İYEP İyi Bir Şey Mi?

2017-2018 eğitim yılında pilot uygulaması yapılıp 2018-2019 eğitim yılından itibaren bütün okullarda uygulamaya konulan İlköğretim Okullarında Yetiştirme Programı yönergesine yönelik bir değerlendirme yazısıdır.

Öncelikle eğitim sistemimizde yenilik ve büyük değişimler beklediğimiz şu dönemde bu beklentilerimizi boşa çıkaracak bir uygulama olarak görüyorum. Çünkü ilkokul düzeyinde ders başarısı ön plana çıkmamalıdır. İlkokul öğrencileri gerçek yaşam tecrübelerini edinebilecekleri uygulamalar ile mutlu bir çocukluk geçirmeliler. Eğer bu dönemde ders başarısını ve başarı sıralamasını ön plana çıkaracak çalışmalar yapılır ise geçmiş dönemdeki hatalardan ders alınmamış olarak aynı hataların devam ettirilmesi sağlanır. Üstelik bu uygulamayla bilgiye dayalı ezberci eğitim anlayışından vazgeçilmemiş hatta bu durum daha da perçinleştirilmiş olur. Yeni bakanımızla birlikte yeşeren ezberci anlayıştan vazgeçeceğimiz, yeni ve devrimci bir anlayışla farklı bir eğitim sistemi inşa edebileceğimiz umutlarımız da suya düşmüş olur.

Bu genel değerlendirmeden sonra biraz daha ayrıntılı bir değerlendirmeye geçelim.
Amaç ve İlkeler; amaçlar bölümünde listelenen ilk beş amaç ile altıncı amaç tamamen birbiri ile çelişmektedir. “Sorun çözebilen, iletişime ve öğrenmeye açık, özgüven ve sorumluluk sahibi sağlıklı ve mutlu bireylerin yetişmesi” amacı ilkokul düzeyinde belirlenebilecek en doğru amaçtır. Ancak diğer amaçlar bu amaçla ters düşmektedir. Çünkü daha fazla ders yükü getirilerek bunlar gerçekleştirilemez. Bu yaş grubu çocuğun en önemli özelliği oyun oynamaktır. Yaşıtları ile mutlu zamanlar geçirerek öğrenirler. Hiç kimse ilkokulda öğrendiği bilgileri yetişkinlikte hatırlamaz ve kullanmaz. Ayrıca her çocuğun öğrenme hızı ve şekli farklıdır. Bunu göz ardı ederek çocuğu kendi belirlediğimiz hedefleri istediğimiz sürede öğrenmedi diye daha fazla ders yükü altına sokamayız. Bu yaş grubu çocuklar için yapılabilecek en doğru eğitim, onlara farklı eğitim ortamları ve serbest öğrenme zamanları sağlayarak kendi hızlarında öğrenmelerini sağlamaktır. Bu süreçte çocukların kendilerini keşfetmeleri de sağlanacağı için asıl öz güven sağlayacak uygulama bu şekilde olmalıdır. Çocuklar mutlu oldukları ortamlarda öğrenirler. Onların mutlu olmalarını sağlayan şey ise oyundur. Sınıf içerisinde saatlerce oturmaya mahkûm edilen çocuğun mutlu olması mümkün değildir. Onlara hareket alanı sağlamayacak hiçbir programın uygulanması önerilemez.
Çocukları okul dışı sosyal aktivitelere göndermek isteyen ailelerin en büyük sorunu okul dışı zamanların hafta sonu ile kısıtlı olmasıdır. Bu uygulama ile çocukların hafta sonları da ihlal edilecek ve ders çalışmak haricinde zamanları olmayacaktır. Daha fazla ders yükü beraberinde başarıyı getirmez, yılgın ve bezgin çocuklar yaratır.
Yetiştirme kursları yarışçı ve ezberci sistemin destekleyicisi olarak çocuklara ekstra ödev ve çalışma demektir. Bu uygulamanın akademik başarısızlıktan kaynaklanan devamsızlığı ortadan kaldıracağı belirtilmektedir. Tam tersine okula devam isteğini köreltir. Çocukları okulda tutmak için gereksiz disiplin kurallarını beraberinde getirir. Böyle bir uygulamayı koyarak ödev ve ders sorumluluğu arttırılan çocuklar için ortaya çıkıp, ödevleri kaldırdığını söylemek, ev ödevi ve kaynak kitaplar kullanımına yasak getirildiğini belirtmek ne derece gerçekçi olabilir? Okula devam sorunu akademik başarısızlıktan kaynaklanmaz. Çocuğun başarısını görmezden gelen öğretmen, okul ve eğitim sisteminden kaynaklanır. Başarı, ilk başarı duygusunun devamında ortaya çıkar. Bunun ardından merak duygusunun körüklenmesi ve her birey için ayrı ayrı bireysel başarıların görmezden gelinmemesi gerekir. Bir ortalama belirleyip bunun altında/üstünde olanları sıralamaya koyarak başarılı ve başarısız olarak nitelemek yanlıştır. Çocuklar sayısal değerin ötesindedir. Onları sayısal değerlere indirgeyerek özgüven ve sorumluluk sahibi, kendine güvenen, sorun çözebilen bireyler yetiştirmek mümkün değildir. Bu önerilen yolla ancak verilen doğru cevapları tekrarlayanın başarılı sayıldığı bir sistem oluşturulur. Doğru cevapları söyleyen değil doğru soruları sorabilen bireyler yetiştirmeliyiz.

Zaten eğitim programlarında belirlenen hedefler beklenen bir öğrenme seviyesini belirler. Ancak her çocuk bu seviyeye aynı şekilde ve aynı zamanda ulaşmaz. Öğretmen de her hedef için öğrencilerin hedefe ulaşma düzeyini ölçer ve elde ettiği sonuçlara göre o hedef için yeni çalışmalar yapabilir. Bunun haricinde sınıf arkadaşlarından ayrı olarak ek derse ihtiyacı olduğu belirtilen ve bunun için hafta sonunun da feda etmek zorunda olan öğrenci asıl arkadaşları tarafından hor görülebilir. Ya da çocuğun kendine olan güvenini sarsabilir. Zaten hem amaç hem ilkler bölümünde bu kaygılardan olsa gerek ki öğrencilere psikososyal destek sağlanmasından bahsediliyor. Madem öğrenci için daha iyi olacağı düşünülüyor bu destek ne için? Eğer program daha iyi olarak görülüyorsa neden devam sağlamada sıkıntı yaşanacağı düşünülüyor? Çünkü çocuklar yine zorla eğitilmeye çalışılacak. Çünkü çocuklar yine mutsuz olacakları ortamlarda bulunmak zorunda bırakılacak. Çocuklar mutlu değilse öğrenmez. Bu yetişkinler için de böyledir. Çocukları zorlamak yerine onların mutlu olacakları ve severek yapacakları ortamlar hazırlamalıyız. Onları bizim istediğimiz cevapları vermeye şartlandırarak değil yanlışlardan yola çıkarak doğruya ulaşabilecekleri şekilde, yaş özelliklerine uygun ortam ve şartlarda eğitime alırsak devam sorunu olmayacaktır.
Türkçe ve Matematik derslerinde yetiştirme kursları yerine spor, müzik, tiyatro, güzel sanatlar gibi değişik alanları kapsayacak bir eğitim programı hazırlamalıyız. Öğrencilerin okul dışı zamanlarını gerçekten eğitim alabilecekleri ve kendi yeteneklerini keşfedebilecekleri etkinliklerle geçirmelerini sağlayacak tedbirler almalıyız. Bir çocuğun o gün matematik dersinin aksamasını değil beden eğitimi dersinin aksamasını kendimize dert ettiğimiz zaman doğru yoldayız demektir.

Bu söylediklerimi destekleyen bir madde de şudur; “madde 13- (1) Yetiştirme programına katılan öğrencilerin devamları sağlanır. (3) Devamsızlık yapan öğrencilerin durumu öğrenci velisine ivedilikle bildirilir ve devamın sağlanması için gerekli tedbirler alınır.” Zorlama ile nereye kadar? Baskı ve katı disiplin öğrenmenin en önemli engellerinden biridir. Nöronlar arası geçişler mutluluk hormonu sayesinde hızlanır. Daha basit bir dille zorla güzellik olmaz.

İYEP uygulama kılavuzunun giriş bölümünde hedef gruplar olarak sığınmacılar, göçmen ve geçici koruma altındaki çocuklar olarak belirlenmiştir. Bu çocuklara Türkçe ve Matematik dersinde verilebilecek desteğin onları diğer çocuklarla eşit seviyeye çekebileceği varsayılmış, bunun yanında da psikososyal destek zorunlu tutulmuştur. Çocukların hayatlarındaki travmatik durumları ortadan kaldıramayıp onları daha fazla ders çalışmaya zorlayarak bu travmaları unutmaları beklenemez. Bu çocukları diğer çocuklarla kaynaştırmanın yolu bu değildir. Sevginin dili, cinsi, ırkı, milliyet yoktur. Çocuklardaki saf sevginin aşamayacağı zorluk da yoktur. Çocuklara matematik problemleri yerine birbirlerini sevmeyi, şefkatli ve duyarlı olmayı öğretebilirsek ancak hedefimize ulaşabiliriz. Birbirinin dilinde hiç anlamayan iki çocuk saatlerce oyun oynayarak anlaşabilirler. Çocukları kendilerini rahatça ifade edebilecek ortamlarda bırakırsak fazladan çabaya gerek kalmadan birbirlerine yardım edebilirler. Gerçek problem çözme becerisi budur.

Programın en büyük eksikliği Türkçe ve Matematik derslerini baz alıyor olmasıdır. Her ikisi de soyut işlem dönemine yönelik kazanımları içermekteyken somut işlem dönemindeki çocuklara dayatma yapılmasıdır.

İYEP sürecinde belirlenen üç tür değerlendirmeden en baskın olan ve diğer ikisini de kapsayan sonuç odaklı değerlendirme yaklaşımı çocukların bireysel gelişimlerini ve farklılıklarını göz ardı eden bir yaklaşımdır.

Programda ayrışma ve yetersizlik duygularını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmaların yapılmasından bahsediliyor. Oysaki programın kendisi ayrıştırma üzerine kuruludur.

Öğrenci gruplarının oluşumunda farklı yaş gruplarındaki öğrenciler aynı modülde bulunabilecektir. Genel olarak eğitim sistemi içindeki düzenlemeye aykırı olarak çocuğun kendi yaşıtlarından daha küçük öğrencilerle ders yapmaya zorlanması onun için motivasyon sağlamaz. Öz güveni zedeler ve öğrenme engeli oluşturur.

Söylediklerimizi özetlersek her haliyle İYEP öğrencilerin öz güvenini arttırıcı, sorun çözmeye yönelten bir uygulama değildir. Aksine söyleneni tekrar eden, doğru olarak ezberletilen bilgiyi tekrar eden, düşünmeyen, yorum yapamayan, hayatı cevap şıklarından farklı göremeyen, itaatkâr bireyler yetiştirmeye hizmet eden bir programdır. Çocukları bu programa almak onları taşıyamayacakları bir yükün altına sokmak demektir. Daha çok ders yükü demektir. Sınavla değerlendirilmemeleri gereken dönemde sınav yükünün altına sokmaktır. Üçüncü sınıfta böyle bir değerlendirmeye gireceğini bilen aile ve öğretmen ilk iki sınıfta da çocuğu ağır bilgi yükünün altına sokacaktır.

Bir an önce yapılan yanlıştan dönülmeli ve bu program uygulamadan kaldırılmalıdır. Bu uygulama çocukları aydınlığa değil karanlığa götürür.

Çocuklarımızın içindeki ışığı etrafa yaymalarına izin verelim. Onların ışıklarını söndürmeye çalışmayalım.

İLKAY KUMTEPE

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.