Klasik Dönem Osmanlı Devleti’nde Medrese Eğitimi ve Medreselerin Bozulma Nedenleri

Medrese kelimesi Türkçeye Arapçadan geçmiş olup içinde öğrencinin ilim öğrendiği yer anlamına gelmektedir. Osmanlı döneminde ilköğretim kurumunu ifade eden Sıbyan Mektebinin üstünde, orta ve yüksek eğitim veren kurumlara denilmiştir(Taşkın, 2008, s.350)

İlk Osmanlı medresesi, nitelikli bir kadro oluşturmak ve özellikle kadılar yetiştirmek üzere, ikinci Osmanlı padişahı Orhan Gazi (1326-1362) tarafından, 133l’de İznik’te kurulmuş ve bu medreseye meşhur ulemadan Davud-ı Kayseri tayin edilmiştir(Cihan, A. (2007), Osmanlı’da Eğitim, İstanbul : 3F). Daha sonra, Osmanlı medreseleri birinci olarak Sultan I. Beyazıt (1389–1402) zamanında bir sisteme kavuşturulmuş, daha sonra da Sultan II. Murad’ın (1421–1451) devrinde medreseler hakkında ilk teşkilat kanunları hazırlanmıştır (Uzunçarşılı, 1965). Osmanlı medreselerindeki asıl teşkilatlanma ise, ancak Fatih Sultan Mehmet (1451–1481) zamanında inşası tamamlanan Sahn-ı Semân medreselerinin kurulmasından sonra olmuştur (Karakök, 2013). Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman (1520–1566) zamanında Sahn-ı Süleymaniye medreselerinin kurulması ile medreselerin kendi eğitimsel kuralları çerçevesinde değişim ve gelişimi sağlanmıştır. Böylece üçüncü defa teşkilatlandırılan medreseler, en ileri seviyedeki eğitim ve öğretim müesseseleri olarak tarihteki yerini almıştır (Tekindağ, 1973);(aktaran Demir, 2017,s.616)

Medreselerin amacı ve okutulan ilimlere bakacak olursak, ilk olarak medreselerin kurulma ve devamlılığını sürdürme amaçları doğrultusunda; Osmanlı imparatorluğu, Islam dinini öğretmek, emir ve yasaklarını anlama, anlatma ve hayata uyarlama noktasında, topluma rehberlik etmesi ve toplumun ihtiyacı olan eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürütmesi için medreseler kurmuş ve bu medreselerde Arap dili öğretiminin gerçekleştirilmesine son derece önem vermiştir(Şanal,2003,s.151). Ve bu amaç doğrultusunda medreselerde İslami ilimler okutulmuştur. İslami ilimleri iki grup olarak ayırabiliriz:

1- İslam’ın temeli olan kitap (Kur’an-ı Kerim) ve Hadis(Sünnet)’i anlayabilmek için gerekli olarak “araç dersler” (alet ilimler): Bunlar temel ilimleri okuyabilmek için hazırlık ilimleridir. Medresede öncelikle Arapçayı bütün incelikleriyle öğrenmek gerekirdi. Bunun için fonetik, sözlük bilimi, sözcük bilimi, dil bilgisi, söz dizimi, belagat, ölçü bilgisi, şiir, nesir, tarih de bilmek lazımdı. Yine bu kategorilerin içine güzel, etkili, tutarlı konuşabilmek için öğrenilen retorik, mantık ve diyalektik, münazara ve münakaşa bilimlerini de eklemek mümkündür.

2- İslam itikat(inanç) ve amellerinin özü olan temel ilimler: Bunlara ruhani ya da Kur’an ilimleri de denilebilir. Bunların başında Usul-i Fıkıh, Hadis, Tefsir ve Kelam gelir. Bunlara başka ilimler de dahil edilmiştir. Medresenin asıl amacı bu ilimleri öğretmek ve geliştirmektir.

Genel medreselerde, fen bilimlerinden astronomi, matematik, coğrafya vb. dersleri okutan hocalar olmuştur ve bu durum daima desteklenmiş ve hoş karşılanmıştır. Ancak bu ilimlerin öğretilmesi medrese hocasının isteğine, ilgisine ve bilgisine bağlı idi. Medresenin temel görevi bu değildi. Bu derslere “koltuk dersler” yani “yardımcı dersler” gözüyle, temel derslere yardımcı olabilecek dersler olarak bakılmıştır. (Gündüz, M.,Nurdoğan, A-M.,Yılmaz, A.,Ergün, M. ve Öztürk, C. (2011),Eğitim Tarihi,Anadolu Üniversitesi Yayını no: 3087).

Medrese talebelerine, bağlı oldukları vakıf tarafından bir tür burs niteliğinde maaş veriliyordu. Bütün talebeler vakfın imarethanesinden yemek yerlerdi. Bazı temel ihtiyaçları vakıf aracılığıyla karşılanırdı. Her medresenin genel kütüphanesi yanında bir de vakıf kütüphanesi vardı. Medreselerde hocalık yapanlara müderris denirdi ve genellikle medreselerde bir müderris olurdu. Müderrise yardımcı olan öğretim elemanına danişmend denirdi. Medreselerde öğretim yöntemi, hemen her seviyeye göre değişiklik gösterebilirdi. Medreselerde öncelikle İslami ilimlerin dili olan Arapça bütün incelikleriyle öğretilirdi. Medreseden başarıyla mezun olmuş her talebe rahatlıkla klasik Arapça metinleri okur, anlar ve oradan hükümler çıkarabilirdi. Hatta eserini bu dilde de yazabilirdi. Dil öğretimi Türkçe yapılırdı. Dolayısıyla medresede öğretim dili Arapça değil, Türkçe idi.

Medresede sınıf geçme değil, kitap bitirme esastı. Talebe bir kitabı kendi seviyesindeki grupla okumaya başlar ve öğrenme düzeyine göre, belli süre sonra bitirirdi. Sonunda müderris tarafından kitaptan sözlü ya da yazılı sınav yapılırdı. Başarılı olanlar bir üst kitaba geçer, diğerleri ise kitabı yeniden okurlardı. Burada bir süre kısıtlaması yoktu. Talebe aynı anda farklı kitapları da okuyabilirdi. Osmanlı medreselerinde okutulan kitaplar genellikle daha önce büyük İslam alimleri tarafından yazılmış otorite kabul edilen eserlerdi. (Gündüz, M.,Nurdoğan, A-M.,Yılmaz, A.,Ergün, M. ve Öztürk, C. (2011),Eğitim Tarihi,Anadolu Üniversitesi Yayını no: 3087).

Medresede temel öğrenme yöntemi ezberdi. Birçok metin baştan sona ezberlenirdi. Hatta bazı kitapları baştan sonra ezberleyen talebeler vardı. Zaten dini ilimlerin iyi öğrenilebilmesi için Kur’an ve Hadislerden büyük miktarda ezber yapmak şarttı. Bunun yanında dersi tekrar, talebeler arasında müzakere ve tartışma, defter tutma, yazma da önemli yöntemler arasındadır. Talebeler, kitaplarını kendileri kopya(istinsah) ederdi. Bu çok iyi, kalıcı bir öğrenme yöntemiydi. Medrese talebelerinin öğrenme yöntemlerinden biri de konuyu daha iyi öğrenenlerin daha az bilenlere hocalık yapmasıydı. Buna modern eğitimde tutoring ya da monitör yöntemi denildiğini biliyoruz . (Gündüz, M.,Nurdoğan, A-M.,Yılmaz, A.,Ergün, M. ve Öztürk, C. (2011),Eğitim Tarihi,Anadolu Üniversitesi Yayını no: 3087). Medreselerde soru-cevap metodu da kullanılırdı. Müderrisin talebeye soru sorup cevabını beklediği gibi, öğrenciler de belirli bir nizama göre hocaya soru sorabilirlerdi. Yani derslerde takrir ve karşılıkla konuşmaya yer verilirdi. Belirli günlerde halka açık toplantılar da düzenlenirdi. Medreselerde her ne kadar kendi binalarında ders yapılıyorduysa da camilerde de sık sık ders yapılır ve bu dersi herkes izleyebilirdi. Ders-i âmm denen meşhur hocalar kent ve kasabaların büyük camilerinde “cami dersleri” adıyla herkese açık olarak dersler verirlerdi. Cemaat hocanın etrafında halka olur, anlatılanları dinlerdi. Bu derslerin düzenli izleyicileri bulunmaktaydı.

İkindi namazından sonra daha sık yapıldıkları için “ikindi dersleri” de denilmekteydi. (Şanal,2003,s.157)

Medrese talabeleri üç aylarda ya kendi memleketlerine ya da belirledikleri başka bir yere tatile/hizmete giderlerdi. Burada üç ay boyunca temel dini hizmetleri görürler, halk ile iletişime geçerler, öğrendiklerini aktarırlardı. Bu usule cerre çıkmak denirdi. Böylece talebeler staj da yapmış oluyordu.

Osmanlı medreseleri, eğitim ve öğretimin devam ettiği dokuz ay boyunca dışarıdaki sosyal hayata nispeten kapalıydı. Kendi içerisinde, hoca ve talebe gruplarının farklı düzeyde oluşturdukları çalışma ortamlarıyla sıkı bir ilmi faaliyet söz konusuydu.

Medresenin esas unsuru, müderristi. Müderrise karşı yoğun bir saygı söz konusuydu. Talebe medresenin ilerleyen dönemlerinde belli bir alana yoğunlaşır ve o alanda uzman olabilirdi. Bunun için o uzmanlık hocası nerede ise onun yanına bir referansla giderlerdi. Ondan da yeterli bir süre ders aldıktan sonra uzmanlık belgesi, diploma anlamına gelen icazetname alırlardı. İcazetnameyi veren bir kurum değil, müderris idi. (Gündüz, M.,Nurdoğan, A-M.,Yılmaz, A.,Ergün, M. ve Öztürk, C. (2011),Eğitim Tarihi,Anadolu Üniversitesi Yayını no: 3087).

Fatih Dönemi ve Sahn-ı Seman Medreseleri: Osmanlı eğitim ve medrese tarihinde en köklü değişimler Fatih döneminde yaşanmıştır. Fatih, İstanbul’un fethinden hemen sonra sekiz büyük kiliseyi sekiz ünlü alim için medreseye çevirtmiştir. 1460-1470 yılları arasında Fatih Camii’ni yaptırdığında çevresinde Sahn-ı Seman ya da Semaniye Medreseleri adı verilen sekiz meşhur medreseyi kurmuş ve her birine meşhur alimleri yerleştirmiştir. Bu medreselere talebe yetiştirebilecek daha alt düzeyde medreseler de kurulmuş ve adlarına da Tetimme Medreseleri denmiştir.

Bu dönemde medreseler yedi mertebeye ayrılmıştır. Bu ayrım, medresedeki hocaların ve talebelerin aldıkları maaşa göre yapılmıştır:

1- Haşiye-i tecrid (Yirmili) Medreseleri

2- Miftah (Otuzlu) Medreseleri

3- Telvih (Kırklı) Medreseleri

4- Haric Medreseleri

5- Dahil Medreseleri

Sahn-ı Seman Medreseleri

6- Altmışlı Medreseler

7- Altmış Üstü Medreseler

Kanuni Dönemi Osmanlı Medreseleri: Kanuni Sultan Süleyman 1550-1560 yılları arasında yaptırdığı medreselerde önemli yeniliklere gitmiş ve yeni bölümler ekletmiştir. Kanuni döneminde Osmanlı medreselerinin en üst düzeyini teşkil eden Darüşşifa, Darültıp ve Darülhadis gibi ilk ihtisas/uzmanlık medreseleri kurulmuştur.

Osmanlı İhtisas Medresleri:

Darülhadisler: Kanuni Sultan Süleyman döneminde genel medreselerin üstünde ihtisas medreseleri açılmıştır. Bunlardan biri Darülhadistir. Medreselerde hadis ilmi zaten okutuluyordu ancak hadisler üzerine daha derinlemesine yöntem, bilgi ve yorum odaklı eğitim bu medresede veriliyordu. Bu medreseler üst düzey medreselerden biridir.

Darültıplar/Darüşşifalar: Osmanlı klasik döneminde üst düzey medreselerden biri de sağlık bilimleri ile ilgilenen darültıplardır. Burada hem sağlıkla ilgili bilimler okutulur hem de halka darüşşifada yani hastanelerde hizmet verilirdi. Darültıplarda aynı zamanda akıl ve ruh hastalarına yönelik bölümler de vardı. Osmanlı darültıplarında ve darüşşifalarında verilen tıp bilimi ve tedavi usulleri, dönemin Avrupa devletlerinden çok daha ilerideydi.

Darülmesneviler: Mevlana ve onun tasavvuf anlayışı Müslümanlar arasında hayli tarafrar toplamıştır. Mevlana’nın temel eseri Mesnevi’yi farklı biçimlerde okumak ve yorumlamak için onun yolundan gidenlerin bir araya gelip eğitim aldıkları yerlere darülmesneviler denirdi.

Darülkurralar: Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberlemek Müslümanlar için farz olduğundan her devirde hafız yetiştirmeye önem vermişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in çok farklı okuma teknikleri ve usulleri vardır. Bu usullerin öğrenildiği ve hafızlık eğitiminin yapıldığı yerlere darülkurra (okuma evi) adı verilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilme ve ilim adamlarına önem vermesi, eğitim kurumlarının parasız olması ve öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılaması Osmanlı toplumunu eğitim ve öğretime teşvik ederken ilim hayatının kısa süre içerisinde ilerlemesini ve yaygınlaşmasını sağlamıştır (Saray, 1987);(aktaran Demir,2017,s.616) Fakat buna rağmen medreselerde klasik dönemin sonlarına doğru bozulmalar gözlemlenmiştir. Bunun sebeplerini bir sonraki paragrafta açıklayacağım.

Klasik Dönemin Sonlarına Doğru Osmanlı Medreselerinde Bozulma: 16.yy’ın sonlarından itibaren medreselerde hemen her bakımdan bir performans düşüklüğü, verimsizlik ve usulsüzlük baş göstermiştir. Kötüye giden bu durumun çeşitli sebepleri vardır. Elbette bu kötüye gidiş bir bütün halinde olmuş, devletin diğer kurumları olarak hukuk, ordu, maliye, ticaret ve yönetim de bu dönemde bozulmaya başlamıştır. Fakat bizim konumuz olan medreselere gelecek olursak, medreselerde meydana gelen bozulmaların nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Siyasetin ulemaya ve ilmi ortamlara müdahale etmesi ve onların denetim altına alma politikalarıdır.

2- İlimlerin bir bütün olarak öğrenilmesinde matematiksel ilimlere olan ilginin azalması, hatta dışlanmasıdır. Mantık, matematik, fizik, astronomi, müzik gibi ilimler üzerine çalışmanın gereksizliği düşünülmüştür. Elbette bu düşünenler, bu ilimleri bilen kimseler değil cahil ama bir şekilde eline yetki geçmiş kişilerdir.

3- Medrese içindeki yükseltmelerde hatır, gönül, kayırma ve rüşvetin yaygınlaşması; hak etmeyenlerin itibar ve mevki elde etmeleridir. Hatta öyle ki medrese de müderris olmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bunun göstergesi olarak beşik uleması kavramı ortaya çıkmıştır. Bu kavrama bu adı verdiren; bazılarının çocukları daha çocukken müderris ilan edilmiştir. Bu uygulama ilim dünyasında niteliği çok fazla düşürmüştür.

4- Medreselerde çalışma yapanların dış dünyaya kapalı kalmaları, özellikle Avrupa’da meydana gelen bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip etmemeleri, çalışmalarını onlarla karşılaştırmamalarıdır.

5- Medrese talebeleri arasında baş gösteren disiplinsizlik ve ayaklanmalardır. Özellikle taşrada çeşitli sebeplerle talebeler bozgunculuk çıkarmıştır.

 

KAYNAKÇA

Akyüz, Y. (2015), Türk Eğitim Tarihi, Pegem Akademi
Cihan, A. (2007), Osmanlı’da Eğitim, İstanbul : 3F
Demir, H. (2017). Osmanlı İlk Dönemi Medreselerinin Kuruluş Süreci ve Arap Dilinin Öğretimi, Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2, 614-622.
Gündüz, M.,Nurdoğan, A-M.,Yılmaz, A.,Ergün, M. ve Öztürk, C. (2011),Eğitim Tarihi,Anadolu Üniversitesi Yayını No: 3087.
Kılıç, Ü.,Yıldırım S.(2018, Nisan). Klasik Dönem Osmanlı Devleti’nde Eğitim ve Öğretim, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 22, 603-627.
Şanal, M. (2003). Osmanlı Devleti’nde Medreselere Ders Programları, Öğretim Metodu, Ölçme ve Değerlendirme, Öğretimde İhtisaslaşma Bakımından Genel Bir Bakış, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı, 14, 144-168.
Taşkın, Ü. (2008). Klâsik Dönem Osmanlı Eğitim Kurumları, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3, 343-366.

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.