Hayat Hikayesinden Eğitime
0

Bazı kitapları okuduğunuzda sadece bir kişi veya konuda malumat sahibi olursunuz. Bazılarında ise bir ülke hatta dünya tarihi hakkında bilgileri de okur öğrenirsiniz. Özellikle eğitim konusunda okumaya, yazmaya ve paylaşmaya çalışan biri olarak toplumu ilgilendiren değişik konular da ilgimi çeker. Bazen eğitim konusuna hayatını adamış veya eğitime önemli katkılar sağlamış kişilerin biyografilerinden paylaşımlarda bulunmaya çalışıyorum. Doğrudan eğitime olmasa da ticarete, sanayiye ve ekonomiye yönelik önemli başarılar dolu bir hayattan da eğitim adına önemli çıkarımlarda bulunulabilir.

Mesleki eğitim özelinde iş insanı olarak sanayici unvanıyla ülkemizde önemli yatırımlar yaparak üretim yapmış, binlerce insana iş imkânı sağlamış ve dünyanın her bir yerine ülkemizde üretilen yerli-milli ürünleri satabilmiş, markalaştırarak ihracatta rekorlar kırmış başarılı insanlardan da öğrenilecek çok şeyler olduğuna inanıyorum. Ki bu kanı akademisyenlerce de kabul gördüğü için bazı kişilerin biyografileri üniversitelerde yüksek lisans ve doktora ders/ödevi olarak çalışılmaktadır.

Sabri Bey, değerlerine bağlı, yaşamı boyunca hayat çizgisinden hiç kırılma ve sapma olmadan dürüstlük, sadakat, güvenirlik, tevazu, yardımseverlik, azimli çalışkan, nazik, akrabalık bağlarına önem veren, tam bir beyefendi, iyi bir vatandaş ve örnek kâmil insan olarak yaşamış. Özellikle sabır olmak üzere tüm insani özellikleri ön plandaymış. O, kendini milliyetçi muhafazakâr olarak tanımlarmış. En hassas olduğu konu ise kul hakkıymış. Gayretin bittiği yerde kaderin başladığına inanırmış. Tanıyanlarca çok özel bir yetenek olarak görülen inanç kaynaklı olağanüstü bir motivasyona sahip bu şahsiyetin gençlere iyi örnek olarak anlatılması gereken hayatı yediyüzotuzbir sayfalık hacimli bir kitapta anlatılmış.

Kırım’da her şeyini bırakarak 1929 yılında İstanbul’a göç eden ama gemiden karaya geçecek kayık parası bile olmayan fakir bir ailenin dokuz yaşındaki çocuğu olarak gelmiş. Ailesiyle altmış yılda dört savaş (93 Harbi, Balkan Savaşı, 1. – 2. Dünya Savaşı ve Bolşevik İhtilali) ve bir ihtilal yaşamış. Yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyetini güvenli bir yurt olarak gören ailenin babası öğretmen ancak günün şartlarında Fatih Köprülü Kütüphanesinde görevlendirilmiş. Çocukluğunda çıraklık yapmış ve Eminönü’nde kurabiye satmış.

Ortaokul ve liseyi Bilecik ve Kütahya’da devlet parasız yatılı olarak tamamladıktan sonra Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Mekteb-i Âli’sini bitirmiş. Ağabeyiyle beraber yirmidört yaşında 1944 yılında üç kişiyle günde 200 kg bisküvi üretimiyle başladığı ticareti vefatında 30 bin çalışan 11 milyar ciroya ulaştırmış. Bugün iftihar edeceğimiz dünya çapında bir Türk markası olarak üçüncü kuşakla ticari hayatına devam eden holding dünyanın üçüncü büyük üreticisi, yüz ülkede dört milyar insana, üçyüz farklı markayla, 63,500 çalışan, 5200 tedarikçi, 2900 üretici çiftçi ve 400 distribütörle örnek bir başarı hikayesidir.

Peki, tüm bunları nasıl başarmışlar? Tabi ki çok çalışmayla ama her çok çalışan bu seviyeye ulaşabiliyor mu? Kendi ifadesiyle; “başarımız, çok çalışmak, sebat ve zamana ayak uydurmaktır. Gençlere tavsiyem: Ülkemizin kıymetini bilsinler ve zamanımızın ilerisinde olarak bayrağı hep zirveye taşımaya çalışsınlar.” Para kazanmak zenginlik ve güç sahibi olmak için çalışmamış. Piyasa hâkimiyetiyle sürekli fiyat belirleyici konumunda olduğu halde modern üretim tekniklerini uygulayarak kaliteli üretip uygun fiyattan satmayı ilke edinmiştir. Ticarette başarılı olmak için “kapıyı ve kasayı tutun” ve müşterinin ayağına gidin dermiş.

Müşteri ve çalışan memnuniyetine önem vererek yetiştirdiği evlat ve yöneticilerle ülke ekonomisine ve kalkınmasına örnek iş ahlakıyla katkı sağlamıştır. Öyle ki hammadde fiyatları piyasada düşüşteyken esnafa farkını iade etmiş. Her zaman itibarı ön planda tutarak ticaret yapmış. Sanayici ve işadamı olarak İstanbul Sanayi Odası, TEMA, TÜSİAD gibi önemli sivil toplum örgütlerinin ve ülkede ilkler olarak anılan NASAŞ Alüminyum ve ANADOLU CAM gibi ortak sanayi tesislerinin kuruluş girişimlerinde yer almış. Neredeyse her teşebbüsü bir milat oluşturmuş. Çevresindekilere “Bana iyi taraflarımı değil, eksik ve ayıplarımı söyleyiniz, övgülere ihtiyacım yok” dermiş.

Bir mühendis kadar üretimdeki makineleri ve işlemleri, yatırım, maliyet ve pazarlama hesaplarına vakıf olarak iş hayatında iyi bir başöğretmen olmuştur. Genç mühendislere, teknikerlere ve kalifiye işçilerin yetiştirilmesine imkân sağlamıştır. Ülkedeki döviz sıkıntısı sebebiyle imalat makinelerini ithal temin edemediği için yerli imalatı başarmış. Ortak olarak kurduğu şirketlerden birine ait vâkıfa gelirden yüzde beş gelir temin ederek meslek lisesi yaptırmış ve yeni bilgilerle donanmış binlerce gencin yetişmesine destek olmuş. Dönemin iş hayatında sendikalı işçilerin grev ve eylemlerinden epeyce çekmiş hatta öyle ki fabrikayı bir süreliğine İstanbul’dan Ankara’ya taşımak zorunda bile kalmış.

Hayatı boyunca sosyal sorumluluk projelerine, kamu kurumlarına, hayır işlerine, okullara ve öğrencilere burs vererek eğitime de destek olmuş ancak hiçbir zaman reklamını yaptırmamış gizli kalmasını özellikle istemiştir. TBMM Üstün Hizmet Madalyasını bile bu sebeple istememiştir. Tam bir ülke aşığı, gönül insanının bugüne kadar aleyhinde konuşana rastlanmamıştır. Firmanın kuruluşunun 50. Yılı 1994’e kadar kamuoyu önüne çıkmamış. İki gazetede çıkan röportajda “bisküvi imparatoru” olarak isimlendirilmiş.

İş hayatında bilimselliğe önem vermiş, eleman seçimini akademisyenlere bırakarak çeşitli yöntemler yapılmasını istemiş işe alımlarda profesyonellere müdahale etmediği gibi benim kartvizitime itibar etmeyin tembihinde bulunmuştur. Fabrikayı bir akademi olarak görüp öğrenmek ve kendini geliştirmek isteyenler kurum içi kariyer yolunu açık tutmuş. “Emanetleri ehline verin” ilahi emrine riayet ederek din, dil ve ırk ayırımı yapmaksızın yetişmiş kalifiye insan gücüne önem vermiş. Yakınını işe sokmak için gelen çalışanının “arkadaşım melek gibi bir insan” deyince cevaben “evladım iyi de melekler bisküvi yapmaz ki” demiş. Bununla birlikte “Allah dürüst çalışanın yardımcısıdır” sözünü söylermiş.

İş hayatının en sıkıntılı dönemlerini bile yaşarken ailesini ve çocuklarını ihmal etmeyip vakit ayırarak onlarla konuşup oynamış ara sıra işyerine getirmiş. Hafta sonu ailece pikniğe, lokantaya, sinemaya ve tiyatroya getirmiş. Sabah ailece çok erken kalkıp çocukları ders çalıştırırken kendisi de işleriyle ilgili notları gözden geçirmiş. Sürekli notlar tutarak çalışmayı ilke edinmiş. Derslerinde eksikleri varsa misafirliğe getirmeyip tamamlamalarını istemiş. Arada bir defter kitaplarını alarak incelemiş çocuklarına sorular sormuş. Uzun zaman çocuklarını okula kendisi bırakmış. Kızını Kız Meslek Lisesini gönderip bir ev hanımı için gerekli tüm bilgilere ve bir mesleğe sahip olmasını istemiş.

Radyonun yaygın ve popüler olduğu 1950 li yıllarda 19:00 haber bülteni sonrasında müzik eşliğinde “ unutma babacığım, akşama Ülker getir – Ülker ’siz çay saati düşünülemez” slogan reklamıyla ülke genelinde markanın ürünleri tanınmaya başlamış. Şirketlerin ve markaların da bir ruhu ve kimliği olduğuna inanmış. Aralıksız tam elli yıl şirketi yönetmiş. Savaş, ekonomik sıkıntı, kıtlık ve sınırlı imkânların olduğu dönemde; bugün olduğu gibi müşterinin değil satıcıların kral olduğu dönemde, toptancı yerine bakkalı efendi kabul ederek kurduğu plasiyer (gezgin satıcı) ağıyla malı ayağına kadar getirmiş. Bayilerine “yol arkadaşlarım” diye hitap edermiş. Ankara’daki şirketine bayilerini hissedar yapmış.

Ülker Modeli Çarşamba Günleri Toplantısına katılan herkes çok iyi hazırlanırmış. İş toplantılarında, kendi fikrini dikte etmek yerine doğurtma tekniğiyle fikri ekiptekilere söyletme yöntemini kullanmış. İstişareye-danışmaya ve fikirlere önem vermiş. Üretim, reklam, dağıtım ve pazarlama konularını etraflıca konuşurmuş. Etrafına daima pozitif enerji yaymış. Şirketleri bir çocuğa benzeterek ona kazanç dilinin öğretilmesini tavsiye ederken Ülker’i kendi çocuğu gibi görürmüş. Açık çek ile Ülker’e talip olunduğunda çocuklarına; “satarsak çok zengin adam oluruz ama sonunda işsiz adam oluruz” diyerek ret etmiş.

“Önce insan” ilkesiyle çalışanların mutlu ve umutlu olacağı ortamda verimli çalışacağına inanmış. Çocuklarına; “ babaların fazileti, çocukların servetidir” diyerek “oğlum, çok yatırım yapma, işleri çoğaltma sonra adam bulamazsın” nasihatiyle nitelikli insan kaynağının kıtlığına ve önemine vurgu yapmıştır. Sabri Ülker; hayatı, merdiven tırmanmaya benzetirmiş. Gönlü hep memleket sevgisiyle dolu olduğu halde siyasete ve siyasetçilere minnet etmeden sevgi ve saygıyla sürekli işiyle meşgul olmuş. Hobiniz nedir diye soranlara; “bisküvi yapmak” dermiş.

Sahip olduğu kültürel ve hayat bilgisiyle nazari bilgileri harmanlayıp tatbiki olarak anlatırmış. Bağırmadan çağırmadan, kırmadan dökmeden ve küstürmeden otorite tesis edermiş. Ticari ilişkilerinde hiçbir zaman köprüleri atmaz ve ciddiyetini korurmuş. Rakiplerini piyasadan silmeyi teklif eden üst yönetime; “rakibi yok etme, on tanesi gelir, ürün ve hizmet kaliteni geliştir” tavsiyesinde bulunmuş. Hızlı giderek ilerlemek ve çok büyümek niyetinde olmamış. Zamana çok önem vermiş ve çok iyi değerlendirmiş. Bu konuda “Akşam erken yatmayı bilmeyen, sabah erken kalkmayı bilmez” sözünü paylaşırmış.

Yıldız Holding olarak bugün bile Sabri Ülker, kendine has oluşturduğu ticari kültür ve kurallarıyla sürekli gelişen ve büyüyen şirketin ilkeleri; mutlu çocuklar ve mutlu toplum, müşteri ve tüketiciye hizmet, toplumun takdiri, kültürel farklılıkları kapsayıcılık, etik ve şeffaflık, işimizi; insana, doğaya ve topluma değer vererek büyüterek geleceği yenilikçi cesur adımlarla ilerlemektir. “Yıldız Ol, Birlikte Kazanırız” sloganıyla genç çalışanların motivasyonu artırılmaya çalışılmaktadır.

Çeşitli alanlarda önemli başarılar kazanmış iş insanlarından bazıları, kişisel olarak ön plana çıkmasalar da liderlik özellikleri sebebiyle dikkat çekmektedirler. Merhum Sabri Ülker’de bunlardan birisi. Kendisiyle tanışanlar ondan etkilenir ve takdir hissine kapılırlarmış. İkinci Dünya Savaşı yıllarında un-yağ-şeker kıtlığında ve halkın ekonomik durumunun bozuk, alım gücünün düşük olduğu dönemde bisküvi gibi lüks sayılabilecek ürüne odaklanıp fabrika kurmak-üretim yapıp-pazarlamak öngörü ve cesaret işidir.

Genel olarak hayatı incelendiğinde birden çok liderlik özelliklerine sahip olduğu ve davranışlarıyla bunu sergilediği görülmektedir. Ahilik değerlerine sahip davranarak ve paylaşarak üretim ve ticaret yapmasıyla etik liderlik, çalışanlarına yol gösteren ve teknik elemanlar yetiştirmesiyle öğretim liderliği, izleyenlerine örnek olan ve ilham veren, üretimde yenilikleri teknolojiyi ve farklı yöntemleri deneyip ilkleri başarmasıyla dönüşümcü ve vizyoner lider, ülkemize ve insanlığa sanat-spor-kültür-eğitime katkılarıyla kültürel ve hizmetkâr lider, istisnai özellikleriyle karizmatik lider olarak kabul edilebilir.

Tüm anne-babaların ve öğretmenlerin çocuklara işini aşkla yapan Türk sanayisinin öncülerinden Sabri Ülker gibi efsane iş insanlarını rol model olarak anlatmalıdır. Tecrübeli gazeteci, araştırmacı ve yazar Hulusi Turgut tarafından kaleme alınan bu hayat hikâyesinde; Sabri Ülker hakkında cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, parti liderleri, üst düzey yönetici-bürokratlar, iş insanları, dostları ve ailesi tarafından dile getirilen düşünceler ve daha önce çeşitli kaynaklarda yer alan röportajlar, bilgi ve belgeler ışığında oldukça kapsamlı bir eser hazırlanmış. Yazar, kişiyi/aileyi ilgilendiren coğrafyalar başta olmak üzere dünyada yaşanan önemli olaylara da kronolojik maddeler halinde yer vermiştir.

(*) Bu yazı, “Sabri Ülker’in Hayat Hikayesi, Doğan Egmont Yayınları, 2014, İstanbul” kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.

Facebook Yorumları

Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 Bakırköy İlçe MEM, Temmuz-2022 İstanbul İl MEM, Ekim-2023 Küçükçekmece İlçe MEM Şube Müdürü olarak görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir

Yorumunuz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.