Koronavirüs Salgını ve Online Eğitim

Tüm dünyada korona salgınının kol gezdiği şu günlerde ilköğretimden üniversiteye kadar tüm eğitim kurumları da teker teker online eğitime geçiyor. Salgının en kısa zamanda bitmesini diliyoruz elbette. Ama ne yazık ki, önümüzdeki birkaç hafta, hatta birkaç ay bitecek gibi görünmüyor. Bu salgının, dünyadaki birçok insanın yaşamını, ülke ekonomilerini ve farklı dengeleri büyük ölçüde değiştireceğini tahmin edebiliriz. Bu değişimlerin ne olacağını kesin olarak kestirmek mümkün olmasa da eğitimde bazı değişiklikler olabileceğini ön görmek çok da zor değil. Daha şimdiden online ve teknoloji odaklı bir eğitime doğru hızlı bir geçiş yaptık. Salgın bittikten sonra yüz yüze eğitimin sona ereceğini söylemek çok mümkün olmasa da, online eğitimin daha da önem kazanacağını söylemek çok da yanlış olmaz.

Teknolojiyi eğitime nasıl entegre edebiliriz sorularına daha tam cevap bulamamışken bu salgınla birlikte bu entegrasyonu ani bir şekilde gerçekleştirmek durumunda kalıyoruz. Bu tür bir eğitim için okulların yeterli altyapısının olup olmadığı ya da öğretmenlerin / öğretim üyelerinin online ve teknoloji odaklı eğitime ne kadar hazır olduğu konuları ayrıca tartışılır ve bu başka bir yazının konusu olabilir. Ben burada daha çok bireysel ve kurumsal olarak kendimizi değişmekte olan bu dünyaya hazırlamamızın öneminden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle, biz eğitimciler online eğitimin kaçınılmaz olduğu gerçeğinin farkına varmalıyız ve verdiğimiz derslerin içeriğini, hedef kazanımlarımızı sağlayacak şekilde ve alternatif ölçme-değerlendirme yöntemlerini göz önünde bulundurarak oluşturmalıyız. Eksik olduğumuz noktaları tespit edip kendimizi bu alanlarda geliştirmeliyiz. Gençlerin bu konuda bizden çok daha ileride olduğunu bilerek, onların ihtiyaçlarına yönelik eğitim verebilecek kadar bir teknolojik okuryazarlığa sahip olmak için çabalamalıyız. Geleneksel hayat anlayışımızı bir yana bırakıp öncelikli hedeflerimize odaklanmalıyız. Örneğin, öğrencilerin hepsinin kamerasını açtırırsak bilgisayarın yavaşlayacağını göz önünde bulundurarak arada sırada öğrencilere bireysel sorular sorarak, interneti açıp içeriye oyun oynamaya gitmelerini önleyebiliriz. Üniversite öğrencisi için belki bunu bile yapmamıza gerek yok. Üniversite öğrencisinin sonuçta yetişkin bir insan olduğunu düşünerek ve kendi öğrenme sorumluluğuna sahip olmasını bekleyerek yoklama zihniyetini bırakmak daha iyi bir çözüm olabilir. Tabii burada ölçme-değerlendirme yöntemi büyük önem taşıyor.

Yüz yüze öğrenimde ödev, sınav, vb. her tür ölçme-değerlendirme yöntemini uygulayabilecekken, online öğretimde seçeneklerimiz çok sınırlı. Önümüzdeki haftalar için öğrencilere daha çok ödev vermemiz gerekebilir. Bu ödevlerin, öğrencinin herhangi bir kaynaktan kopyala-yapıştır uygulamasıyla yapamayacağı, kendi yorumlarını, tartışmalarını ve yansıtmalarını yapmalarını gerektiren ödevler hazırlamamız elzem görünmektedir. Sürekli korona haberleri dinleyerek kaygı bozukluğumuzu pekiştirmek yerine, zihnimizi bu tür yaratıcı ödevler için çalıştırmak daha iyi bir çözüm olabilir.

Biz eğitimcilerin online eğitimi verimli bir şekilde gerçekleştirmemiz için çalıştığımız kurumun ve ülkenin yöneticilerinin de bizlere destek olması şart. Bu destek sadece teknik altyapıyla sağlanamaz. Online eğitim için eğitimcilerin eğitimi de büyük önem taşıyor. Bu konuda özellikle teknolojik altyapısı yeterli olmayan öğretmenlere / öğretim üyelerine eğitim verecek kişilerin eğitim kurumlarında belirlenmiş olması gerekiyor.

Online eğitimin gerçekleştirilebilmesi için teknik desteğin yanı sıra, eğitim çalışanlarının sağlığının güvence altına alınması ve onların bunun için maddi kaygı duymaması da çok önemli. YÖK idari izinli sayılacak ve risk grubunda yer alan çalışanları duyurusunda açıklamış olmasına rağmen, bu çalışanların kesinlikle evden çalışabileceği açıklamasını yapmadı ve bizlerin kaderini çalıştığımız kurumlara teslim etti. Bu çok yanlış bir tutum bana kalırsa. Çünkü eğitim kurumlarının yöneticileri her zaman mantıklı ve sağduyulu seçimler yapmıyor. Bazı kurumlardaki hantallık nedeniyle, rutin izin prosedürleri uygulanıyor ve bu kurumlar böyle bir salgında bu prosedürleri esnetme konusunda bir insiyatif her zaman kullanamıyor. Bu durumda işini kaybetme kaygısıyla hareket eden bir eğitimci enerjisini online eğitimi etkili ve verimli bir şekilde kullanmak yerine, çalıştığı kuruma giderken takacağı maskeyi ya da yanında taşıyacağı dezenfektanları düşünmeye harcıyor. Bu konuda tüm devlet ve özel kurumların da duyarlı davranması hem biz eğitimciler, hem de öğrencilerimiz için gerekli.

Hepimizin dileği, bir an önce bu salgının bitip normal hayatımıza geri dönmek. Ama bu yakın bir gelecekte çok da mümkün görünmüyor. Hatta uzun vadede bile yaşamımızda, dolayısıyla, eğitimde büyük değişimler kaçınılmaz olabilir. Bizim yapmamız gereken, yaşadığımız bu koşullarda kendimizin ve toplumuzun sağlığını korumak, ama bu sırada hayatımıza da bir şekilde devam etmek olmalı. Çocuklarımızı ve kendimizi salgından korurken onların eğitimini de düşünmekten vazgeçmemeliyiz. Paniklemek yerine, sakin ve planlı hareket etmeliyiz. Geleneksel ve kalıplaşmış düşünce yapımızı gerektiğinde bırakıp yeniliklere ve değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışmalıyız. Sonuçta, içinde bulunduğumuz koşullarda bile iyi şeyler yapmak mümkün. Bunu unutmamalıyız.

Herkese sağlıklı günler dilerim.

Deniz Sarıbaş

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.