Mezuna Kalmak ve Açık Öğretim Lisesi

Bugünlerde gençler ve aileleri üniversitelere kayıt ve yurt bulma/yerleşme telaşındalar. Telaşı olmayan diğer bir kısmına sorduğumuzda ise kendilerinin ‘mezuna kaldığını’ söylüyorlar. Öte yandan lise üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin bir kısmı da örgün eğitimle yüz yüze okudukları liseden ayrılarak açık öğretim lisesine geçmekteler. Bizim zamanımızda lisede okuyan bir öğrencinin okulu bırakarak açık öğretime geçmesi ve “mezuna kalmak” diye bir söylem/eylem yoktu.

Eğitim ve okullar günümüzde en temel ihtiyaçlardan biri olmaya devam ediyor. Toplum içinde yaşayabilmenin de bir gereği artık. Araç satın alıp kullanmak/sürmek isterseniz en azından ilkokul diplomanız olması ve motorlu taşıt sürücü kurslarına kayıt olarak teorik ve uygulamalı eğitimi tamamlayarak sınavlarında da başarılı olmak zorundasınız. Yine herhangi bir işe başvurduğunuzda sizden istenecek şartlar ve belgeler içinde öğrenim belgesi/diploma/sertifika ilk sıralarda yer alır. Zaten tüm çocukların on iki yıl zorunlu eğitimi ülkemiz için tamamlaması gerekiyor.

Önce şu açık öğretim/uzaktan öğretim konusunu bir açıklayalım. Açık öğretim sistemi (ilköğretimden üniversite dahil) herkese açık olmakla birlikte daha çok eğitime fiziki olarak erişimin mümkün olmadığı, zorunlu eğitim çağını tamamlayarak yetişkin olanların, bir şekilde çocukluk-gençlik döneminde eğitim fırsatını bulamamış olanların, ev kadını/anne/eş olarak sorumluluklarıyla beraber eğitime devam etmek isteyenlerin, bir yandan çalışmak aynı zamanda da eğitime devam etmek isteyenlerin, geleneksel okul eğitim fırsatını kaçıranların faydalanacağı bir seçenektir.

Ancak son yıllarda liselerimizde okumakta olan gençlerin ailelerini de ikna ederek açık öğretime geçerek üniversite sınavlarına daha iyi hazırlanmak amacıyla tercih ettikleri bir seçenek haline geldi. Peşinen bu tercihi ve davranışı tasvip etmediğimi belirtmeliyim. En azından bazı istisnai/zorunlu durumda olanları hariç tutarak.

Uzaktan eğitim hayat boyu öğrenme kapsamında geniş katılımla sınırsız imkânlar sunan, günün her saati erişilebilen, mekâna ve zamana bağımlı olmayan öğrenciyi merkeze alıp aktif eden bir modeldir. Teknolojik uyumun mümkün olduğu şartlarda bireye kendi öğrenme şekli ve hızına bağlı olarak her zaman tekrar etme fırsatı da sunan kısıtlı da olsa etkileşime açık bir sistem. Erişimi ulaşım ve beslenme gibi ek harcamalar gerektirmeden evden-işten-her yerden eğitim/ders içeriklerine erişim imkânı internet ve bilgisayar/cep telefonu olduğu sürece mümkün olur. Toplam harcamalar düşünüldüğünde maliyeti düşük olup uzun süreli kullanıma da uygundur. Çok sayıda konusunda uzman öğretmenlerden maliyeti karşılandığında ders alma imkânı sağlar.

Özellikle dil eğitiminde uzaktan eğitimden daha çok yararlanılmaktadır. Online/çevrimiçi görüntülü olarak da paylaşımla video konferans şeklinde ortak paylaşım imkânı sunar. Öğrenim süresini kişinin öğrenme hızıyla kısaltabilir. Dil problemi olmadığında dünyanın her yerinden ders içeriklerine yeniliklere ulaşılabilir. Çift taraflı paylaşıma sesli-görüntülü görüşmeye olanak verdiği için belli oranda sanal da olsa sosyalleşmeyi mümkün kılar. Video içerik ve yazılımların kalitesi oranında beklenen fayda sağlanabilir. Her dersin/eğitimin sonunda ölçme ve değerlendirme imkânıyla öğrenene anlık geri bildirim vererek eksiğini görmesine ve telafisini mümkün kılar.

Tüm bu özellik ve faydalarına rağmen açık/uzaktan öğretim tek başına yeterli değildir. Özellikle beceri tabanlı meslek eğitiminde yetersiz kalır. Teknolojik altyapı, kaliteli içerik hazırlamak uzun emek-zaman ve kurulum maliyetleri gerektirdiği için sosyo-ekonomik düzey ister. Kişinin uzun süreçli öz yönetim becerisi gerektirdiği için motivasyon düşüklüğüne sebep olabilir.

Şimdi gelelim gençlere; mevcut durumda anne-babalar çocuklarının tüm ihtiyaçlarının karşılayarak kimi zaman türlü zorluklara katlanarak özel/resmi okullara çocuklarını kayıt ettirerek eğitim imkânı sağlamaya çalıyor. Bizim zamanımızda bu fırsatlar yoktu, biz istediğimiz eğitimi alamadık bari çocuklarımız alsın kendilerini kurtarsınlar diye düşünüyorlar haklı olarak. Daha anaokuluna başlarken ilkokulu, ilkokul okurken ortaokulu, ortaokuldayken liseyi ve lisedeyken üniversiteyi düşünerek okul seçimleri yapılıyor. Yani nihai son hedef iyi bir üniversite ve iyi bir bölümü bitirip diploma almak-iyi bir işe girmek hayatını refah mutlu şekilde devam ettirmek. Hedef üniversite bitirmek olunca iş YKS/TYT/AYT sınavlarına hazırlanmaya odaklanıyor.

Henüz on yedi on sekiz yaşlarındaki gençlerin liseye gitmesinin gerekçesi sadece diplomasına sahip olmak, akademik bilgilerle donanarak bir üst öğretime üniversiteye geçiş olmamalıdır. Liseler, ergenlik dönemini henüz tamamlamış gençlerin psiko-sosyal ihtiyaçlarının da karşılandığı okullardır. Bu sıralarda gençler; sosyal davranışlarını geliştirmeyi, yetişkin rolünü edinmeyi, duygusal özerkliğini sağlamayı, bir mesleği yönelip hazırlığı, toplumsal sorumluluk ve gönüllükle görev almayı, nitelikli arkadaşlıklar kurmayı, çelişki ve çatışmalarla baş etmeyi, otoritelerle ilişki kurmayı ve uzlaşmayı da öğrenmektedir. Bunlar okulun eğitim işlevinin bir gereği olarak farkında olmadan bir nevi örtük olarak yaşayarak kazanılmaktadır.

Lise döneminde gençler okula devam ederken genellikle evde ailesiyle bile çeşitli sorunlar yaşayabilmektedir. Kaldı ki açık öğretime geçmeleri halinde vaktinin tamamını evde veya dershane/hazırlık kursunda geçirirken ebeveynleriyle çatışmaların artması muhtemeldir. Peki, bir lise öğrencisi neden okulu bırakarak açık öğretime geçmeyi düşünür ve ister? 12. Sınıfta okulda üç yıldır beraber olduğu arkadaşlarıyla olmak yerine neden açık öğretime geçtiğini düşünüp sorgulamak gerekir.

Bir gencin okuldan açık öğretime naklini aldıktan sonra bir yıl boyunca her gün düzenli olarak gününü düzenli bir şekilde kursa gitmeye, ders çalışmaya ve diğer sosyal ihtiyaçlara ayarlaması ve uygulaması kolay bir disiplin değildir. Ciddi bir öz yönetim ve otokontrol gerektirir. Bu dönemde ebeveynlere de daha fazla görev düşer ve bununla birlikte endişeleri de artar. Bu endişeyle çocuklarına farkında olmasalar bile onların iyiliğini düşünerek daha fazla müdahalede bulunurlar. Bu durum gençler için daha da rahatsız edicidir.

Her geçen yıl üniversite sınavlarına başvuran-giren, tercih yapmayıp mezuna kalan ve açık öğretimde öğrenim gören öğrenci sayısı artmaktadır. ÖSYM verilerine göre; barajın kaldırılması kararının ardından üniversite sınavına girmek için başvuran aday sayısı bir önceki yıla göre %24 artmıştır. Böylece, geçen yıl 2 milyon 607 bin 903 aday başvuru yapmışken, bu yıl 3 milyon 243 bin 425 aday başvuru yapmıştır. Geçen yıl açık öğretim hariç toplam yerleşen aday sayısı 690 bin civarında iken bu sayı bu yıl 850 bin civarında gerçekleşmiştir.

Ayrıca, KKTC üniversiteleri hariç geçen yıl 164 bin civarında kontenjan boş kalmışken bu sayı bu yıl 13 bine düşmüştür. Adayların yüzde 44,99’u ilk üç tercihinden birine yerleşti. Örgün yükseköğretim programları kontenjanlarında doluluk yüzde 98,09 oldu. İlk tercihine yerleşenlerin oranı yüzde 21,68, ikinci tercihine yerleşenlerin oranı yüzde 13,26, üçüncü tercihine yerleşenlerin oranı yüzde 10,05 oldu.

Ortaokul ve liselerde 1.5 milyon, üniversitelerde 4.2 milyon olmak üzere açık öğretim kurumlarında 5.7 milyon öğrenci okuyor. Uzmanlar, ortaokul ve lise çağındaki öğrencilerin açık öğretime gitmelerinin doğru olmadığına dikkat çekiyor. Yükseköğretimde açık öğretim bilinçli bir tercih olsa da ortaokul ve lisede öğrenciler, farklı zorunluluklar nedeniyle bu sistemi tercih ediyor. Uzmanlar, akran zorbalığı, disleksi, okuldan soğuma gibi nedenlerin öğrencilerin açık öğretime yönelmesinde en önemli etkenler olarak sıralıyor. ( Haberler – ntv.com.tr 30.03.2021)
Liselerde son sınıf öğrenci sayılarına bakıldığında diğer sınıflara göre göz ardı edilmeyecek oranda azalma olmaktadır. Son sınıfta açık öğretime geçen üniversite sınavlarına hazırlanmak için daha çok zamanı olacağını ve daha iyi hazırlanacağını düşünen öğrenciler sınavlı/sınavsız her akademik düzeyden öğrenciler yer almaktadır.

Velhasıl üniversiteye hazırlanmak için bile olsa genç bir öğrencinin 11. veya 12. Sınıfta açık öğretime geçmesini doğru bulmuyorum. Gençler bir arada okulda olmalı ve bir yandan sosyalleşirken üniversiteye hazırlanmalıdır. Hatta bu yıl MEB ücretsiz ek kaynak kitaplar dağıttı, destekleme ve yetiştirme kursları da açılıyor, ortaokul ve liseler önceden üç yıldı şimdi dört yıl oldu. Sınav gerçeği mantığını kabul edip değiştiremiyor yerine daha iyi bir seçme yerleştirme sistemi kuramıyorsak 8. ve 12. Sınıfları sınava hazırlık sınıfı/yılı ilan edelim de öğrenciler/veliler dershane çilesinden kurtulsalar.

Üniversite sınavında hedeflediği puanı/üniversiteyi/bölümü yakalamasına çok az kalmış küçük bir azınlık hariç lütfen gençler kendinizi/velinizi kandırmayın ve mezuna kalmayın. Çalıştığınız halde hayal ve hedeflerinize yaklaşamadıysanız lütfen hedefinizi daha makul olanıyla güncelleyin. Hayatta sadece bir üniversite/bölüm ve meslek yok seçeneğiniz sonsuz. Bu arada herkes ikinci bir şansı hak eder ama üçüncü yılı bir meslek edinip işe girip para kazanıp hayata atıldıktan sonra hayat boyu öğrenmeyi deneyebilir.

Facebook Yorumları
Erol DEMİR hakkında 204 makale
Erol DEMİR 1967 yılında Gölcük’te doğdu. Piyale Paşa İlkokulu, Gölcük İmam Hatip Ortaokulu, Gölcük Endüstri Meslek Lisesi, Anadolu Üniversitesi Bilecik Meslek Yüksekokulu Elektronik programını ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Yöneticiliği alanında yüksek lisansı “Eğitim Yöneticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri” konusunda tezini tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde işletme alanında doktora öğrencisidir. 1990 yılında Türkkablo fabrikasında kalite kontrol teknisyeni olarak çalıştı. Öğretmenlik hayatına 1991 yılında Hakkari’de başladı. 1994 yılında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi’ne elektronik öğretmeni olarak atandı. 1995 yılında müdür yardımcısı oldu. 2000 şubat ayında Gölcük Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü oldu. 2003 yılında Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak çalışmaya başladı. Aralık–2007 ile Haziran-2016 arası İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Şube müdürü olarak çalıştı. Temmuz – 2016 dan itibaren Bakırköy İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevine devam etmektedir. Evli ve 3 çocuk sahibidir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.