Okullardan Sandık Kalkarsa…

31 Mart yerel seçimleri tüm ağırlığıyla gündemi meşgul ededursun, okullarımızda da bir başka seçim tartışması -okul meclisleri- arada konuşuldu ve bitti. Gördüğüm kadarıyla okul meclisleri ve öğrenci temsilcisi seçimleri yerel seçimler kadar ses getirmedi veyahut getiremedi.

Peki okul meclisleri neydi, ne iş yapardı? Eylül 2004 tarihli “Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Yönergesi1” uyarınca oluşturulan okul meclisleri ve seçilen temsilci öğrenciler aracılığıyla önce il meclisi ve il temsilcisinin, daha sonra da il temsilcisi öğrencilerden oluşan Türkiye Öğrenci Meclisi’nin oluşturulması her eğitim öğretim yılı için hükme bağlanmıştır.

Aynı yönergede demokrasi eğitimi ve okul meclislerinin amaç ve ilkeleri “Cumhuriyetimizin demokrasi ile güçlendirilmesi;  öğrencilerimizde yerleşik bir demokrasi kültürünün oluşturulması, hoş görü ve çoğulculuk bilincinin geliştirilmesi, kendi kültürünü özümsemiş, millî ve manevî değerlere bağlı, evrensel değerleri benimseyen nesillerin yetiştirilmesi; öğrencilere seçme, seçilme ve oy kullanma kültürünün kazandırılması; katılımcı olma, iletişim kurabilme, demokratik liderliği benimseyebilme ve  kamuoyu oluşturabilme becerilerinin kazandırılması amaçlanmaktadır.” şeklinde belirtilmiştir.

Nitekim adı geçen yönerge incelendiğinde, genel seçimlerde uygulanan hemen her hükmün, okul meclisleri, il meclisleri ve Türkiye Öğrenci Meclisi’nin oluşum aşamalarında da yer aldığı açıkça görülmektedir. Propaganda sürelerinin ve şeklinin intizamından tutun da, sandık kurullarının oluşum ve çalışma şekilleri ile seçim sonuçlarına itiraza varıncaya dek her ayrıntı bu yönerge ile tespit edilmiştir. Böylece yönerge, okullarda demokrasi kültürünün yerleşmesi adına önemli bir adım olarak görülmektedir. Ne var ki bu “projenin” TBMM ve MEB işbirliği ile yürütülmesi 2004-2013 yılları arasında gerçekleşmiş, 2013’ten bu yana tek yürütücü olan MEB ise 18 Nisan 2019 tarihli resmi yazıyla “projeyi” sonlandırmıştır2.

Bu kararın ne anlama geldiğini yorumlamadan önce demokrasi ve demokrasi kültürü ile ilgili bildiklerimizi hatırlayalım. Demokrasi sözünün etimolojik kökeni “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) kelimelerine dayalıdır.  Kısaca demokrasi,  halkın egemenliği demektir. Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Demokratik yönetim sadece devletlerle sınırlı değil; kurum ve kuruluşların da benimseyebileceği bir yönetim modelidir3. Diğer bir deyişle; bir kurum/kuruluş, yerel veya genel yönetimde o yönetimin altındaki üye veya halkın söz sahibi olması, yönetime katılmada eşit fırsat ve imkana sahip olmasıdır demokrasi. Dolayısıyla böyle bir yönetim anlayışı ancak demokrasiye inanan ve onu özümsemiş bireyler (yönetici ve yönetilenler) tarafından kabul görmesiyle cisimleşebilir. Demokrasi kültürünün gelişmediği yerlerde demokratik yönetimden de söz edilemez; demokrasi ancak kağıt üzerinde süslü cümlelerden ibaret kalır. Bu anlamda demokratik yönetimin vücut bulabilmesi ve gerçek manada işlevsellik kazanabilmesi, demokrasi kültürünün içselleştirildiği ortamlarda olur.

Demokrasi kültürünün içselleştirilmesinde “seçimler” bir vasıtadır ancak tek başına yeterli değildir. Bu kültürleme sürecinde okulun tüm yapı ve fonksiyonlarıyla beraber demokratikleşme adımlarını atması şarttır. Gerçek anlamda demokratik okul fikri ünlü Rus yazar Tolstoy’un 19. yüzyıl sonlarında kurduğu okulu sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu okulda eğitim planlayıcılarının dayattığı standartlaştırılmış bir müfredat yoktur ve mümkün olduğunca her öğrenci için ayrı plan uygulanır. Bireysel farklılık gözetilir ve özgür düşüncenin gelişimine önem verilir. Aynı zamanda öğrenciler yarıştırılmaz ve kendi öğrenme hızları dikkate alınır. Kararlara katılımda da öğrenciler söz sahibidir. Benzer biçimde John Dewey’in tasarladığı demokrasi için eğitim modelinde de otoriter ilişkilerden arınma söz konusudur4.

Okul, bilginin yeniden üretildiği ve böylece özgür düşüncenin filizlendiği kurumlar olmalıdır. Oysa Bertrand Russell’a göre eğitim statükonun elinde bir silahtır ve statüko yapısı gereği “muhafazakardır”, yani var olanı koruma gayretindedir. Bu durum bir nebze anlaşılır olsa da –ki Russell’ın da dediği gibi eğitimde otorite belirli bir dereceye kadar makuldur– otoritelerin gerçekten ihtiyaçları olan şey “saygıdır.5” Pek çok otoritenin eksiği de işte budur. Diğer bir deyişle, otoriteler güçlerini eğitim üzerinde göstermek ve eğitim yoluyla pekiştirmenin gayreti içinde oldukça toplumların ilerlemesi de muhakkak ki yavaş bir seyir gösterecektir. Oysa yaşam hızla akıp gitmektedir ve çağımız çokkültürlülüğün egemen olduğu, bilgi ve iletişim teknolojileri ile insanların birbirine yakınlaştığı bir çağdır. Böyle bir çağın insanı eleştirel ve çok yönlü düşünme becerilerine de sahiptir. Kuşkusuz böyle bir insan profili ancak demokrasi kültürünün yani çoğulculuğun, adaletin ve fırsat eşitliklerinin mevcut olduğu bir coğrafyada yetişir ve gelişir. Bu manada demokrasi sadece bir yönetim biçiminin adı olarak değil; modern çağa uygun bir yaşam biçiminin, evrensel bir kültürün de yeşerme zeminidir.

Özetlemek gerekirse; seçimlerin amacına uygunluk taşıması için öncelikle demokratik kültürü okullarda yerleştirmek gereklidir. Bunun yolu da sadece seçim “yönergesi” yayınlayarak veya demokratikleşmeyi bir çeşit “proje” adı altında sunarak olmamalıdır. Okullardan sandıkları kaldırmak tarafımızca yanlış bir hamle olarak görülmekte, demokrasi kültürünün önce okul sonra da toplum nezdinde yerleştirilmesi isteniyorsa, başta MEB ve ilgili bakanlıklar olmak üzere en yüksek merciilerin de desteğiyle demokratik okullara geçiş aşama aşama gerçekleştirilmelidir. Bu aşamaların belki de ilk adımı olarak demokratik sınıfların hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Elimizde kesin bir veri olmamakla birlikte, öğretmenlerimizin sınıfta demokratik tutum ve davranışlarında hala büyük eksiklerin olduğu bazı somut vakalarda görülmektedir. Dolayısıyla demokrasi kültürü öncelikle öğretmen yetiştiren kurumlar olan eğitim fakültelerinde yaşatılmalıdır. Demokrasiyi özümseyen genç öğretmenler ileride girecekleri sınıflarda da demokrasi bilincini yerleştirecektir. Bu durum, kuşkusuz akşamdan sabaha bir süreç değildir ve kısa-orta-uzun vadeli planlamalarının ciddi biçimde yapılmasını ve tüm devlet aygıtları arasında sıkı bir işbirliği ve tutarlılığı gerektirmektedir. Ancak kısa vadede okul meclisi seçimlerinin yenilenmesine yönelik çalışma başlatılmalı ve mutlaka bu meclislere “işlerlik” kazandırılmalıdır. Demokrasinin aşama aşama gelişen bir süreç olduğu, bu süreçte sabır ve kararlılık gerektiği akıllardan çıkarılmamalıdır.

 

Kaynaklar:

  1. Milli Eğitim Bakanlığı Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Yönergesi. Web: http://mevzuat.meb.gov.tr/dosyalar/286.pdf
  2. https://www.ogretmenlericin.com/meb/meb-mevzuat/demokrasi-egitimi-ve-okul-meclisleri-proje-yonergesi-yururlukten-kaldirildi-35371.html
  3. https://www.turkedebiyati.org/demokrasi-nedir/
  4. Ahmet Cevizci. (2010). Eğitim Sözlüğü. İstanbul: Say yayınları.
  5. Bertrand Russell. (2015). Toplumsal Yeniden İnşanın İlkeleri. İstanbul: bgst yayınları.
Facebook Yorumları
Erdem Oklay
Erdem Oklay hakkında 18 makale
Lisans eğitimini Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Bilgisi öğretmenliği bölümünde tamamlayan Erdem Oklay, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi bilim dalı yüksek lisans programı mezunudur. Halen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde doktora eğitimini sürdürmektedir. ​Akademik çalışma alanları arasında eğitim sosyolojisi, kapsayıcı eğitim, eleştirel pedagoji, eğitim tarihi, eğitim politikaları ve liderlik kavramı ile nitel araştırma metodolojisi bulunan Oklay, ayrıca felsefe ve uygarlık tarihi, fütürizm, mitoloji ve antropolojiye de ilgi duymaktadır. 2008 yılından beri MEB'de fen bilgisi öğretmeni olarak görev yapan Oklay'ın editörlü kitaplarda bölüm ve makale yazarlığının yanı sıra, bilimsel toplantılarda sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. ​Oklay, çeşitli internet sitelerinde başta eğitim olmak üzere, bilim ve gündelik yaşama dair yazılar yazmakta; ayrıca içerik editörü olarak görev yapmaktadır. Çalışmaları neticesinde 2015 yılında MEB tarafından "yılın fark yaratan öğretmenlerinden" seçilerek Ankara'da düzenlenen Öğretmenler Günü etkinliklerine il temsilcisi olarak davet edilmiş; 2017 yılında ise İsviçre'nin Cenevre kentindeki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi'nde [CERN] düzenlenen 7. Türk Öğretmenler Çalıştayı'na katılmıştır. Evli ve bir çocuk babası olan Oklay, akademik ve mesleki gelişimi yolunda çıraklığa devam etmektedir.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.