Öğrenme Kuramları

Öğrenme Kuramlarının Sınıf İçi Kullanımı

Eğitimin en temel amacı, bireyin kendi yaşantısı yoluyla davranışlarında olumlu değişmeler meydana getirmektir. Bu sebeple, eğitim kurumlarında planlı programlı öğretim etkinlikleri hazırlanmakta ve uygulamaya konulmaktadır (Fidan,1996). Etkili ve başarılı öğretim etkinliklerinin hazırlanması ve uygulanması için öğrenme ve öğretmenin kuramsal temellerini iyi bilmek gerekir. Başka bir deyişle; öğrenme öğretme ekinlikleri düzenleyecek olan tüm öğretmenlerin, öğrenme kuramları ile bu kuramlara dayalı olarak ortaya çıkan öğretim uygulamalarını çok iyi bilmeleri ve bunlara yönelik öğretim etkinliklerine yer vermeleri gerekmektedir (Yeşilyaprak, 2012). Öğretmenlik mesleğini icra eden her öğretmenin kendi kendine sorması gerekenler arasında: “Öğrencilerim nasıl öğrenmekte ve ben onlara daha iyi nasıl öğretebilirim?” gibi sorular yer almaktadır (Fidan, 1996). Diğer taraftan öğrenme kuramlarının sınıf içinde uyarlanması normal öğrenciler için olduğu kadar özel gereksinimli öğrenciler içinde gereklidir. Özel gereksinimli öğrencilere yönelik yapılan öğretimsel uyarlamalarda bu kuramları temel alınması onların sınıf içi akademik ilgilerini de arttıracaktır.

Bireyler birçok davranışı sonradan öğrenirler. İnsanlar yaşamalarını sürdürebilmek için sürekli öğrenme davranışı içerisindedirler (Başaran, 1996). Bir öğrenme kuramı, birçok kapsamlı araştırma sonucuna dayalı olarak insanların nasıl öğrendiğini açıklamak üzere oluşturulmuş çeşitli genellemeleri ve ilkeleri içeren bir sistem olarak tanımlanabilir. Genel olarak her öğrenme kuramı, özünde bilme ve bilginin ne olduğuna ilişkin felsefi bir anlayışı yansıtan varsayımlara da sahiptir (Özerbaş, 2007). Dolayısıyla, öğretim amaçlarının belirlenmesi, içeriğin düzenlenmesi, öğretim etkinliklerinin işe koşulması ve değerlendirme gibi boyutlar, benimsenen öğrenme kuramını ve onun temelinde yatan felsefi anlayışı açıkça yansıtmaktadır. Davranışçı, bilişsel ve yapılandırmacı öğrenme kuramları, öğrenmenin ne olduğuna, nasıl gerçekleştiğine ve nitelikli bir öğretim için neler yapılması gerektiğine yönelik kapsamlı açıklamalarda bulunan temel öğrenme kuramlarıdır. Kuramcıların bir kısmı öğrenmenin insan ve hayvanda aynı şekilde gerçekleştiğine dikkat çekerken, bir kısmı da insanın sadece kendisinin öğrenebileceğini, insanların öğrenme konusunda hayvanlarla kıyaslanamayacak kendine has olguları olduğundan bahseder (Yeşilyaprak, 2012). Alanyazında yaygın kabul gören üç temel öğrenme kuramı vardır, Bunlar: Davranışçı öğrenme kuramı, bilişsel öğrenme kuramı ve yapılandırmacı öğrenme kuramıdır (Özerbaş, 2007).

Davranışçı öğrenme kuramlarına göre öğrenme, uyarıcı ile tepki arasında kurulan bağ sonucu oluşur. Öğrenmenin kalıcı olabilmesi için uyarıcı ile tepki arasında kurulan bağın güçlenmesi gerekir. Davranışçı kurama göre davranışlarımızın oluşmasını sağlayan çevredir. Öğrencilerin istenilen davranışları kazanabilmesi için dış çevrenin (öğretim ortamı, ders araç-gereçleri, eğitim durumları vb.) düzenlenmesi gerekir. Çevredeki uyarıcılar değişince bireyin davranışları da değişir (Aydın, 2016). Davranışçı yaklaşıma göre öncelikle öğrenciye öğretilecek bilgiler, her biri kolaylıkla kavranacak küçük birimlere bölünür. Bu küçük bilgi birimleri basitten karmaşığa doğru ve önkoşul ilişkilerine göre aşamalı olarak izlenir. Her bir bilgi biriminden sonra öğrencinin kazandırılmak istenen davranışı göstermesi istenir. Öğrencinin davranışta bulunması bir alıştırma ya da soru ile sağlanır. Böylece öğrenci öğrenme işine etkin olarak katılır. Öğrenmenin sağlanması için öğrencilerin doğru davranışlarının pekiştirilmesi gerekir. Öğrenci yaptığı davranışın doğruluğu hakkında bilgi almalıdır. Öğrencinin cevabı doğruysa, bu hem bir dönüt hem de pekiştireçtir. Öğrenciye kendi hızıyla ilerleme olanağı sağladığı için bu kuram özellikle kaynaştırma ortamlarında sıklıkla tercih edilebilir. Bilişsel  kuramcılar her ne kadar eleştirseler de davranışçı kuram hala birçok davranış kazanımında veya davranışı değiştirmede önemini korumaktadır (Senemoğlu,2018). Bu kuramın başlıca savunucuları, Pavlov, Turndike ve Skinner’dır.

Bilişsel kuramcılar bilginin duyu organları tarafından alınmasıyla, bir performans olarak ortaya konulması arasındaki içsel süreçleri incelemişlerdir. Bu kurama göre, öğrenciler anlayarak, kavrayarak öğrenmelidir. Çünkü bu şekilde öğrenilen bilgiler daha kalıcı olur. Bireyin öğrenilecek bilgiyi kendisinin keşfetmesi kalıcılığı arttırır. Öğrenciler yeni öğrenilecek bilgileri eski bilgiler ile ilişkilendirip zihinde anlamlı hale getirir. Öğrenme kendiliğinden ortaya çıkmaz aktif katılım zorunludur. Anlamlandırma ve yorumlama süreci öğrenmeyi etkiler. Birey maruz kaldığı uyarıcıları kendi anlamlandırır ve kendi yorumlar. Problem çözme, kavram öğretimi gibi karmaşık davranışlarla bilişsel kuramcılar ilgilenmiştir (Aydın, 2016). Bilişsel kurama göre, öğrenciler, kendilerine aktarılan bilgileri edilgin olarak değil, kendilerine özgü, etkin yollarla edinmektedirler. Buna göre, yeni bilgileri önceden bildikleriyle ilişkilendiren birey, bilgiyi örgütleyerek, sınıflayarak, varsayımlar geliştirip onları sınayarak işlemektedir. Sonunda gerçekleşen öğrenme, öğrencilerin önceki öğrenmelerinden ve bilgiyi işleme yöntemlerinden etkilenmektedir (Yeşilyaprak, 2012). Öğrenme ortamında öğrencilerin meraklarını uyandıracak, onları araştırmaya yöneltecek etkinliklere yer verilmelidir. Bilişsel kuram temel alındığında, belirlenen hedefler doğrultusunda anlatılacak dersin konusu hakkında merak hissi uyandırılabilir bu da öğrencinin dikkatini derse vermesini kolaylaştırabilir. Aynı şekilde öğrenciye bir takım sorular sorularak doğru cevapları karşısında yapılan davranışı onaylamak açısından pekiştireçler vererek öğrencinin ilgisi arttırabilir. Bu kuramın başlıca temsilcileri, Piaget, Vygotsky ve Bruner’dir.

Yapılandırmacılık, öğrenenin yeni karşılaşılan bilgileri önceki bilgileriyle ilişkilendirerek öğrenmesi, daha önceki bildiği konulara bağlı olarak öğrenenin yeni öğrenmeler oluşturması, öğretmen rehberliğinde karşılaştığı yeni bir bilgiyi anlamlandırması, yorumlaması ve yeniden inşa etme süreci olarak tanımlanabilir (Yeşilyaprak, 2012). Yapılandırmacı yaklaşım öğrenmenin bilginin aktarılması ile oluşmadığını ancak soru sorma, araştırma, problem çözme gibi öğrenci faaliyetleri ile gerçekleşebileceğini savunmaktadır. Öğrenme bilgiyi pasif biçimde almak değil, bilgiyi yapılandırmaktır. Bireylerin geçmiş yaşantıları aynı olmadığı için bir kavramla ilgili şemaları ve yeni bilgiyi yorumlamaları diğer bir bireyinki ile aynı olamaz. Ön yaşantılar, bilgi ve öğrenmeler yeni yaşantıları nasıl yorumlayacağımızı etkilemektedir. Diğer taraftan yorumlar da bilgiyi yapılandırma ve yeni öğrenmeler üzerinde etkili olmaktadır. Hazır bilgiyi birisinden ya da bir yerden almak öğrenme olarak düşünülmemelidir. Öğrenmek için öğrenci zihinsel ve çoğunlukla fiziksel olarak etkin olmalıdır. Öğrenci kendi cevaplarını, kavramlarını keşfettiğinde ve kendi yorumlarını yarattığında öğrenir; bilgi yapılarını inşa eder (Özerbaş, 2007). Bu nedenle öğretmen oluşturulmuş ders planına sıkı sıkıya bağlı değildir. Öğrenci katılımı sağlar, öğrencilerin gruplaşarak aralarında işbirliği ve tartışmalarla fikirlerini karşılaştırmalarını teşvik eder. Öğretmen derslere yardımcı olması açısından materyaller ve birincil kaynaklara yer vererek dersi zenginleştirir. Ülkemizde öğretim programlarında sıklıkla tercih edilen bir yaklaşımdır.

Sosyal Öğrenme Kuramı  John Dewey’e göre insan sosyal çevre içerisinde kendi düşüncelerini ve davranışlarını oluşturur (Yeşilyaprak, 2012). Yaşarken öğrendiğimiz birçok davranış çoğu zaman “gözlem”  vesilesiyle de ortaya çıkmaktadır. İnsan, çevresini gözlemleyerek öğrenir ve gelişir.  Sosyal öğrenme kuramı denince çoğu zaman akla Albert Bandura gelmektedir. Bandura 1960’larda ortaya çıkardığı sosyal davranışçılık kavramıyla tanınmıştır. Sosyal öğrenme kuramcıları diğer davranışçı kuramcılara da farklı açıdan bakmışlardır. Örneğin onlara göre, öğrenme yalnızca pekiştirece bağlı değildir. Davranış öğrenilir ancak  hemen gösterilemeyebilir ya da gelecek tepkileri dikkate almakta eksik yönleri vardır (Yeşilyaprak, 2012).  Diğer kuramlara nazaran sosyal öğrenme kuramının anahtar kelimesi “dolaylı öğrenme” dir. Kişi başkasından öğrendiği için öğrenmelerin dolaylı olduğu varsayılmıştır (Senemoğlu, 2018).  Model alma  birey, karşısına bir  davranışta bulunan insanı karakter, yaş, cinsiyet ve  birçok faktörün etkisiyle tanımaktadır. Bu faktörlerin yakınlık derecesine göre karşısındaki kişiyi model alma davranışı artabilir. Yani bir bakıma olmak istediği kişiyi ya da kendine yakın hissettiği kişiyi gözlemler ve onun yaptığı davranışları yapar. Bu durum Sosyal Öğrenme Kuramında “Model Alma” ile açıklanır. Bu yüzden davranışı şekillendirmede model alma önemli bir kavram niteliği taşımaktadır (Yeşilyaprak, 2012).  Bandura’nın sosyal öğrenme kuramının eğitimde pek çok yerde uygulanabilir ilkesi bulunmaktadır. Özellikle okul öncesi ve ilkokul döneminde çocukların gözünde saygın bir yere sahip öğretmen ve anne babaların kendilerinin iyi birer rol model olması pek çok istendik davranışın doğrudan kazandırılmasını sağlayacaktır. Ayrıca öğretmenler çocuklara yaratıcılığı, etkili öğrenme ve çalışma stratejilerini, problem çözme becerilerini öğretmede kendileri model olmalıdırlar. Öğrencilerin kendi davranışlarını gözlemlemeleri için fırsat yaratmalıdırlar (Senemoğlu, 2018). Diğer taraftan özel gereksinimli öğrencinin sınıfa kabulü, uyumu ve öğrenmesine yardım konusundan öncelikle tüm öğrencilere kendisi rol model olmalıdır. Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı bu noktada da kaynaştırma sınıflarında işe yarayacaktır.

Bunlarla birlikte Piaget ve Erikson’un gelişim evrelerin bilinmesi ve sınıf içinde bu evrelere uygun yaklaşımlar geliştirilmesi öğrencilerin hem ahlak hem de psiko sosyal gelişiminde olumlu katkılar sağlayacaktır.

Sonuç olarak öğrenme, kişinin çevresi ile etkileşimi sonucu oluşan düşünce, duyuş ve davranış değişikliğidir. Bu değişikliğin nasıl oluştuğu konusu üzerine pek çok kuram geliştirildiği gibi günümüzde de araştırmalar devam etmektedir. Öğrenme kuram ve uygulamalarının genel eğitim ortamlarında bilinmesi ve ona uygun düzenlemelerin yapılmasıyla öğretim etkinliklerinin kalitesinin arttıracağı düşünülmektedir.

 

Kaynakça

Aydın, H. (2000). “Öğrenme ve Öğretme Kuramlarının Eğitim İletişimine Katkısı”. Kurgu Dergisi. (17,183-197)

Bacanlı, H. (2002). Eğitim Psikolojisi (2.Baskı). Alkım Yayınları. İstanbul.

Başaran, İ.E.(1996).  Eğitim Psikolojisi (5.Basım). Ankara: Gül Yayınları

Fidan, N. (1996). Okulda Öğrenme ve Öğretme. Ankara: Aklım Yayıncılık

Özerbaş, M.A. (2007). “Yapılandırmacı Öğrenme Ortamlarının Öğrencilerin Akademik Başarılarına ve Kalıcılığa Etkisi”. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi. (4, 609-635).

Senemoğlu, N. (2018). Gelişim Öğrenme ve Öğretim (26..Baskı). Anı Yayıncılık. Ankara.

Yeşilyaprak, B., (2012). Eğitim Psikolojisi (Gelişim – Öğrenme – Öğretim). Ankara: Pegem Yayınları.

Facebook Yorumları
Nermin Elmas
Nermin Elmas hakkında 28 makale
Eskişehir doğumlu..Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu ve hala öğrenci...Eskişehir Ülkü İlkokulunda Rehber Öğretmen Olarak Çalışıyor..

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.