Marifetli Öğretmenler
0

Okul öncesi eğitim yeterince yaygınlaştırılamadığı ve zorunlu olmadığı için ülkemizdeki tüm öğrencilerin ana sınıfına giderek oyun çağını anaokulu veya anasınıfı ortamında yaşama şansı olmamıştır. Şahsen benim böyle bir şansım olmadı. Ama mutlaka ilkokula gitmiş ve dört yada beş yıl aynı veya farklı öğretmenle öğrenmeye ilk adımlarını atmışlardır. Bu eğitim kademesinde öğretmenin öğrenci üzerindeki etkisi diğerlerine göre daha fazla etkili ve kalıcıdır. Kendi çocuklarımdan biliyorum ki, izcilik faaliyetiyle doğayı sevdiren, yazma ve resim yapma yeteneğini keşfedip çizmeye ve yazmaya teşvik eden, velileriyle iletişimi iyi olan sınıf öğretmenleri meslektaşlarımı tanımış her zaman kendilerini takdir etmişimdir.

Çocukların aile üyeleri dışında ilk tanıdıkları, güvendikleri ve sevdikleri yetişkin kişi çoğunlukla sınıf öğretmenleridir. İlk öğretmenlerini tanıyana kadar anne-babalarının her şeyi iyi bildiğini ve yaptığını düşünen çocuklar, sonraki yıllarda “ama öğretmenimiz böyle söyledi” diyerek ısrarla öğretmenin talimatlarına itibar etmektedirler. Çocuklarla daha çok vakit geçiren sınıf öğretmenleri, öğrencilerini daha çok izleyip gözlemekte, gelişimlerini takip etmekte, neleri iyi yapıp neleri yapamadığını belirleyebilmekte, davranışlarına anlam verebilmektedirler. Çocukların beceri ve yetenekleri keşfederek güçlü yönlerini geliştirmeleri için onları destekleyip cesaretlendirmektedirler. Meslek ve kariyer sahibi olmuş başarılı kişilerin çoğu öğretmenlerinden etkilendiğini beyan etmektedirler. Hatta öğretmeni çok sevdiği için dersi de sevdiğini ve daha çok çalıştığını ve başarılı olduklarını yine bu yüzden öğretmenlik mesleğini seçtiklerini söylemektedirler.

MEB’nın uygulamaya başladığı tasarım beceri atölyelerinde kültür, sanat, spor, bilim ve hayat becerilerinde yeteneklerini keşfettirmek, yaparak ve yaşayarak zevkli öğrenme ortamı oluşturmak ve çocuğun gelecekte ihtiyaç duyacağı temel becerilerin zeminini oluşturmak amaçlanmıştır. Gerek ilkokul ders programları gerekse de tasarım beceri atölyeleri kullanılarak öğrencilere daha faydalı olabilmek için sınıf öğretmenlerinin diğer branş öğretmenlerine göre daha fazla değişik alanlarda yetkinliklere sahip olmasını gerektirmektedir.

Birbirine uzak, çok farklı cephelerde uzun süren savaşlardan oldukça yıpranarak çıkmış bir milletin Cumhuriyetin kuruluşundan sonra yeniden kalkındırılması için eğitim alanında bir dizi çalışmalar yapılmıştır. Halk Evlerinden başlayarak, köy eğitmeni yetiştirilmesi, Gazi Terbiye Enstitüsü, Köy Enstitüleri, Yüksek Köy Enstitüsü, Köy Öğretmen Okulları ve İlköğretmen Okulları serüveninde bana göre en dikkat çekici olanı Köy Enstitüleridir. Devletin ekonomik kısıtlı şartlarında, eğitime ayrılan sınırlı bütçeyle, eğitim hizmetinin köylere kadar yaygınlaştırılması hedeflenmiş. En önemli ve acil ihtiyaç öğretmen yetiştirilmesiymiş. Bunun için geliştirilen modelde, köyde köylüyle beraber yaşayabilecek eğitmenlerin, gerekirse binası olmayan okul binasını yerel imkânlarla yapacak, köy çocuklarına eğitim-öğretim yaptıracak, köylüye tarımda, hayvancılıkta ve üretimde modern metotları aktaracak, temel sağlık bilgisine sahip olacak ve böylece köy hayatını da canlandıracaklardı.

Bir yandan eğitim hamlesi diğer yandan köylerden başlayacak bir ekonomik reform öngörülmüştü. Köy eğitmenleriyle devlet anlaşma yaparak eğitimi sonrasında köye giderek bütçeye ek yük getirmeden tahsis edilen arazide üreten eğitmenlik modeliyle bu zor işin masrafsız ve kolay olacağı düşünülmüş. Ziraat ve sağlık bakanlığına da hizmet etmiş olacaktı. Basit tarım aletleriyle desteklenen, askerliğini yapmış, liderlik vasıflarına sahip gönüllü köy çocuklarıyla işe başlanmış. Kursları tamamlayanlar başka bir köye görevlendirilerek eğitmene köyden verimli toprak tahsis edilecek, arıcılık, hayvancılık, madencilik, tarım yaparak ürettiklerini satarak geçinecekmiş. Ancak işler planlandığı gibi yürümeyip, kağıt üzerindeki harika proje sürdürülememiştir. Bir deney olarak eğitim tarihine geçmiştir.

Köy ve şehir uçurumunu kapatarak farkı azaltmak, eğitim yoluyla kalkınmayı yine köyden başlatabilmek için farklı yöntemlerle öğretmenlerin çok değişik yeteneklerle donatılarak yetiştirilmesi gerekiyordu. Köy enstitülerinde yetişenler; üretmeyi, pazarlamayı, tamir etmeyi, inşaat yapmayı bilecekti. Çoğunluğu köy çocuklarından gelen bu ilk öğretmen adayları, yatılı ve ücretsiz okuyacaklardı. İlk kurulan köy enstitülerinde öğretmen adayları öğretmenleriyle birlikte kendi okullarını inşa etmişler. Arazisi olan okul içine değirmen ve fırınlar kurulmuş. Berberlik ve kundura tamir etmeyi öğrenmişler. Üretim ve satış kooperatifleri kurmuşlar. Hatta kendi ihtiyacı kadar elektrik üretebilecek hidroelektrik santrali bile yapmışlar. Okuma saatinde yerli-yabancı eserleri okuyup serbest tartışma saatlerinde kendi aralarında çeşitli konuları müzakere etmişler. Küme ve nöbet sistemiyle kendi işlerini kendileri yapmışlar. Oyun oynuyor, spor jimnastik-güreş yapıyor, müzik dersinde mandolin çalıp türkü söylüyorlarmış. Sabah çok erken kalkılıp yoklama alındıktan sonra temizlik ve hastalık kontrolü yapıldıktan sonra kendi aralarında iş bölümü yaparak herkes marşlar söyleyerek kimisi dersaneye, kimisi atölyelere ve kimisi de tarlaya çalışmaya gidiyorlarmış.

Okul yıl boyu açık oluyor öğrenciler en fazla kırkbeş gün izinli olabiliyormuş. Üçüncü yılın sonunda eğitim veya ebelik/sağlık alanını seçerek köy öğretmeni veya halk sağlığı memuru oluyorlarmış. Yıllık program akademik, teknik ve ziraat olarak farklı imiş. Öğrencilere yöresine göre; kayak, kızak, dağcılık, kamp, deniz, çiftçilik, ormancılık, hayvancılık, tavukçuluk, tarla bahçe ziraatı, sebzecilik, meyvecilik, bağcılık, tütüncülük, zeytincilik, balıkçılık, peynircilik, konservecilik, ziraat idaresi ve ekonomisi, ev idaresi ve ekonomisi, biçki-dikiş işleri, nakış, çocuk bakımı, güzel sanatlar, inşaat, duvarcılık, sıvacılık, bahçıvanlık, demircilik, elektrikçilik, marangozluk ve ağaç işleri, bisiklet-motosiklet-traktör kullanmak, suyolu yapma, yol yapımı, artezyencilik gibi birçok konuda eğitimler verilerek beceriler kazandırılmaya çalışılmıştır. Eğitim öğretim kadar üretime ve mesleki beceri kazandırmaya özel önem verilmiştir.

Kendi yağıyla kavrulmaya ve kendine yetmeye çalışan yeni cumhuriyetin sağlam bir ekonomisi olmadan sağlam bir eğitim sistemi olamayacağı düşünülmüş. Diğer yandan sosyal ve ekonomik kalkınmanın en önemli aracı olarak eğitime sarılmışlar. Eğitime yapılan yatırımlar kısa zamanda görünür geri dönüşü olmadığı için ihtiyaç duyulan bütçe tahsisinde sürekli eksiklik olmuştur. Köy eğitimi ve kalkınma davasında nitelikli on parmağında on marifetli köy öğretmeni yetiştirmek suretiyle başarılı olunmaya çalışılmış. Bu dönemde teknik ve mesleki öğretim alanındaki gelişme programları personel ve eğitim yetersizliğinden kritik bir noktadaymış.

Köyünde okul olmayan şehre okumak için gitme imkânı bulunmayan köy çocuklarının köy enstitüleriyle birer ortaöğretim ve meslek öğretimi ötesinde köylüyü aydınlatıcı bir kuvvet olarak görülmüş. Bu sebeple bu ilk kuşak mezunların birer süper-eğitmen olması gerekiyordu. Enstitü, öğrencilerini sıradan bir işçiden başlayarak iş yönetimi yapabilecek ortalamadan yukarı düzeyde yetenekli olanların diğer eğitim kurumlarında alamayacağı düzeyde kalifiye/yarı kalifiye düzeyde eğitebiliyordu. Tamda sistemin eksiklilerinin belirlenip gerekli düzeltmelerle daha işler faydalı hale geleceği dönemde siyasi kararla bu eğitim kurumlarının hayatları son buldu.(*)

Siyasi hiçbir tartışmaya dönemin bürokrasisinde yaşanan kişisel ve model tartışmalarına girmeden eğitim geçmişimizde yer alan bu tecrübenin pedagojik, ekonomik ve sosyal yönlerinin tarihinin şartlarıyla düşünülerek bugünün öğretmenleri tarafından bilinmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. O günkü kadar olmasa da tasarım beceri atölyelerinin amacına hizmet edebilmesi için bugünün öğretmenlerinin de yaşam becerileri atölyesinde öğrencilere faydalı olabilmesi için bu deneyimlerden geçmesi faydalı olacaktır. Zamanın tüm zorluklarına rağmen sadece bilen değil yapabilen ve uygulayan, gerçek hayata dair somut faydalı işler yaparak bireyin üretken, kendisine ve topluma faydalı kişiler olarak yetiştirilmesi çabasını önemsiyorum. Eminim ki o günün öğretmen adayı öğrencileri o zor şartlar altında bile bugünün öğrencilerinden daha zevkli bir eğitim süreci yaşamış ve mutlu olmuşlardır.

(*) Fay Kirby, Türkiye’de Köy Enstitüleri, Doktora Tezi, İmece Yayınları No: 2,  Rüzgârlı Matbaa, 1962, Ankara

 

Facebook Yorumları

Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 Bakırköy İlçe MEM, Temmuz-2022 İstanbul İl MEM, Ekim-2023 Küçükçekmece İlçe MEM Şube Müdürü olarak görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir

Yorumunuz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.