“Google”cı Gençlik

Bilgi ve belgeye ulaşmada en yaygın sosyal ağ kuşkusuz Google’dır. Teknolojinin gelişmesi ve her evde bilgisayar bulunması veya her telefona internet imkanı sağlanması, bilgiye ulaşmayı oldukça kolaylaştırmıştır. Çağın olmazsa olmazı olan internet, kolay ve hızlı bilgi erişimini sağlarken  maalesef yeni yetişen gençliğin tamamen ona bağımlı olmasına da neden olmuştur. Her şeyi Google gibi arama motorlarından arayan ve “kitap”ların mahiyetini unutan gençliğimiz için bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunların en başında da kolaya alışmak ve bilginin değerini kavrayamamak gelmektedir. Hatta herkesin yalan yanlış bilgiler verdiği sosyal ortamda gençler, zaman zaman yanlış bilgilerle de karşı karşıya kalmaktadırlar. Tüm bu sebeplerden nitelikli bir “bilişim eğitimi” verilmesi, ihtiyaç hâlini almıştır.

Eğitim camiası çok iyi bilir ki tüm eğitim derecelerinde okul kitapları, ücretsiz olarak devlet tarafından verilmektedir. Bu noktada eskiden olduğu gibi bir kitabı birden çok neslin kullandığı zamanlar kalmadı. Bu hizmet, devletin “baba”lık yaptığını gösterir. Veli, okul kitabına artık para harcamamaktadır. Ancak “iyilikten maraz doğar” atasözünce bedava verilen kitaplar öğrenciler için sıra altında kalacak değersiz metalar olarak algılanmaktadır. Özellikle bir nesil yetiştirme şuuruna ermeyen veliler, ne kitabın ne kalemin ne de okulun bir eğitim mabedi olduğundan habersizdirler. Hâl böyle olunca özellikle ciddi maliyeti olan ders kitapları içinde bulunan bilgi ve etkinliklerle beraber “yok” hükmündedir. Birçok öğretmenin ders işlerken kitaptan hiç yararlanmaması ise ayrı bir sıkıntıyı doğurmaktadır. Bir öğretmenin ders kitabından yararlanmamasında farklı sebepler vardır:

  1. Ders kitapları öğretmenin girdiği sınıflarda öğrencilerin düzeyinin üzerinde olabilir.
  2.  Ders kitapları alanın öğretmenince beğenilmeyebilir. Topyekûn bir kitabı beğenmemek hiç kuşkusuz art niyetle eşdeğerdir.
  3. Öğrencilerin hepsinde ders kitabı bulunmayabilir.

Tüm bu etkenler göz önünde bulundurulduğunda ders kitapları hâliyle öğrencinin gözünde değersizleşir.

Bunların ötesinde öğrencilerin kültürel düzeylerini geliştirecek kültürel eserler , genelde okul kütüphanelerinde bulunur. Şayet kütüphane zenginse öğrencilerin her türlü bilgiye erişmesine olanak sağlıyorsa,bu o okul için büyük bir şanstır. Nitelikli öğretmenlerle o kütüphaneler birer okuma atölyelerine dönüştürülebilir. Ancak ülkemizde ne okul kütüphaneleri bu kadar zengin, ne okuma kültürü mevcut ne de öğrenciler okuma-araştırma becerisine sahipler. Kuşku yok ki belli bir kurum kültürü olan okullarda bu saydıklarımızın hepsi yapılıyor/yapılmaya çalışılıyordur. Ancak genele yaydığımızda ders kitabından kütüphaneye, veliden çevresel faktörlere birçok sebep, bilgiye ulaşmada en kutsal metayı kitap olarak değil, ellerindeki pahalı telefonlar olarak algılıyorlar.

Teknoloji, bu çağda geleceği kaliteli kurgulamanın anahtarıdır. Yetişen gençliğimizin teknolojiyi öğrenmesi mutlaka önemlidir. Ancak her araştırmayı, projeyi, ödevi “google” vasıtasıyla taramak, hem tembelliği tetikler hem de yanlış bilgiler öğrenilmesine sebep olur. Çünkü sosyal ağlar,değerli birçok bilgiye hızlı erişimi sağlasa da bir o kadar da yanlış bilgiler barındırmaktadır. Yani insanın uçmasını sağlayan da Hiroşima’da binlerce insanın ölmesine sebep olan da teknolojidir. Esas mesele, teknolojinin kullanımının da bir eğitime tâbi tutulmasına bağlıdır. Bu eğitim de aile-okul-çevre üçgeniyle mümkündür. Tüm ayakların sağlam olması şarttır. Öğrencilerimizin çoğunluğunu düşündüğümüzde şu tespitleri yapabiliriz.

Her şeyi “Google”dan araştıran bir nesilde;

  • Tembellik ve beraberinde“emek”sizlik, kolay başarıyı getirir. Kolay başarı, başarı kavramını önemsizleştirir.
  • Öğrenci, bilgiye ulaşma hazzını yaşayamaz. Kolay ulaştığı her (doğru veya yanlış) bilgi, onun bilgiyi basit görmesine neden olur.
  • Kendisinden isteneni bilgileri kısa sürede bulan öğrenci,zamanın kıymetini anlayamaz.
  • Ekranlardan bir şeyler okumaya alışan öğrenci için kitap sayfaları boşuna emek ve zaman kaybı olarak görülür.
  • Öğrencinin sosyalleşmesi açısından önemli olan beraber çalışma/araştırma kültürü yok olur. Bu da toplumsal birlikteliği engeller. Gruplar halinde kütüphanelerde yapılan araştırmalar bir işbirliği kültürü geliştirirken kolay bilgi erişimiyle bu da yok edilir.
  • Eskilerin “Hatırda kalmaz, satırda kalır.” atasözünce araştırılan bilgilerin kopyala-yapıştır olması, üretkenliği azaltır. Yorumu bitirir. Özgünlüğe vurulan darbedir. Bu da kalem-kitap-defter üçlüsünü değersiz, “google”ı da “hazret”kılar.

Teknoloji, tümden yok sayılsın kaygısında değiliz. Ancak artık kâğıt israfından öteye gidemeyen proje-performans ödevlerinin altında site isimleri görmek, bu görevi kutsal sayan her öğretmeni bıktırmaktadır. Şiir defteri veya günlük tutmayan bir gençlikte, sanatsal etkinlikler de büyük bir eksikliktir. Çünkü en kaliteli şairi de romancısı da onun hizmetindedir. Yer geldiğinde telefonunu çıkarır, ondan mısra veya cümlelerle sosyalleşir(!).

Türk çocuğu kitabı kutsal saymadıkça, kütüphaneleri okuma atölyesine dönüştürmedikçe, kalemin-kâğıdın mucizesine erişmedikçe üretken olamaz. Bilginin kutsiyetine erişemez. Tüm bunlar olmayınca teknolojiyi de etkin şekilde kullanamaz. Mesele okumayı öğretmek değil, “okuma kültürünü”öğretmektir.

Facebook Yorumları
İsmail Kılınç
İsmail Kılınç hakkında 10 makale
1989 yılında Kahramanmaraş Elbistan'da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Elbistan'da tamamladı. Erciyes Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 2013 yılında Sakarya/Hendek'te Hendek Akşemsettin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında yüksek lisansa başladı.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.