1. Anasayfa
  2. Değerlendirmeler

Öğretmenler Neden Koçluk Becerileri Kazanmalıdır?

Öğretmenler Neden Koçluk Becerileri Kazanmalıdır?
0

Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından koçluk 2013 yılından beri bir meslek olarak kabul edilmekte; koçlar ise müşterilerin kişisel ve profesyonel potansiyelini gerçekleştirmeye yönelik farkındalık, gelişim ve çözüm seçeneklerini arttırıcı ve bu yönde destekleyici çalışmaları yürüten kişiler olarak tanımlanmaktadır.

Bu yazıda ise genel anlamda koçluğu tanıtarak sıklıkla karıştırılan ve karşı karşı karşıya getirilen PDR alanı ile ilişkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Ayrıca koçluk becerilerinin öğretmenlere kazandıracağı faydalar üzerinde de durularak koçluğa ilişkin bir farkındalık oluşturulması hedeflenmektedir.

Yazıya resmi bir kayıtla başlamamın sebebi koçluğun henüz bazı çevreler tarafından meslek olarak kabul edilmemesi, PDR’nin bir dalı şeklinde nitelendirilmesi ve hatta varlığının dahi sorgulanmasıdır. Özellikle sosyal medyada bu tür asılsız yorumları yapan, mesnetsiz iddiaları ortaya atan kişilere sıklıkla rastlanmaktadır. Oysa durum açık ve net ortadadır: Koçluk dünya çapında olduğu gibi, MYK tarafından Türkiye’de de kabul edilmiş resmi bir meslektir ve MYK standartlarında da belirtildiği üzere serbest meslek kategorisinde değerlendirilmektedir.

Bu durumu açıklığa kavuşturduktan sonra gelelim yazının esas konularına. Öncelikle koçluğun tanımı ile başlamak ve sonrasında koçluğa dair detaya girmek yerinde olacaktır. Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) tarafından koçluk; müşteri ile ortaklık gerçekleştirerek düşünceleri harekete geçiren yaratıcı bir süreç şeklinde tanımlanmıştır. Diğer bir deyişle koç doğru ve yerinde sorularla potansiyelinizi uyandırabilen ve sizi daha önce sahip olmadığınız bir farkındalık durumuna geçiren kişidir.

Bunu yaparken de koçun bazı varsayımları vardır: Öncelikle koç, danışanını düzeltilmesi gereken bir birey olarak görmez. Ona hasta muamelesi yapmaz. En önemlisi koç danışanıyla arasında eşitliğe dayalı bir ilişki gözetir. Bu açıklamaları şöyle örneklendirelim: Mesela siz bir öğrencisiniz ve PDR uzmanından destek almak istiyorsunuz. PDR uzmanının zihninde kendisine danışan kişi olarak siz, sorunu olan bir kişisinizdir. Yani PDR uzmanı kendisini problem çözücü bir taraf olarak yaklaşım sergiler. Bu da beraberinde uzman olarak onun sizin üzerinizde otorite olduğu gerçeğini getirir. Oysa koçlukta böyle varsayımlar yoktur. Koç sizin üstünüzde otorite olmadığı gibi danıştığınız konu hakkında da uzman olmak zorunda değildir.

Burada tabi bir parantez açalım: PDR gereksizdir, koçluk PDR’nin kusurlarını düzeltir olayı değil bu. Sadece iki meslek dalının danışanlarına olan yaklaşımı ve yöntemleri birbirinden farklıdır. Yerine göre koçun yetersiz kaldığı noktada PDR uzmanı bu eksiği kapatabilir de. Zaten böyle bir durumu sezinleyen koç, danışanı ile koçluk ilişkisini sonlandırıp onu bir PDR uzmanına yönlendirir. Tabi tersi durumlar da gayet mümkündür.

Koçluk; bireylerin şimdi nerede oldukları ve gelecekte olmak istedikleri yere ulaşmak için neler yapmak istedikleri üzerine yoğunlaşır. Bu anlamda koçluk bir yolculuktur ve bu yolculukta koç ile danışan birlikte yol alırlar. Bu cümleden de anlaşılacağı üzere koçluk, öğretmenler için adeta biçilmiş kaftan diyebileceğimiz bir meslektir. Çünkü öğretmenlikte de bir eğitim yolculuğundan bahsetmek mümkündür. Ancak öğretmen bilgi ve deneyimiyle yine bir uzman olarak öğrenci karşısında otorite rolü sergileyebilir. Öğretmen, adı üstünde, öğretmeye ve örnek olmaya çalışır. Koçların ise bir şey öğretmek veya örnek olma gibi bir gayretleri yoktur.

Koçların bir şey öğretmediğini, otorite ve uzman olmadığını, size karşı üstünlük gibi bir rol benimsemediklerini söyledik. Ayrıca koçların karşısındaki kişiyi hasta ve sorunlu bireyler olarak görmediklerini de belirttik. Doğal olarak koçların birini tedavi etme, ilaç yazma, akıl verme, yargılama, kendi istediği yöne çekme, manipüle etme gibi özellikleri de yoktur.

Bu kadar yoku anlattıktan sonra haklı olarak “Koç kimdir, ne iş yapar?” gibi soruları sıkça duyuyorum. Bazen bana özelden yazarak da soranlar oluyor. Soranlara da hak vermiyor değilim. Neticede hayatımız boyunca hep bir otorite altında kalıyoruz. Evde anne babamız, okulda öğretmenimiz, iş yerinde patronumuz veya müdürümüz… İnsanlar otorite dili ve otorite ilişkisinden başka bir şey tanımadan büyüyüp yetişkin oluyorlar. Haliyle de koçlukta ifade edilen “eşit ilişki”, “her bireyin mükemmel potansiyelle var olması”, “empatik diyalog”, “etkin dinleme ve güçlü soru sorma” gibi koçluk yetkinlikleri ve varsayımları kulağa ilk başta garip geliyor.

İşte sırf bu nedenlerle olsun tüm öğretmenlerin koçluk yapmasalar bile koçluk becerilerini kazanmasını arzu ediyorum. Zira her ne kadar kendimizi yeni nesil öğretmen olarak adlandırsak da mesleki bir nitelik olarak öğrencimizi kendimizle eşit göremiyoruz. Onlara bir şey öğretme gayretimiz de işte bundan kaynaklanıyor. Yani bilgimizi verme, ondan başkalarının da yararlanması gerektiği gibi bir arzu taşıyoruz. Yine öğretmen olarak yanlış davranışları düzeltme eğilimine sahibiz. Sokakta kavga eden iki çocuğu gördüğümüzde ilk yaptığımız onları ayırmak ve nasihat çekmek değil midir? Ayrıca öğretmen bir yargı otoritesidir. Sınav yapar, not verir, notun sonucuna göre değerlendirme yapar. Bunlar da yine koçlukta olmayan uygulamalardır. Korkmayın hiçbir koç sizi sınava çekmez.

Peki, koçluk becerileri öğretmenlere nasıl katkı sağlar? Öncelikle; koçluk becerilerini geliştiren öğretmen herkesi kendisiyle eşit ilişki içinde görür. Bu da şu anlama geliyor: Kimse iyi/kötü değildir. Herkes eşittir ve herkesin geçmişinde belirli yaşantılar vardır. Bu yaşantılar insanı iyi veya kötü davranışları seçmeye yönlendirir. İnsan her zaman diğer davranışı seçme potansiyeline sahiptir ve her davranışın altında muhakkak bunun nedenleri vardır. İşte bu temel koçluk bakış açısını kavrayan yani objektifini değiştiren öğretmen bir kere öğrencileri başta olmak üzere tüm insanlara karşı bakışını değiştirir. Kimseyi yargılamaz ve görünen davranışlar yerine onları yaratan etkenler üzerine yoğunlaşır. Bunu yapabilmesi için de güçlü sorular ve etkin dinleme stratejileri ile NLP ve farklı psikolojik tekniklerden yararlanabilir. Böylece kişiye bir ayna tutarak ona potansiyelini gösterebilir.

Gerçek bir kişisel dönüşüm uzun ve sancılı olabilen bir süreçtir. Koçluk en başta varsayım olarak eşit ilişkiyi ortaya koyduğu için koç ile danışan arasında bir güven ortamı yaratır. Yaptığım koçluk seanslarında danışanlarıma bazen kendilerinin bile unuttukları deneyimlerini hatırlatma şansım oldu. Bizim koçlukta Aha! anı dediğimiz bu anlarda kişi yeni bir farkındalık durumuna geçerek kendi potansiyeli ile kendi yolculuğuna yeni bir yön veriyor. Bu anlamda koçluk becerilerini kazanmanın öğretmenlerin iletişim ve motivasyon olmak üzere pek çok alanda işlerine yarar beceriler olduğunu düşünüyorum. Koçlukta uzmanlaştıkça hayata bakış açınızın değişeceğinin ve adeta yepyeni bir vizyon kazanacağınızın garantisini verebilirim.

Koçlukla ilgili merak ettiklerinizi bana sorabilir, web sitemden (www.erdemoklay.com) ücretsiz ön görüşme için randevu alabilirsiniz. Ondan sonra birlikte nasıl bir yolculuğa çıkacağımızı konuşuruz.

Sevgilerimle.

Facebook Yorumları

Aktif öğretmenlik yaşamına 2008 yılında MEB’de başlayan Oklay, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde eğitim yönetimi ve deneticiliği alanında yüksek lisansını, “Eğitim Örgütlerinde Toplam Kalite Yönetimi Uygulamaları” üzerine tamamlamış ve 2012 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde aynı alanda doktora eğitimine başlamıştır. Oklay, doktorasını “Muhalif Öğretmen Kimliği ve Deneyimlerini” Eleştirel Pedagoji kavramları üzerinden yorumlama çalışması ile almıştır. ​Bu süreçte akademik ve mesleki çalışmalarına da ağırlık veren Oklay’ın, çeşitli bilimsel dergilerde yayımlanmış makaleleri ve akademik kitap bölümleri bulunmaktadır. Bunlar arasında Springer yayınevi tarafından basılan “Leadership and Organizational Outcomes: Meta-Analysis of Empirical Studies” isimli eserde iki adet İngilizce kitap bölümü de mevcuttur. Katılımcı olarak yer aldığı pek çok bilimsel toplantının yanında Oklay’ın ulusal ve uluslararası çeşitli kongrelerde sunmuş olduğu bildirileri de bulunmaktadır. ​Akademik yaşamından elde ettiği deneyimleri okuldaki pratik eğitim deneyimlerine transfer etme noktasında Oklay, çeşitli TÜBİTAK projelerinde yürütücü ve katılımcı olarak bulunmuş, 2023 vizyonu kapsamında düzenlenen il çalıştayına temsilci olarak katılmış ve İsviçre’nin Cenevre şehrinde bulunan CERN’de Türk Öğretmen Çalıştayı kapsamında eğitim almıştır. Çalışmaları neticesinde 2015 yılında MEB tarafından “yılın fark yaratan öğretmenlerinden” seçilen Oklay, akademiden kazandığı teorik eğitimi, eğitim sahasının pratikleri ile bütünleştirme yolunda çalışmalarına devam etmektedir. Kendisini bir “fikir işçisi” olarak tanımlayan Oklay, hizmetiçi ve online eğitim faaliyetlerine de ilgi göstermiş; bu kapsamda ÖRAV tarafından düzenlenen “Öğrenen Lider Öğretmen Eğitimine” katılmış ve etkili öğretmen sertifikası kazanmıştır. Bununla birlikte; “Çocuklar için Felsefe”, “Group Life Coach Practitioner”, “New NLP İletişim Becerileri”, “Liderlik ve İşletme Yöneticiliği” ile “Yönetim ve Organizasyon” alanlarında da eğitimler almıştır. Oklay halen Harvard Üniversitesi bünyesinde açılmış olan “Introduction of Family Engagement in Education” programına kayıtlıdır. ​Çalışmalarını eğitim sosyolojisi, eğitim politikaları, eleştirel pedagoji, öğretmen eğitimi, örgütsel yönetim ve davranış ile nitel araştırma tasarımları gibi alanlarda yoğunlaştırmış olan Oklay, bilim ve medeniyetler tarihine de ilgi duymaktadır. Çeşitli internet sitelerinde yazdığı onlarca köşe yazısının yanında Oklay, Eğitim Her Yerde sitesinde içerik editörlüğü ile Yeni Nesil Öğretmen Girişiminde eğitim uzmanı ve organizatörlük görevlerini de sürdürmektedir. Eğitim politikaları ve sosyal analizlere dair kişisel bloglarını bu sitede toplayan Oklay, iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yazarın Profili

Yorumunuz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.