1. Anasayfa
  2. Değerlendirmeler

Küreselleşme ve Teknoloji Işığında Eğitimin Geleceği

Küreselleşme ve Teknoloji Işığında Eğitimin Geleceği
0

Birey, millet ve devlet olarak gelecek için öngörülerimiz, hayallerimiz, düşüncelerimiz ve planlarımız vardır, olmalı da. Geleceğe bakış, bugün bilinen ipuçları ve olasılıklar üzerinden olsa bile beklenmedik krizler, savaşlar, göçler, afetler ve salgınlar tüm planları biranda değiştirebilecektir. Gittikçe yaşlanan bir nüfus, kentleşen çok kültürlü bir toplum, bilgi temelli ekonomilerin daha zengin ve güçlü olduğu dünyayla aynı uçakta hızla zamana seyahat ediyoruz.

Peter Drucker, “Geleceği öngörmenin en iyi yolu onu yaratmaktır.” Der. Kendini gerçekleştiren kehanet ise; gelecekle ilgili yapılan tahminler ötesi tutarlı öngörülere göre davranılması, sonucunda; zamanı geldiğinde, önceden yapılan tahminlerin gerçekleşmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu tahmin ve gelecek senaryoları, bilimsel verilerden elde edilen bilgilere ve sağduyulu öngörülere sahip olması gerekiyor. Geleceğin okulu ve eğitim senaryoları, bugün bilinmeyen geleceğin olası farklı seçeneklerine geçiş yapabilecek esneklikte olmasını da gerektiriyor. Dünyanın bir ucunda bir anda ortaya çıkan Covit-19 gibi bir virüs, çok kısa bir sürede tüm dünyayı tehdit ve öldürmeye devam ederken hayatımızın her alanına olduğu gibi eğitimi de kesintiye uğratıp, yol ve yöntemlerini değiştirmek zorunda bırakarak olumsuz etkilemiştir.

Papper, 1934’te “Geleceğin okulunda; genç insanlar sıkılmadan öğrenebilsin, soru ve tartışmaya teşvik edilsin, sadece sınav geçmek için çalışılmasın” derken eğitimde ölçme değerlendirmenin daha güvenilir olma adına standart testlerle yapılmasının başlatacağı rekabet ve sadece sınav odaklı eğitim ve çalışmanın öğrencilere olumsuz etkilerine işaret etmektedir. Bu durumda ilköğretimin sonuna kadar okullar, dünya çocuklarına huzurlu toplum için gerekli bilgi, beceri ve davranışlar yanında öğrenmeyi öğretmeyi halledebilmelidir.

Bugün, sanayi devrimi dönemindeki yapı ve fikirleri temsil eden okullardan bu işlevi yerine getirmesini bekleyemeyiz. Şuanda altmışlı yaşlarda olanlara öğrencilik dönemi okullarını anlattırıp bugünün okul ve eğitimiyle ne kadar fark olduğuna bakarak değişim ve dönüşüm hakkında bir yargıya varabiliriz. Bu sorgulamanın başlangıcında kim ve ne için eğitim ve okul sorusundan sonra nasıl yapılacağını bulmak daha kolay olacaktır. Toplumdaki değişimin hızı, okulların değişim kapasitesini çoktan aşmıştır. Bunun sebebi ve sorumlusu uzun zamandır öğretmen ve okul müdüründen başlayan eğitim liderlerinin yetiştirilememesi gösterilmektedir. Ancak okul ve eğitimin bilinen yüzünden daha karmaşık, toplumsal açık bir ekosistem olduğunu unutmamalıyız. İnsanlığı ihya edecek ideal bir eğitim için okulu; sihirli ve kutsal bir çatı görerek, okul ve öğretmenlere gereken desteği, önemi ve değeri vermek gerekmektedir.

Geleceğin okulları, merak duygusunu, sorgulamayı ve araştırmayı teşvik ederken bireysel ve toplumsal her türlü farklılıklara eşit imkânlar sağlayabilmelidir. Geleceğin yaşanılabilir ve sürdürülebilir dünyası için açlığa, yokluğa, fakirliğe ve sömürüye izin vermeyecek insanlığın geleceğine duyarlı ve fedakâr erdemli bireyler yetiştirilmelidir. İnsan hayatının sürmesi için güneş, hava, toprak, su vb doğal kaynakları tüketmeden ve çevreyi kirletmeden yaşamayı öğretebilmeliyiz. Yoksa çok iyi eğitimleri alalım, çok çalışalım, çok kazanalım, herşey bizim olsun başkaları bizi ilgilendirmez mantığıyla hareket eden güçlü canlıları büyütmüş oluruz. Diğer yandan teknoloji üreticileri, insanlara birer çip takarak damarlarında kan dolaşan canlı robotlara dönüştürebilir. Gerçek eğitim, doğru bilgiyi doğru eylemlere dönüştürebilen, bilmek sırrını hikmetini çözebilen bir nesil yetiştirmelidir.

Küreselleşme, teknolojide zirveyi yakalamış global firmaların faaliyet gösterdiği her ülkede, çalıştıracağı insan kaynağından 21. Yüzyıl becerilerini istemesiyle, hemen tüm dünya ülkelerinin eğitimdeki dönüşüm planlarına da etki etmektedir. Bu planlamalarda ülkelerin ve milletlerin kültürel değerlerini yok saymadan koruyup, yaşatmalarına ve geliştirmelerine de fırsat verilmelidir. Global düşünüp yerel hareket edebilen bireyleri yetiştirebilecek bir eğitim modeli ülkelerinin refahına daha çok katkı sağlayabilir. Gelişmiş ülkeler, üstünlüklerini daha da kuvvetlendirmek için diğer ülkelerin yetişmiş insan kıymetini beyin göçü yoluyla transfer etmektedirler.

Ekonomik olarak güçlenelim, kazanalım ve kaliteli eğitime daha çok kaynak ayıralım ya da şu anki kaynaklarımızı kaliteli eğitim için yatırım yapalım nitelikli insanlar yetiştirip ekonomik kalkınmayı hızlandırıp refaha kavuşalım tezi, yumurta-tavuk döngüsüne benziyor. Birey açısından; nitelikli eğitim almış beceriklilerin daha iyi işlerde ve iyi imkânlarda iş bulacağı, kriz ortamlarından daha az etkileneceği beklenmektedir. Eğitimin birey ve ülke için önemini kavrayan ülkeler zorunlu eğitimi uzun ve pahalı bir süreç olarak göremezler.

Restoranlar; fastfood zincir markalar, Michelin yıldızlı kalitede olanlar ve diğerleri olarak üçe ayrılabilir. Nasıl ki standart hızlı yemek restoranında gerçek bir aşçıya hiçbir zaman ihtiyaç duyulmayacağı garanti ediliyorsa; teknolojinin yapay zekanın sunduğu imkanlarla içerik odaklı müfredat ile standart testleri içerisinde barındıran eğitim reformları da gerçek bir öğretmene ihtiyaç duyulmayacağı anlamına gelmektedir. Sonuçta, imkânları olan bireylerin ısmarlama terziden mi konfeksiyondan mı giyineceği, dünyanın her yerinden standart bir tavuk/köfte menüsünü mü yoksa usta bir şef aşçının elinden çıkmış özel bir menüyü mü tercih edeceğinin cevabı baştan bellidir. Nitelikli eğitimin tasarımında, standartlaştırma değil, olabildiğince bireyi önceleyerek özgünleştirmede gizlidir.

Bireyin biricikliğini, nevi şahsına münhasır özelliklerde yaratıldığını kabul eden ve insani özelliklerini öne çıkaran eğitim modeli, bireye özgü bireyselleştirilmiş eğitimin tasarımında; bireye rehber olacak nitelikli öğretmenlere her zaman ihtiyaç olacaktır. Nitelikli öğretmenlerin ve biricik öğrencilerin olduğu bir okul da özgün bir konumda olarak eğitim-öğretimi kaliteli sunabilir. Okul bu işlevini toplumunun güven ve desteği ile ebeveynlerin aktif katılımıyla gerçekleştirebilir. Eğitimde teknolojinin etkin ve verimli kullanılabilmesi, öğretmenlerin bu konuda bilinçlendirilmesi, eğitilmesi ve desteklenmesiyle mümkündür.

Eğitimde teknoloji kullanımında amaç teknolojiyi öğretmek değil, teknolojiyi araç olarak kullanıp öğrenmenin daha hızlı, kalıcı ve kaliteli gerçekleşmesine yardımcı olmaktır. Eğitimde başarı için sadece teknolojik altyapıya, donanım ve materyallere odaklanmak yetmeyecektir. Teknoloji, öğretmenler olmadan tek başına eğitim sürecini başarıyla sürdürmede yetersiz kalacaktır. Dijital dönüşümle; bireyselleştirilmiş programlar, ters yüz sınıf, oyunlaştırma, simülasyon, artırılmış sanal gerçeklik, çok boyutlu tasarım ve yazıcılar eğitimde farklı öğretim yöntem ve tekniklerini de beraberinde gerektirmektedir. Özel okulların birçoğu bu gibi uygulamaları tanıtım ve pazarlama çalışmalarında kullanmaktadır. Eğitim dışındaki sektörlerde ar-ge, inovasyon ve dönüşüm çalışmalarına daha çok önem verilmektedir. Teknoloji, doğal olarak sermayenin ürünüdür ve yatırımının karşılığını almak için geliştirir, üretir ve satar. Eğitimde teknolojiye harcanan para israf sayılamaz olsa da ihtiyacı, faydayı ve yeter kaliteyi gözetmek daha doğru olacaktır.

Eğitimin gücü, bireyler ve toplumlar için tartışmasız kabul edilirken eğitimin tamamına yakınının gerçekleştirildiği okullara da olağanüstü bir etki ve beklenti yüklemektedir. Okullar gerçekten herşeyi yapabilirler mi? Geleceğin eğitimle şekilleneceğini kabul ettikten sonra bunu gerçekleştirecek bireylerinde okullarda yetiştirildiğini düşünürsek; okulu, her şeyin merkezine koymamız ve öğretmenlere de olağanüstü bir değer atfetmemizi gerektirmektedir. Karnelerin sağ tarafı yani eğitim olarak kabul edilen kısmını ilkokul sonuna kadar halledebilen bir okul, sonrasında mobil teknolojik öğrenme fırsatlarıyla birleşerek karma/harmanlanmış bir modele dönüşebilir.

Teknoloji ağırlıklı bireyselleştirilmiş yenilikçi öğrenme ortamlarında, öğretmenlerin rehberliğinde, bilişim teknolojilerinin ve yapay zekânın imkânlarıyla, her bireyin öğrenme stiline, hızına, yaşam imkânlarına uygun, mekân ve zaman sınırı olmaksızın ihtiyaç duyduğu öğrenmelerini kurgu ve tasarımlayarak ulaşması mümkün olmalıdır. Bugün bizim de öğrencilerimize kazandırmaya çalıştığımız “öğrenmeyi öğrenmek” becerisi, bireye sunulan teknolojik imkânlarla eğitimde fırsat eşitliği de sağlayabilir.  Bireylere kişisel gelişim fırsatları da sunan bu model bireye kendi eğitiminde tüm sorumluluğu da yüklemektedir. Yüksek becerili bireylerden oluşan bir toplumda işbirliği, paylaşım ve birliktelik ruhu varsa refah ve huzur da gelecektir.

Herşeyin her an hızla değiştiğini gören, uyum sağlaması gereken bireyler de sürekli kendilerini yenilemesi ve öğrenmeye olan ihtiyacını bir ömür boyu süreceğini bilmelidirler. Çünkü eğitim, diğer mal ve hizmetler gibi bir kez sahip olup kullanıldığında ortadan kalkan bir ihtiyaç değildir. Aynı zamanda eğitim, hizmeti alan ve verenin süreç boyunca uyum içinde ve aktif olduğu bir alandır. Kişilerin en güçlü olduğu yeteneklerinin keşfettirilerek eğitim sürecindeki tüm öğrenmeleri, bu becerileri kazanma ve geliştirmeye de yönelik olmalıdır. Khan, “bilgi toplumunda; yaratıcılık ve analitik düşünme artık bir seçenek değil zorunluluktur.” diyor. Biz eğitimciler, toplumu ve öğrencileri geleceğin sınırsız değişebilecek ihtimallerle dolu, kâbus ve kıyamet senaryolarıyla değil, güven, sevgi, işbirliği ve paylaşım duygularıyla mutlu ve umutlu bireyler yetiştirmeliyiz ki “kendini gerçekleştiren kehanet” teorisine göre sonunda yaşanılabilir bir dünyamız olsun. Öte yandan bugünün meslekleri tümüyle ortadan kalkacak, bugün var olmayan ismini bilmediğimiz yüzlerce meslek gelecek diyerek karamsarlık yerine bireylere meslekleri yanında kariyer esnekliği sağlayacak anahtar becerilerle eğitimi şekillendirebiliriz.

Bugün global şirketler işe alacağı bireylerde; problem çözme, takım ruhu, çoklu uzmanlık için işbirliği ve uyum arıyorsa, gelecekte yarışmacı ve bireysel süpermenler yetiştiren değil, işbirlikçi ve paylaşımcı eğitimi destekleyen modeller başarılı olabilir. Eğitim sistemleri; yüksek rekabet odaklı sınavlar, farklı program ve imkânlara sahip okul türleri, sosyo-ekonomik düzey ve çevreye bağımlı eğitim fırsatları dezavantajlı olanların işini daha da zorlaştırmaktadır.  Bir insan, doğacağı toplumu ve aileyi zenginlik/kültür/eğitim açısından seçemiyorsa hayatı boyunca dezavantajla yaşamaya mahkûm olmamalıdır. Bu eşitliği sağlaması gereken ve beklenen yegâne kurum okul ve ücretsiz eğitim olmalıdır. Öte yandan sınav sonuçlarına aşırı odaklanmak eğitimi amacından uzaklaşma riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Diğer ülkelerde yapılan düzenlemelere bakarak benzer problemi yaşamış ülkelerin çözüm örneklerinden faydalanılabilir. Bu körü körüne eğitim sisteminin taklit edilmesi anlamına gelmiyor. Ülke eğitim sistemlerinde ortak yönler bulunsa da kültürel kodlarla birbirinden ayrılmaktadır.

Eğitimci ve öğretmenlerin fikir ve talepleri eğitim teknolojileri üreticilerinin, yazılımcıların ve mühendislerin ortak çalışmasıyla geleceğin eğitim altyapısı daha iyi kurgulanabilecektir. Dünyanın her yerinde mobil bir bilgisayara, her zaman ve her yerde sınırsız hızlı bir internete sahip tüm bireylere; açık kaynak eğitim yazılımlarına erişim imkânıyla, öğrenmeyi öğrenme becerisiyle ihtiyaç duyduğu programları takip edilebilecektir. Eğitimi tek başına takip edemeyen düşük düzeydekilerin veya zirvede olanların da elinden tutulabilmelidir.

Bugün yaptıklarımızdan farklı hiçbir şey yapmıyor ve planlamıyorsak hiç merak etmeyelim, geleceğimiz; bugünkü gibi olacaktır. Ancak dünya ülkeleri eğitimde farklı şeyler yaparak teknoloji üretiyorsa biz de sadece tüketicisi konumuna düşmemeliyiz. Bu geçmişte yaptıklarımızı, bugün yapmakta olduklarımızı tamamen unutup yok sayıp modası geçmiş kabul ederek sıfırdan bir gelecek tasavvurunu gerektirmiyor. Herşeye rağmen gelecek tasavvurunda tek bir doğru senaryo olmayacağı söylenebilir. Geçmiş, bugün ve gelecek sürecine bir bütün olarak bakabilmeliyiz. Bizim de ülke olarak “Eğitimde 2023 Vizyonumuz” var. “Mutlu çocuklar, Güçlü Türkiye” sloganına ve bu vizyona inanarak bu doğrultuda gereği gibi çalışırsak hedeflerimize ulaşabiliriz. Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir şiirinde “Memleket isterim, Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun.” dediği gibi huzurlu bir memleketimiz olur.

(*) Bu yazı, “Dr. Sevinç TUNALI, Geleceğin Okullarını Keşfetmek –Geleceğin Okullarına Dair Senaryolar, TASAM Yayınları, Mart – 2019, İstanbul” kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır.

Facebook Yorumları

Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 Bakırköy İlçe MEM, Temmuz-2022 İstanbul İl MEM, Ekim-2023 Küçükçekmece İlçe MEM Şube Müdürü olarak görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

Yazarın Profili

Yorumunuz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.