“EVDE KAL” Sürecinin Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Yaklaşık 2,5 aydır ülkemizde yaşanan salgın ve bunun akabinde evlere kapanma süreci ile karşı karşıyayız ve bu sürecin ne kadar daha devam edeceği ile ilgili henüz kesin bir tarih verilebilmiş değil. İlk zamanlar hemen hemen herkes bu durumun kısa süreceğini düşünerek hazırlıksız yakalanmış, bazıları ise uzun zamandır kendilerini dinlemek, günlük hayatın koşuşturmacasından kaçmak için bir fırsat olduğunu belirtmişti. Birçok uzman bu durumla ilgili gerek yazılı gerekse de görsel basında sürecin yetişkinler ve özellikle çocuklar için çok sıkıntılı sonuçlara yol açabileceğini söylemişti. Bununla ilgili birçok şey yazıldı, söylendi ancak yazılıp söylenenlerin büyük bir çoğunluğu bu sürecin, çocuklar üzerine oldukça fazla olumsuz etkilerinin olacağını özellikle korku, kaygı ve endişe gibi duygularla baş edebilmeleri konusunda ebeveynleri bilgilendirme yoluna gitmişlerdi.

Gerçekten eve kapanma sürecinde çocukların özellikle ekran (televizyon, cep telefonu, bilgisayar, tablet) kullanımının diğer normal zamanlara göre çok daha fazla arttığı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunu ailelerden gelen şikâyetler ve kendi deneyimlerimize dayanarak rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Çocuklarda bu problemlerin sadece problemli ekran kullanımıyla da sınırlı kalmadığı, kontrolsüz ekran kullanımı esnasında abur cubur diye tabir ettiğimiz sağlıksız atıştırmalıklarla beraber kilo problemleri ve yine problemli ekran kullanın neden olduğu yetersiz uyku sorunlar ile de karşı karşıya kaldıkları yönünde şikâyetler alıyoruz.  Muhtemelen çocukların bu süreçte aşırı ekran kullanımı ve zararlı çevrimiçi oyunlardan kaynaklanan öfke kontrol sorunları ile birlikte şiddet ve zorba davranış eğilimlerinde de artış olacağı öngörülmektedir. Aşırı tepkisel olmaya başlayan çocuklar ufak bir hatada seslerini yükseltebilmekte ya da öfkesini başka objelere yönlendirebilmektedir. Çocukların bu süreçle psikolojik olarak baş edebilmesi için anne-babalara önemli görevler düşeceğini bir önceki yazımda belirtmiştim. Öz-denetim duyguları gelişmemiş çocuklar dıştan denetime ihtiyaç duymaktadır fakat bu süreç – pedagojik ezberleri bozarak- ebeveyn denetim ve kontrolünü zayıflatmaktadır. Denetimin esnemesi ile çocukların ekran kullanımlarının artması ve bunun olağan hale gelmesi problemleri de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle normalleşme sürecinin her aşamasında psikolojik destek sağlamak olası problemlerinde önüne geçebilecektir. Çocuklar bu dönemde bireyselliğe yönelmesinden dolayı sosyal açıdan bir uyum problemleri de görülebilecektir. Öyle ki çocuk ruh sağlığı uzmanları ve okullarda bulunan psikolojik danışmanlar/rehber öğretmenler, derslerin başlamasıyla birlikte psiko-sosyal destek konusunda oldukça fazla mesai harcayacaklarını söyleyebiliriz. Yine bu kapsamda yetişkinlere yönelik destekleyici çalışmaların yapılması zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bu bağlamda çocukların psikolojik sağlıklarına odaklanırken yetişkinlerin psikolojik sağlıklarını göz ardı etmemek gerekir.

Salgın sürecinin aileler ve çocuklar üzerinde zararlarının konuşulmasının ve gündeme getirilmesinin yanında bu sürecin olumlu taraflarının da olabileceği bilmekte fayda vardır. Bazı aileler krizi fırsata çevirerek aile bağlarını güçlendirmekte, birbirlerini yakından tanıma şansını yakalamakta, uzun zamandır gerçekleştiremedikleri birlikte vakit geçirme olanağı ile bu süreci olumlu şekilde atlatabilmektedir. Evde kalmanın çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini değerlendirecek bakacak olursak; öncelikle içinde bulunduğumuz süreçte çocuklar psikolojik olarak sağlam kalmanın yollarını kendileri keşfetmişlerdir. Kaygı ve stresleri ile baş etmeye yönelik stratejiler oluşturmuş, çözüm yollarını kendisi bulmuş, bununla birlikte yeni durumlara karşı uyum sağlama kapasitelerini ve problem çözme becerilerini geliştirmişlerdir. Daha sonra kendi ilgi ve yeteneklerini gerçekçi bir gözle değerlendirme, geleceğe yönelik umut ve beklentilerini tekrar gözden geçirme fırsatı yakalamışlardır bununla birlikte meraklarını gidermek amacıyla araştırma yapma becerilerini edinebilirler. Ev ve mutfak işlerinde, kendi başlarına yaşam becerileri konusunda da önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Bu süreçten önce yumurta dahi kıramayan çocukların şuan yumurtayı nasıl pişirmek istedikleri konusunda farklı yöntemleri denemeleri kazanım olarak görülebilir. Ayrıca yaşanılan süreçte çocukların öz-bakım becerileri, temel sağlık bilgileri ve diğer güvenlik önlemlerine yönelik bilinçlerini yükselttiğini söyleyebiliriz. Evde kalma süreci çocuklarımızın bireysel ve toplumsal sağlığa yönelik bakış açılarının geçmişe nazaran daha çok zenginleştirdiğini, farkındalıklarını artırdığını, kendi sağlıklarını korumak için neler yapmaları gerektiği konusunda önemli bir fırsat sağlamıştır. Arkadaş buluşmaları ve ilişkilerinin bir süre için askıya alınması, onlarla birlikte zaman geçirme özlemi, çocuklara, arkadaşlığın önemini ve değerini öğretmektedir. İfade edilen kazanımların yanında bu süreç çocukların yaratıcılıklarını da geliştirmiştir. Evde yapabilecek şeylerin sınırlı olması çocukların bir süre sonra sıkılmasına neden olmaktadır. Sıkılan çocuk hayal kurar, hayal kurma ise yaratıcılığı besler, yeni ve ilginç fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.  Sıkılmak çoğu insan tarafından dayanılmaz bir duygu olarak nitelendirilirken birçok yeni fikir ve inovasyonu içinde barındırdığından dolayı gerçekte çok değerli bir duygudur.  Ekrandan bunalan çocuk kendince yeni oyunlar icat eder, çevresindeki objelerin farklı kullanımlarını düşünür, farklı işleyişlerini tasarlar. Eski, kullanım dışı kalmış ürünleri farklı şekillerde kullanır, keser, yapıştırır; çocuk bunları yaparken hem el becerilerini hem de yaratıcılığını geliştirir.

Sürecin çocuklar üzerinde olumsuz sonuçları olabileceği gibi olumlu kazanımlarının da olacağını bilmemiz gerekir. Elde edilen her kazanım çocukların gelişimi açısından değerli birer deneyim olarak anılarında yer alacaktır. Bu süreçten aile içi iletişime, hoşgörü ve empatiye biraz özen gösteren her aile, geçmişteki durumlarına kıyasla daha güçlü ve geleceğe daha iyi hazırlanmış olarak çıkacaktır.

 

Yaşar DİLBER

Psikolojik Danışman

Mayıs 2020/Bursa

Facebook Yorumları
Yaşar DİLBER
Yaşar DİLBER hakkında 6 makale
1980 Bursa doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamlamıştır. 1998 yılında girdiği 19 Mayıs Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünü 2002 yılında bitirmiş aynı yıl Aydın ili Söke ilçesinde MEB’e bağlı bir kurumda göreve başlamıştır. Daha sonra Erzurum ve İstanbul’da farklı eğitim kurumlarında okul psikolojik danışmanı olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Bursa'ya atanmıştır. 2013 yılında Eğitim Yönetimi ve Denetimi tezli yüksek lisans programını iyi bir derece ile bitirmiştir. Meslek yaşantısının büyük bir kısmını özel eğitim kurumlarında geçirmiştir. 2017 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi doktora programına kaydolmuştur. Uzun yıllar Türk PDR Derneği Bursa Şubesi yönetim kurulu üyeliği yapmıştır. Eğitim Yöneticileri ve Uzmanları Derneği (EYUDER) ilçe temsilciliğinin yanında Özel Eğitimde Yenilik ve Araştırma Derneği (ÖZYAD) kurucu üyesidir. Eğitim politikaları, kapsayıcı eğitim, bağımlılıklar, akran zorbalığı, siber zorbalık, özel yetenekliler, özel eğitimde istihdam, stratejik planlama, AR-GE, İşyerinde Mobbing konularında ulusal ve uluslararası çalışmaları bulunmaktadır. Şuan Bursa BTSO Kamil Tolon Bilim ve Sanat Merkezi’nde görev yapmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.