sevgiye verilen anlam ve değerin yüzeyselleşmesine, ancak insanın özü ve varlığı için çok önemli ve vazgeçilmez olan bu duygunun geri plana atılamayacak önemde olduğuna vurgu yapıyor. Anamalcı (Kapitalist sistemin ve kapitalist üretim ilişkilerinin geçerli olduğu toplum) toplumlardaki hayat düzeninde insanların kaybettikleri değerlere değinip, sevginin önemi ve yapısına yönelik açıklamalarda bulunuyor.

Fromm’a göre: “Sevgi, iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması, dolayısıyla herbirinin de kendini, varlığının özünden tanıması durumunda doğabilir. İnsan gerçekliği de, canlılığı da, sevginin temeli de işte bu ‘özden tanıma’ yaşantısında yatar. Böyle yaşanan sevgi sürekli bir meydan okumadır, bir dinlenme yeri değil, tersine birlikte oluşma, büyüme ve çalışmadır.”” (Fromm, Sevme Sanatı, s.98)

Sevginin burada tanımlanışından yola çıkıldığında, içinde bulunduğumuz toplumda ve tüketim çağında, bu eylemin hayata geçirilmesinin ne kadar da emek gerektirdiğini görebiliyoruz. Çağdaş toplumda bireylerin sevgiyi algılama, yorumlama ve hayatlarında sevgiye yer verme biçimi çoğunlukla dış yönlendirmelere açık ve hassas bir konumda bulunuyor.

“İnsanlar sevmenin kolay olduğunu, asıl güçlüğün sevecek ya da sevilecek nesneyi bulmak olduğunu sanırlar. Bu tutumun, çağdaş toplumun gelişme tarihinde yatan birçok nedeni vardır. Kültürümüz tümüyle satın alma açlığı üzerine, alanın da verenin de isteyerek girdiği bir alışveriş anlayışı üzerine kurulmuştur. Çağımızın insanı vitrinlere bakmakla, peşin olsun taksitle olsun alabileceği her şeyi satın almakla mutlu olabilmektedir. Çağımızdaki insanlar öbür insanlara da aynı açıdan bakarlar. Alışveriş üstüne dönen, maddesel değerlerin en üstün değerler olduğu bir kültürde insanlar arası ilişkilerin de mal mülk ve iş pazarında geçerli olan yöntemlere göre yönetilmesine şaşmamak gerekir. İnsan sabah 9’dan akşam 5’e kadar çalışan bir işçi, işgücünün ya da yazmanlarla, yönetmenlerle oluşan yönetim ordusunun bir parçasıdır. Kendi isteğine göre seçebileceği şeyler çok azdır. Görevleri, işin yönetmeliğiyle kararlaştırılır, üst düzeyde çalışanlarla küçük işleri yapanlar arasında pek fazla fark yoktur. Hepsi yönetmeliğin kararlaştırdığı görevleri, kararlaştırılan bir hızla, kararlaştırılan yolda yürütürler. Duygular bile ısmarlamadır: neşe, anlayış, güven, kimseyle çatışmadan geçinebilme gibi. Böylesine zorlayıcı yollarla olmasa da eğlenme düzeni bile önceden belirlenmiştir. Doğumdan ölüme, pazartesiden pazartesiye, sabahtan akşama her şey sıraya dizilmiş, önceden belirlenmiştir.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.12, 24)

 

Anlatım ve açıklamalar sırasında, “otomat” kavramı sık sık kullanılıyor. Kelimenin kökünden de anlaşılacağı üzere insanın burada otomatikleşen, bilinçten ve iradeden uzak, sorgulama içermeyen, düzenin dikte ettiği davranış biçimlerine gönderme yapılıyor.

“Çağdaş insan, öbür insanlara ve doğaya yabancılaşmıştır. İnsanlar arası ilişkiler birbirinden kopmuş otomatların ilişkileridir; bu otomatların her biri güvenliğini sürüye bağlı kalmakta, düşünce, duygu ve eylem bakımından ötekilerden ayrılmamakta bulur. Herkes öbür insanlara olabildiği ölçüde yakın olmaya çalışırken her insan umutsuz bir yalnızlık içindedir; yalnızlığı giderilmedikçe kurtulamayacağı yoğun bir güvensizlik, huzursuzluk ve suçluluk duygusuna gömülür. Uygarlığımızda insanı bu bilinçten alıkoyacak oyalayıcı sayısız şey vardır: Her şeyden önce sıkı sıkıya yönetilen mekanik iş düzeni bu insanları en temel insanca isteklerinin, kendini aşma, birleşme isteklerinin bilincine varmaktan alıkoyar. Otomatlar sevemezler.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.83)

 

Aldous Huxley, “Cesur Yeni Dünya” adlı distopik romanında, bu konuya şöyle değiniyor:

0000000066424 1 | Eğitim Her Yerde“Günümüzde insanların mutluluğu eğlenmektir. Eğlenmek yutmanın, almanın verdiği doygunluğu getirir. Güzel şeyler, güzel yerler, yiyecek, içecek, insanlar, konferanslar, kitaplar, filmler, tüm bunlar kullanılır, yutulur. Dünya bizim açlığımızı doyuracak kocaman bir elma, kocaman bir şişedir. Hiç durmadan bir şeyler bekleriz, bir şeyler umarız ve hiç durmadan hayal kırıklığına uğrarız. Kişiliğimiz, almak, değiş tokuş etmek, tüketmek üzerine kurulmuştur, ruhsal olsun, nesnel olsun her şey değiş tokuş edilecek, kullanılacak nesnedir.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.84)

 

 

 

Fromm da günümüz insanının ilkelerinin değişimini şöyle ifade ediyor:

“Gün maddi rahatlık ve kişilik pazarında başarı kazanmak yolunda çalışmakla geçmektedir. Dünyayla ilgili çabalarımızın dayandığı ilkeler, ilgisizlik ve bilinçsizliktir. (ikincisine çoğu zaman bireycilik ya da kişisel girişim gücü adı verilir.)”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.99)

 

Öte yandan, her ne kadar eleştirilere maruz kalsa da bu düzen ve insanların düzendeki konumları, bunu değiştirebilecek ve harekete geçebilecek güç yine insanın kendisindedir. İnsan, yaratılış özüyle, aklıyla her şeyin üstündedir. Kendi hayatının, başka insanların, geçmişinin, geleceğinin, öleceğinin ve zamanının kısıtlı olduğunun farkındadır. Bu farkındalık düzeyine sahip yaratılıp da düzen içinde sorgulama becerilerini kullanmaması, kendi var oluşunun özünü kısırlaştıracak şekilde farkındalıkta olmayışı çok da kabul edilebilir bir durum değildir. Fromm’un da eleştirdiği ve bireyde farkındalık yaratmaya çalıştığı yer burasıdır. Bu yüzden bu eyleminin hayata geçirilebilmesi için öncelikle sevme eylemin bir sanat olduğunu kabul etmek gerektiğini söyler. Nasıl ki bir sanat dalında başarılı olmak için gereken bazı şartlar varsa sevmeyi öğrenmek için de aynı şekilde bir bakış açışına sahip olmamız gerekiyor. Herhangi bir sanat dalında başarılı olmak için gereken 2 temel yol şu şekilde veriliyor:

  1. Kuramı kavrama
  2. Uygulamaya geçme

(Fromm, Sevme Sanatı, s.14)

Kitap genelinde kuramın kavranması için sevginin doğduğumuzdan itibaren anne ve babadan gördüğümüz sevgi biçimleriyle nasıl oluştuğunu, ileride buna eklenen kardeş, sevgili ve Tanrı sevgisinin etkisinden bahsediliyor. Sevgi türlerinin biçimsel ve duygusal farklılıları üzerinde duruluyor. Sevgiden bahsederken “olgun sevgi” kavramı şu şekilde tanımlanıyor:

“Olgun sevgi kişinin bütünlüğünü, bireyselliğini yitirmeden birleşmesidir. Sevgi insalarda etken bir güçtür, kişiyi öbür insanlardan ayıran, duvarları yıkan, onu öbür insanlarla birleştiren bir güç. Sevgi insanın ayrılık, yalnızlık duygularını yenmesine yardım eder; gene de kendisi olarak kalmasını, bütünlüğünü yitirmemesini sağlar. Sevgide iki varlığın bir olması gene de iki varlık olarak kalabilmeleri ikilemi gerçekleşir. Sevgi zorunluluk altında değil, yalnızca özgürlük içinde gerçekleşebilecek bir eylemdir; insanca güçlerin ortaya dökülmesidir. Sevgi bir etkinliktir; edilgen bir olay değildir. Bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimiyle şöyle tanımlanabilir: sevgi vermektir, almak değildir. Olgunlaşmamış sevgi: “Seni, sana gereksinmem olduğu için seviyorum.” der. Olgun sevgi “Seni sevdiğim için sana gereksinmem var.” der.

(Fromm, Sevme Sanatı, s.27)

İnsan ilişkilerinde de her konuda olduğu gibi dengenin öneminden söz edilir. Verme ve alma dengesinin eşit veya dengeye yakın olması beklenir. Fromm, ilişkilerde verici olma ve verme kavramının belirsizliklerine dikkat çekiyor. Burada söz edilen “verme” kavramının farklı sevgi anlayışına sahip kişilerce farklı yorumlandığını söylüyor. “Kişiliği gelişmemiş, alıcılık, sömürücülük ya da istifçilikten öteye geçememiş birisi verme eylemini bir şeyden vazgeçmek, o şeyi birisinin uğruna yitirmek diye anlar.” diyor ve ekliyor: “Yaratılıştan yaratıcı olmayanlar vermeyi bir yoksullaşma sayarlar. Bu yüzden bu gibi insanların çoğu vermek istemez. Bazıları da bir şeyden vazgeçmek anlamında vermeyi erdem sayarlar. Üretken kişilik içinse vermenin buna taban tabana karşıt bir anlamı vardır. Vermek, güçle dolu olmanın en iyi anlatımdır. Verme eylemi sırasında gücümü, zenginliğimi, üstünlüğümü duyarım. Bu yüceltilmiş canlılık ve doluluk yaşantısı beni coşkuyla doldurur. Vermek almaktan daha coşku vericidir: bir yoksunlaşma olmasından değil, verme eylemiyle canlılığımın ortaya dökülmesindendir bu. Madde evreninde vermek zengin olmak demektir. Çok şeyi alan değil, çok şeyi veren zengindir. Bununla birlikte verme eylemlerinin en önemlisi maddesel alanda değil, insana özgü evrende meydana gelir.” (Fromm, Sevme Sanatı, s.24)

Kişi başkasına ne verir?

“Kendisinden verir, kendisi için en değerli şey olan yaşamından, zamanından, ilgilerinden, anlayışından, bilgisinden, şefkatinden, sevinçlerinden, üzüntülerinden, içinde yaşayan şeylerin dışa dökülen her türlü belirtisinden bir şeyler verir karşısındakine. Böylece yaşamından bir şeyler vererek onu zenginleştirir, kendi içindeki canlılık duygusunu hızlandırarak karşısındakinin canlılığını arttırır.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.30)

 

Fromm, sevgiyi deneyimlemek için sunduğu kuramsal açıklamalar ve insanın bu farkındalığa erişebilmesinin yine kendisiyle mümkün olduğunu söylemesinin yanında sevme yetisinin kişinin gelişimine bağlı olduğunu söylüyor:

“Sevgi, belli bir olgunluğa erişmeden, rastgele herkesin tadabileceği bir duygu değildir. Kişi bütün kişiliğini yaratıcı yönde geliştirmediği sürece sevme çabaları boşa çıkacaktır. Sevme yetisi, kişiliğin gelişmesine bağlıdır. Yaratılcılığın baskın bir duruma gelmesini öngörür; bu durumda kişi bağımlılığını, kendine tutulmanın verdiği güçsüzlüğü, başkalarını kullanma, hep alıcı olma isteğini yenmiş, kendi insanca güçlerine inanmakta, istediği amaçlara ulaşmakta kendi güçlerine güvenme gözüpekliğini elde etmiştir. Bu özellikler ne ölçüde eksikse, kişi kendini vermekten bu yüzden de sevmekten o derece korkar.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.32, 98)

 

Sevginin bir eylem ve etkinlik olduğuna vurgu yapan Fromm, sevginin sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgi olduğunu, bu etkin ilginin bulunmadığı yerde sevginin olmadığını belirtiyor. Fromm: “Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir: bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye kadar sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Eyleme yargı ve karar karışmamışsa o duygunun ölünceye dek süreceğini nasıl bilebiliriz?” (Fromm, Sevme Sanatı, s.58) diyor ve sevginin etkinlik özelliğinin ortaya çıktığı temel ögeleri şöyle sıralıyor:

  • ilgi
  • sorumluluk
  • saygı
  • bilgi

(Fromm, Sevme Sanatı, s.32)

 

Küçük Prens ve gül örneği emek ve sevgi kavramlarının ayrılamazlığına en güzel örneklerden biri olabilir:

 

“Bir gülün değeri, ona gösterdiğin özenle ölçülür.”

“Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.”

cats | Eğitim Her Yerde

 

Sorumluluk

“Sevginin özü bir şey için çalışmak, “bir şeyi büyütmektir”, sevgi ve emek birbirinden ayrılamazlar. Kişi uğrunda çalıştığı şeyleri sever, sevdiği şey için de emek verir. Sevginin bir diğer yönü de sorumluluktur. Günümüzde sorumluluk, bir görev ya da kişiye dışarıdan yüklenmiş bir şey olarak anlaşılır. Oysa gerçek anlamıyla sorumluluk bütünüyle gönülden gelen bir davranıştır; açık olsun, üstü kapalı olsun, başka birisinin gereksinmelerine verdiğimiz yanıttır. Sorumlu olmak demek, “yanıt vermeye” hazır olabilmek demektir. Seven insan yanıt verir. Yetişkin bir ilişkide sorumluluk, karşıdaki insanın ruhsal gereksinimlerine yanıt verebilmek demektir.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.33)

 

Saygı ve Bilgi

“Saygı, bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir. Saygı duyabilmek için bağımsız olmak gereklidir, saygı ancak özgürlüğün bulunduğu yerde vardır. Saygı duyabilmek için bir insanı tanımak gereklidir, bilginin önderliği olmaksızın ilgi ve sorumluluk körü körüne olur. İlgiyle kazanılmamışsa bilgi de boştur. Bilginin birçok katmanları vardır, sevginin parçası olan bilgi yalnız dışta kalmaz, öze işler.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.34)

 

İlgi

“İlgi, sorumluluk, saygı ve bilgi birbirlerine bağlıdır. Olgun bir kimsede bir arada bulunması gereken davranışlardır bunlar. Başka deyişle kendi güçlerini yaratıcı duruma getiren, yalnız emek verdiği şeyleri isteyen, her şeyi bilme, her şeyi yapabilmek gibi narsist amaçlar peşinde koşmayan yalnızca gerçekten yaratıcı olmanın verdiği iç güvenden doğan bir alçak gönüllüğe ermiş insanda bulunması gereken özelliklerdir.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.37)

 

   Fromm, son olarak kişinin kendini aşmasının diğer gereksinimler kadar önemli olduğunu ve kişinin bu temel ihtiyacın farkında olması, salt bir yaratık olmakla yetinmemesi ve kendini dünyaya rastgele atılıvermiş bir zar olarak kabul etmemesi gerektiğine vurgu yapıyor.  

“Batıdaki yaşama dışarıdan bakan herkes sevginin çok az rastlanan bir şey olduğunu görecek, bu sevgilerin yerini aslında sevginin soysuzlaşmış biçimlerinden başka bir şey olmayan yalancı sevgilerin aldığından hiç kuşkuya düşmeyecektir. Bugünkü kültür içinde sevebilen kişiler üstün kişilerdir. Sevgiden söz etmek, boşuna konuşmak değildir; çünkü bu her insanda var olan değişmez ve gerçek bir gereksinmeyi dile getirmek demektir. Bu gereksinmenin karanlıklara itilmiş olması, hiç bulunmadığı anlamına gelmez. Sevginin yalnız olağanüstü bir bireysel olgu olarak değil, toplumsal bir olgu olarak bulunabileceğine inanmak insan yaradılışını iyi bilmekten doğan akla uygun bir inançtır.”

(Fromm, Sevme Sanatı, s.125)

Son olarak, Erich Fromm’un 1956 yılında yayınlanan kitabı Sevme Sanatı’nda değindiği ve dikkat çekmek istediği kavram ve konular, hala güncelliğini koruyor. Teknoloji, toplumların işleyişi, genel trendlere uyum sağlama, popüler kültürün etkisinin kitlelere etkisini gördüğümüz günümüz dünyasında hala aynı konular tedirginlik sebebi sayılabilir. Burada biraz durup düşünmek faydamıza olacaktır.

 

Sevgiyle kalın.

 

 

 

KAYNAKÇA:

Facebook Yorumları
İlginizi Çekebilir

Yazar Hakkında

Yorum Yap