Mucize mi, Tecrübe mi?

Tarih: 15 Ocak 2009.

Yer: New York, ABD.

Hava sıcaklığı: -7 °C.

150 kişilik US Airways 1549 sefer sayılı yolcu uçağı, La Guardia Uluslararası havaalanından kalkıyor. Uçakta 150 yolcuya ek olarak 5 kişilik mürettebat bulunuyor. Kalkıştan yaklaşık 3 dakika sonra, uçak 883.92 metre (2900 feet) yüksekliğindeyken gürültü sesleri gelmeye başlıyor. Uçağın titrediği hissediliyor ve hafif bir duman uçağı kaplıyor. Camdan bakıldığında motordan alevler çıktığı görülüyor. Uçak havalandıktan 3 dakika sonra bir grup Kanada kazı uçağın motorlarına doğru uçup iki motorun da işlevini kaybetmesine neden oluyor. Uçağın pilotu, 57 yaşındaki Chesley ‘Sully’ Sullenberger. Birkaç saniye içinde uçaktaki herkesin hayatını etkileyecek bir karar vermek durumunda. Sully, çift motor kaybıyla La Guardia’ya güvenli bir şekilde geri dönemeyeceklerini veya iniş yapabilecekleri en yakın havaalanı olan Teterboro havaalanına da varamayacaklarını hesaplıyor. O sırada yardımcı pilot Jeffrey Skiles acil durum kontrol listesini gözden geçiriyor. Bu sırada Sully, ihtimaller içinde en az kötü olanının uçağı Hudson nehrine indirmek olduğuna karar veriyor ve hava trafik kontrol personeline şunu söylüyor: “Hudson nehrine düşeceğiz.” Ve birkaç dakika içinde uçak Hudson nehrine iniş yapıyor. Bu olay aynı zamanda “Hudson mucizesi” olarak da anılıyor. Suya iniş yapan uçaktaki tüm yolcuları kurtarmak sadece 24 dakika sürüyor. Bu zorunlu iniş havacılık tarihindeki en başarılı suya iniş olarak yer alıyor.

Peki bu olayın bu şekilde sonuçlanmasında etkili olan faktörler nelerdi?

Öncelikle uçaktaki mürettebat gerek uçuş saati gerek uçuş tecrübesi açısından çok deneyimlilerdi. Sullenberger’in 19.000’den fazla uçuş saati vardı ve bunların 4.500’ünden fazlası Airbus 320’leydi. Yardımcı pilot Jeffery’nin bu uçakta ilk uçuşu olmasına rağmen onun da 15.000’den fazla uçuş saati vardı ve yakın zamanda Airbus 320’yi uçurmak için eğitim almıştı. Üç uçuş görevlisi de 50 yaşın üzerindeydi ve bu toplamda 92 yıllık bir uçuş tecrübesine karşılık geliyordu. Aynı zamanda uçak, ekipmanları açısından minimum yeterliliğin üzerine çıkacak şekilde donatılmıştı. Tüm bu avantajlar, uçuşun başarılı bir şekilde sonlanmasına katkıda bulunsa da güvenli bir iniş için %100 garanti sağlamıyorlardı. Bu sonucun gerçekleşebilmesi için muazzam bir beceri ve olağanüstü mürettebat yönetimi gerekiyordu.

Kaptan Sullenberger, kuş çarpması sonucu çift motor kaybı yaşanması durumunda ne yapılması gerektiği ile ilgili birebir bir eğitim almamıştı. Ama karar verme mekanizmasını yönlendirecek ve besleyecek 45 senelik tecrübesi vardı. Öncelikle inişin planlandığı gibi gitmemesi durumunda kayıpları azaltmak için yoğun nüfuslu bölgelerde uçarak geçirdiği zamanı en aza indirmesi gerektiğini biliyordu. Hava sıcaklığı ve buzlu su nedeniyle çabucak kurtarılabilecekleri bir bölgeye iniş yapması gerektiğini biliyordu. Uçağı yavaşlatmak için uçağın burnunu son saniyeye kadar yukarda tutması gerektiğini biliyordu. Çarpma anında olası bir yan dönme ya da nehire dalma durumundan korunmak için kanatları düz tutması gerektiğini biliyordu. Ve son olarak uçağın inişe tamamen konsantre olabilmek için sakin kalması ve tüm ekibe güvenmesi gerektiğini de biliyordu. Bu bilgilerin sakin ve kusursuz bir şekilde uygulanması konusundaki başarısıyla ilgili, olaydan sonra verdiği bir röportajda şu şekilde anlatıyor Sully: “Tüm kariyerim boyunca yaptığım her şey bir şekilde o ana hazırlık gibiydi. Yaptığım her şeyin bir şekilde bu sonuca katkıda bulunduğunu biliyorum.”

Tecrübenin önemi

Recep Muhlis Gör, tecrübe ile ilgili şu tanımı yapıyor:

“Tecrübe; deneme, sınama, görmüş geçirmişlik demektir. Belirli bir süre yöneticilik yapan kişinin, insan ilişkilerinde ve buna bağlı olarak olayların gelişmesinde yaşadığı durumlar, karşılaştığı iyi ve kötü olaylar zihninde yer eder. Bunlar beyinde tecrübe çentikleri oluşturur. İnsan ne kadar çok yöneticilik yaparsa tecrübeye dayanan bilgi birikimi de o kadar çok olur. Yöneticilik ne kadar uzun olursa insanları ve toplumu tanıma, olaylardan hüküm çıkarma konusunda kabiliyet de o nispette artar. Belirli bir süre amirlik yapan ve bu suretle insanlarla haşır neşir olan kişi sonunda bir meleke kazanır.”

Hudson mucizesi olayında da görüldüğü üzere mucize diye adlandırılan şeyin aslında kaç senelik deneyimlerin sonucu olduğu ortaya çıkıyor. Bu deneyimler havacılık ve sağlık sektörlerinde hayati önem taşıyor. Tecrübe, bir insanın hayatı boyunca kendi hayatına yaptığı en büyük yatırım olduğundan bazen kaptan Sully’nin de yaşadığı gibi tüm bu yatırımın, yeteneklerin ve öngörünün kullanılacağı durumlarla karşılaşılabiliyor. Böyle bir durumda da gereken soğukkanlılık ve karar verme yetisiyle çok tehlikeli arz edebilecek olaylar mucize olarak adlandırılabilecek biçimlerde sonuçlanabiliyor. Ancak bu yetenekler ve tutum da deneyimlerin birebir yaşanarak elde edilmesiyle kazanılıyor. Sadece okuyarak ya da gözlem yaparak elde edilenlerin teorik bilginin ötesine geçemeyeceğini ve deneyim konusunda insanı yetersiz ve eksik bırakacağını düşünüyorum. Bu yüzden tüm sektörlerde ve alanlarda, teorik bilginin deneyimsel öğrenme ile birleştirilmesi, genç bireylere de tecrübe kazanabilmeleri ve bunu birebir deneyimleyebilmeleri için daha fazla fırsat vermek gereklidir. Her meslek grubu için yeni yetişen genç bireyleri deneyimsiz diye etiketlendirmeden, deneyim kazanmaları için çabalamak, onları tecrübelenmeye teşvik etmek, onlara alan açmak ve kendi deneyimlerini edinmelerini sağlamak, izlenebilecek en yararlı tutum ve yapılabilecek en faydalı uygulamalardan biri olacaktır.

Not: Hudson olayı 2016 yılında, Sully: Miracle on the Hudson filmiyle beyaz perdeye taşındı. Filmin başrolü Tom Hanks, kaptan Sully’i canlandırıyor. Olayı bir bütün olarak işleyen ve detaylara dikkat edilmiş güzel bir film.

İzlemek isteyenlere iyi seyirler dilerim.

Kaynakça:

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.