Otizm ve Disleksi ile İlgili Ne Biliyoruz?

Herkese Merhaba,
“Otistik çocuk değil, otizmli çocuk!
Disleksi çocuk değil, disletik çocuk!”
Terimleri doğru kullanmadığımız gibi anlamlarıyla da ilgili pek fazla bir bilgiye sahip olduğumuz söylenemez. Ama yine de her şeyi çok bilen tavırlarımızla maalesef yanılgı içine düşüyoruz…

Otizmli ve disletik çocuklarla çalıştığımdan dolayı mıdır bu kadar hassas olmam bilemiyorum. Ama bütün çocuklarımıza ve farklı olan diğerlerine karşı duyarlı olduğum bir gerçektir.

Son zamanlarda farkındalık yaratan dizi, reklam ve film senaryolarına şahit oluyorum. Bu konulara karşı duyarlı insanların varlığı ve bunların çoğaldığını görmek beni çok mutlu ediyor. Çoğaldı demek belki doğru değil. Sadece sürekli dilde olan ve de sosyal medyada bu konulara fazla yer verilmezken bu farkındalığa değinmeye başladık diyebiliriz. Artık izlenme endişesinden çok “Nasıl faydalı olabiliriz?” konusunun üzerine odaklanmış durumdayız. Zaten olması gereken de bu. Ve bu durumda beni çok mutlu ediyor. En son izlediğim bir dizide otizmin ne olduğu ile ilgili açıklama, otizimli çocuklarımızın nasıl olduğuna dair bilgi ve nasıl davranılması gerektiğine kapsamlı yer verilmiş. Bütün bölümlere baktım, gerçekten bu dizide araştırarak senaryoya dökülmüş. Terimleri bile kullanırken dikkat etmişler. “Otizmli Çocuk” denmiş, görünce gözlerim yaşardı. Baya araştırılmış ve güzel bir iş ortaya koymuşlar gerçekten. Tebrik ederim….

Gel gelelim asıl konuya; Eğitimde dikkat etmediğimiz farklı öğrencilere karşı tutumlarımız ve ne yapılması gerektiğine karşı bilgi eksikliğimiz. “Bilmek zorunda mıyız? Herkes kendi branşına yönelsin, kendi alanıyla ilgilensin, ben dersimi anlatıp çıkarım. Yaklaşımı mıdır seçtiğimiz?…”

Öğretmenlerin hala otistik çocuk, disleksi çocuk dediği. Disleksinin ters harf yazılışından ibaret olduğunu düşünen, okumayan, araştırmayan, sadece müfredatı uygulayıp geçen bir öğretmen grubunun da olduğunu üzülerek söylemek istiyorum.
   
İçimizde “Elbette bu benim işim değil.” diyenler vardır. Şahsen ben bu düşünceye tamamiyle karşıyım. Bir çocuğa dokunuyorsak ya da dokunmaya çalışıyorsak da bu tam anlamda donanımımızı artırarak olmalı. Öğrencilerden bilgiyi tam öğrenmelerini istiyorsak, her daim öğrenme süreci içerisinde olduklarını söylüyorsak, bu öğrenme süreci ölene kadar bizim içinde geçerli olmalıdır. Sınıf içerisinde farklı mutlaka bir ya da iki öğrenci olacaktır. Akademik kitaplar haricinde yazılmış bir sürü kitap var. Disleksi, otizm, hiperaktif vb… farklı birçok konu ile alakalı kitaplar… Öğretmenlerin yapması gereken şey boş vakitlerinde bu kitapları okuyup, sınıflarında iyi gözlem yaparak ve iş birliği içinde gördüğü farklılığa nasıl yardımcı olabilirim diye düşünüp ipin ucundan tutmaya çalışmalarıdır.

Disleksi; bu çocuklar anaokulu çağında iken  öğretmenleri tarafından iyi gözlemlenirse ve herhangi bir farklılık görüldüğü anda üzerinde çalışılırsa ilkokul sürecinde bir zorluk yaşamayacaklardır. Fakat eksik gözlemler sonucunda ömür boyu ilaç kullanmaya ve zorluklarla dolu bir öğrenme sürecine girebilirler. Yine biz öğretmenlere düşen görev en ufak ayrıntıyı bile not almalı ve ailelere bilgilendirmeyi yapmalıyız.

Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarla ilgili yorumlara bakıldığında, öğretmenlerimizin bir çoğunun ne kadar yüzeysel baktığını ve bu konu hakkında bilmeden yorumlar yaptığını görebiliyoruz. Mesela bu yorumlardan bir kaç tanesine örnek vermem gerekirse;

“Harfleri ve rakamları  ters yazıyor, matematikte öğrenme güçlüğü çekiyor, yazamıyor, okuyamıyor. Sanırım bu çocuk disleksi vs…” bu terimlerin anlamlarına bakarsak eğer yaptığımız hataları göreceğiz.

Neden mi terimleri kullanmak bu kadar önemli?

Bunu bir de şöyle düşünün bunu veliler ile paylaşıyorsanız eğer, velilerin gözünde kendi çocuklarına verdiğiniz değerden dolayı bu daha da etkileyici olur, çocuklarını emanet ettikleri öğretmene karşı güvenleri artar ve böylece sağlıklı bir iletişim sağlamış olursunuz.

Terimlerin anlamları ise;

Disleksi – okuma bozukluğu,

diskalkuli – matematik öğrenme bozukluğu, disgrafi ise – yazma güçlüğüdür.

Terimleri ne kadar doğru söyler, anlamlarına özen gösterir, araştırır, uygulamaya geçirirsek, yaptığımız işe verdiğimiz önem ve aldığımız dönüşte bizim için tatmin edici olur.

Çocuklara ailelerinden sonra en yakından dokunan kişiler olan biz öğretmenler, öğrenmemizin ömür boyu sürdüğü gibi, öğrencilerimizin doğru kullanmadığı, bilinçsizce ortaya attığı bir cümlenin ne anlama geldiğini onlardan açıklama yapmalarını beklerken, bizler de kullandığımız terimlere ve anlamlarına bakarak öğrenme bozukluğu yaşayan çocuklarımız için neler yapabiliriz diye düşünüp bir sonraki güne hazırlıklı olmalıyız.

Kendi öğrenmemizi zevkle yaptığımız takdirde kalıcı olduğunu bilmeyen yoktur. Yaptığımız yük gelmeden, bir ruha nasıl faydalı olacağımızı düşünerek adım attığımız sürece sonuç başarılı olacaktır.

“Öğrenme akıntıya karşı yüzme gibidir, ilerlemediğiniz takdirde gerilersiniz.”   

Confucius
Facebook Yorumları
Nesrin Salihoğlu
Nesrin Salihoğlu hakkında 12 makale
Nesrin Salihoğlu 01/08/1981 tarihinde Trabzon da doğmuştur. İlk, orta ve lise öğrenimini Trabzon da tamamlamıştır. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Müzik öğretmenliği bölümünü bitirmiştir. Bitirir bitirmez 2007 senesinde İstanbul'a öğretmenlik için başvuruda bulunmuştur. Hayat öyle sürprizlerle dolu ki mezun olduğu bölümü değil çalışkanlığını gören İlçe Milli Eğitim Müdürü ona sınıf öğretmenliği yapmasını söylemiş ve on bir yıldır sınıf öğretmenliği yapmaktadır. Otizmli ve disletik çocuklarla çalışmış, kendini her çocuğa dokunabilmek için elinden gelen her şeyin en iyisini yapmaya adamıştır. Bütün öğretmenler gibi... Dersleri eğlenerek öğretmek onun için en önemli şeylerden biridir. Çocuklarını sabahın sekizinde dans ile karşılar, sabah sohbetiyle derse hazırlar, akşam motivasyonuyla eve uğurlar. En sevdiği cümle "Mutlu Çocuk" Hiç düşünce!!!

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.