Kalem Erbabı Demirci

Bir tutkudur öğretmenlik.  Öğretme sevdasına tutulmuş bir gönlün dur durak bilmeden, yorgunluk nedir düşünmeden, uçsuz bucaksız bilgi coğrafyasında sadece kendi alanında değil elinden geldiğince kendisini rol – model alacak olan öğrencilerine bir kaynak olabilme uğraşıdır. Zor ve meşakkatli bu uzun yolda elinde ilim ve irfan meşalesiyle yürürken sabır kalkanını hiçbir zaman indirmeyen kalem erbabı, gönlü ve zihni derya olandır öğretmen.

Bazen Ölü Ozanlar Derneğindeki Kaptan, Bazen Hababam Sınıfı’ndaki Mahmut Hoca, bazense Çalıkuşu’ndaki Feride olmaya çalışmaktır öğretmenlik. Hangi role bürünürse bürünsün mum olmak kolay değildir ışık saçmak için önce yanmak gerek sözünü hatırından hiç çıkarmadan öğrencilerine rehber olmaktır.

Geleceğimizin mimarı, büyüyen Türkiye’nin lokomotifi olacak çocuklarımızı, gençlerimizi hayata hazırlarken ülkemizde eğitim – öğretim çıktılarından beklenen nedir?

  • Zihni bilgi örüntüleriyle donatılı; ancak süreç içerisinde yaratıcılığını, estetikliğini ve de en önemlisi özgüvenini kaybetmiş bir birey mi?
  • Ezberci 2.0 işletim sistemi ile tüm başarıları elde etmiş ancak sahada reaksiyon göstermesi için sürekli yeni güncellemelere ihtiyaç duyan bir birey mi?
  • Hayat olan okullarla, öğrenim gördüğü okul sonrasında karşılaştığı hayat arasında kalan ve her atacağı adımı sorgulayan, her atacağı adımda sendeleyen bir birey mi?
  • Sadece Zeka Gücü yüklemesi yapılıp diğer bütün insani melekeleri mevcut sistem içerisinde değer bulmadığı için Kaf Dağı’nın ardına bırakılmış bir birey mi?

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden derece ile mezun olmuş öğretmenlerden beklenen nedir?

  • Yüreği, hissiyatı kopuk, başka ülkelerden eğitim sistemimize entegre olmuş gibi gözüken programların etkin uygulayıcısı rolüyle bütün olumsuzlukları tek başına göğüslemesi mi?
  • Yazılmış olan üst düzey kazanımları öğrencilerin beş duyu organına hitap edecek şekilde yaparak yaşayarak öğretmesi mi?
  • Bireysel yenilikçilik düzeylerini her eğitim – öğretim yılı başında güncellemek mi yoksa benimsemek mi?

Peki okul sıralarında geleceğin Aziz Sancarları, Halil İnalcıkları, Naim Süleymanoğulları olacak öğrencilerden beklenen nedir?

Biz millet olarak pragmatist olmayı hep sevmişizdir: Bu noktada öğrencilerin ne beklediğini sorunca Pandora’nın Kutusu açılacağından korktuğumuz için anket ve tutum ölçekleri imdadımıza yetişmektedir. Yapılan nicel ve nitel analizler sonrası üzerine yazılacak afilli ve şaşalı cümleler. Finalde ise hep bilindik ve ardışıklık ilkesi gereği kurulan aynı tümceler: Finlandiya eğitim modeli, Japonya’da okula ilk başlayan çocukları Hiroşima’ya …

Eti senin kemiği benim etiketi ile mezun olan ben, bugünü geçmişle mukayese ediyor: Öğrenciliğimi ve öğretmenliğimi sorguluyorum. Arada başka irdelenmesi gereken etkenler olsa da ben de işin içinde şu şekilde çıkıyorum: Benim öğrenci olduğum zaman da öğretmen olmak vardı, şimdi ise öğrenci olmak. Mukayeseyi böyle basit bir cümle ile özetleyip kenara çekilmek, gizli özne, nesne ve cümlenin öğelerinin arkasına sığınmak kolay olmaz mıydı?

Pano savaşlarının popüler olduğu; ancak akıbetlerinin belirsiz olduğu belirli gün ve haftalarda şekilciliğe takılıp işin içerisine öğrencimizi çekemiyorsak; o zaman yukarıda belirttiğimiz beklentileri karşılıyoruz demektir. Ya da yapılmış çalışmaları sosyal medyada görüp evet biz de yaptık başlığıyla paylaşınca yaygınlaştırılma faaliyetine sonsuz katkı sağlarken yeni bir şeyler üretme noktasında en büyük keti biz vurmuyor muyuz?

Zor ve meşakkatli bu uzun yolda elinde ilim ve irfan meşalesiyle yürürken sabır kalkanını hiçbir zaman indirmeyen kalem erbabı, gönlü ve zihni derya olandır şeklinde tanımlamıştık öğretmenliği. Kötürümleşen hayal gücüne sahip bireyin çaresizliğini kabullenip durum tespiti yaparak, yer bildiriminde bulunup olay mahallini terk etmeyi seçmeyeceğiz. Öğretmenin rolünden hareketle çözüm odaklı bir anlayışla eğitimde kıyameti koparma adına bir yaprak kıpırdatabilir miyiz düşüncesiyle naçizane şu önerileri sıralayacağım:

  • Ne kadar sıkıntıları olursa olsun, okulun kapısından içeri girmeden bütün sıkıntılarını dönüşte tekrar almak üzere giriş kapısında bırakabilendir / bırakmayı bilendir: Öğretmen.
  • Branşım adına farklı ne yapabilirim sorusunu kendisine defalarca sorarak yeni bir şeyler üretme sancısı yaşayandır: Öğretmen
  • İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun ifadesiyle Uslu ve hafızası kuvvetli (!) nesil yetiştirmek kaygısı gütmeyendir: Öğretmen
  • Bilgiyi aktarmada değişim ve dönüşüme hazır, yeniliğe açık, bilgi sadece dinlenilerek, okunarak öğrenilir esaretinden çıkıp yaparak yaşayarak öğrenme ortamının hazırlayıcısıdır: Öğretmen
  • Kazım Karabekir’in Türk Yılmaz’ında yer alan 5F modelini (Faziletli, Feragatli, Faal, Fikirli ve Fedakâr) nakış nakış öğrencilerine işleyendir: Öğretmen
  • Benim çocuğum aslında zekidir, çalışmıyor çalışırsa yapar cümlesinin alt metninde okulun çocukları durağan zeka moduna aldığını şiddetle reddedendir: Öğretmen
  • Öğrencilerinden önce her daim kendisine müşkülpesent olandır: Öğretmen
  • Okul ile Hayat arasında bağ kurmaya çalışırken İçindeki Müziği dinleyen Melody’nin çabasıdır: Öğretmen
  • Eleştirel düşünen, laterâl düşünen, yorumlayan ve karar verebilen körpe dimağların bu özelliklerini muhafaza ederken can suyunu kararlılık, azim ve cesaretle dökendir: Öğretmen
  • Tüm bunları yapmaya çalışırken “ Kün inden nase ferden minen nas” insanlar içinde insanlardan bir insan olmayı düstûr edinmeye çalışandır: Öğretmen

Nurettin Topçu’nun muallim sadece bir memur değildir. Belki genç ruhları kendisine mahsus bir manadan örs üzerinde döverek işleyen bir demircidir sözünden hareketle eğitim – öğretim hayatımızdan çekiç sesleri eksik olmasın. Çekici, bir sonraki meslektaşımıza devredene değin Rabbim içimizdeki öğretme ve öğrenme sevdasını eksiltmesin.

Ve son olarak bazen de sözün bittiği yerdir öğretmenlik: Aybüke Öğretmen, Necmettin Öğretmen olabilmektir…

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.