Seni Artist Yapacağız!

Eskiden izlediğimiz filmlerde fakir ama güzel bir kızı kandırmak isteyen kötü niyetli kişiler “seni artist yapacağız” diye kötü emellerine alet ederlerken, ekran başındaki milyonlarca izleyici kahırlanır ve üzülürdü…

Şimdi de öyle mi? Gerçekten kahırlanıp üzülüyor muyuz? Az önce tacize uğrayan kız, dizinin sonunda kamera arkası görüntülerde şakalaşıp gülerken çocuklar neler hissediyor acaba? O kötü adamları bir kaşık suda boğmak için neler yapmazdık? Rahmetli Erol Taş, Yıldırım Gencer, Bilal İnci, Mardinli ve daha niceleri… Hepsi de kötü adamlardı tabii ki filmlerde! Onların da zaman zaman hayatlarında bu kötü rollerinden dolayı eleştiri, hakaret ve kötü muameleye uğradıklarını duyardık… En babayiğit ise Kadir Savun idi, müşfik baba, amca rolünde hep iyi olması gereken bir de zengin, milyoner rolünde olan Hulusi Kentmen bir de Bizans Kralı Zalim Antuan rolündeki Bilal İnce ile bir röportajında “öleyim, ondan sonra yaz Ermeni olduğumu diyen” Sami Hazinses…

Fakirler güzel, iyi ve dürüst olurken zenginler şımarık, kötü ve çirkin olurdu. Bazı kötü rollere ise bu kötülüğe maske olacak güzel bir yüz de verilebilirdi. Bazen az da olsa zengin ama kötü değil iyilik sever birileri de olurdu. Neticede kötü yola düşen gençler sonunda pişman olurlar ama iş işten geçerdi. Bu bizde bir farkındalık da oluşturdu… Eskiden Artist olmak isteyen kızlar ya şimdi ne olmak istiyorlar dersiniz? Bilinen en yaygın hedefleri manken olmaktır. Genç kızları bekleyen güncel tehlikelerden biri de “manken olmak”, “ünlü olmak” “zengin olmak” ve “milyonların gönlünde taht kurmaktır!” Tabii ki bu sonuncusunda biraz kinaye var, ne yapacaksın milyonların gönlünü, sen annenin, babanın bir de yaşın geldiğinde evlendiğin kişinin gönlünde taht kur yeter de artar bile!

Ama gençler yetinmeyi bilmezler. Sadece gençler mi? Değil tabii hepimizin fıtratında hep daha fazlasını istemek vardır. Fakat bu istek meşru çizgiler ve sınırlar içerisinde olmalıdır. Örneğin, helal 2 liranın haram 3 liradan çok olduğunu öğrenirsek kendimizi de günahlardan ve istismarlardan korumuş oluruz. Daha fazlasını istemek doğal ve anlaşılır olmakla birlikte bazen türlü tuzaklara, istismarlara da neden olabilecek kadar zafiyet içerisinde olmamak gerekir. Siz siz olun asla sizi artist yapmak isteyen ama artist olmayan birilerine güvenmeyin. Zaten adam olabilse kendisi olurdu değil mi? Kendisi için size neden fedakârlık yapsın? Şimdi de genç kızlarımız, seni manken yapacağız, ünlü olacaksın gibi boş laflara kanıp da kendini heder etmekten kendini korumalıdır.

Filmler hayattan beslenir ama hayat sadece filmlerden ibaret değildir. Her zaman da tam son anda sizi kurtaracak yiğit bir deli kadir ya da kara murat çıkmaz karşınıza? Onlara güvenip de bilmediğiniz adamların sizi kandırmasına sizden yararlanmasına fırsat vermeyiniz. Gençlerin en büyük zafiyeti de bir an önce büyüyüp, adam olmak, kendi kararlarını kendilerinin vermek isteğidir. Genç kızların zafiyeti ise ilgi görmek, sevilmek ve güzelliğinin ifade edilmesidir. Kimse durup dururken size bir iyilik yapmaz. Ya bir yakınınız ve size değer veren birisidir ya da bir arkadaşınızdır. Bu nedenle tanımadığınız hatta tanısanız bile birlikte zaman geçirmeniz için uygun olmayan ortamlardan uzak durulması gerekir.

Yazının girişinde Yeşilçam’dan bahsedince hala eski zamanların içinde kalmış gibi hissediyorum kendimi. Orasını biraz hızlı mı geçtik nedir? Çocukluğumuzun Yeşilçam’ı bir başkaydı. Filmin sonunda iyiler kazanmış ise bütün sıkıntılar unutulur ve mutlu olunurdu. Ya filmin sonu kötü bitmesin diye yapılan bunca içten ve sesli duaya rağmen kötü bitmişse? Ya sevenler kavuşamamışsa… Hep içimizde uhde kalmış gibi, yarım kalmış bir iş gibi onun üzüntüsünü hissederdik. Buradan senaristlere sesleniyorum: Ne olur filmler ve diziler iyi bitsin. Taciz, şiddet ve istismar konularında daha pedagojik diziler, filmler olsun. Terör ve milletimizin birlik beraberliğine dair daha çok belgesel film çekilsin. Tarihimiz daha çok ekrana gelsin. Senaristlerin çoğunluğu bekarsa evlendirilsin! Çoluk çocuğa karışıp ebeveyn olmanın hassasiyetlerini daha derinden hissedip daha güzel ürünler ortaya çıkarsınlar. Ünlüler de evlenip çoluk çocuğa karışsınlar, hatta evli olan ünlülere daha çok destek olalım ki onlar daha çok yer alsın ekranlarda…

Bu isteklerimiz kulağa hoş geliyor da bazen bakıyoruz takdir edip övdüğümüz düzgün bir aile hayatı olan bir ünlüye sonradan oyunbozanlık edip aile hayatı bozulmuş olmasın… Ne biliyim, çok şey mi istiyoruz? Bütün bunları konuşup, tartışacak zamanımız mı yok, yoksa doğru bir iletişim mi kuramıyoruz? Selam ve dua ile.

Facebook Yorumları
Kerim CANDAN
Kerim CANDAN hakkında 44 makale
İlk, orta ve üniversite öğrenimini Konya’da tamamladı. 2002 yılında Selçuk Üniversitesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünden mezun oldu. Sırasıyla Beyşehir Bahçelievler Kasapoğlu İlköğretim Okulu ve Bozkır Lisesinde Psikolojik danışman ve Rehberlik Öğretmeni olarak görev yaptı. Vatani görevini 2005 yılında Siirt 3 üncü Komando Tugayı Rehberlik Danışma Merkezinde Sağlık Teğmen olarak tamamladı. Halen, Meram Rehberlik Araştırma Merkezinde Özel Eğitim Bölümünde görev yapmaktadır. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalında yüksek lisans tez çalışmasını tamamlamıştır. Çocuk gelişim ve zeka testleri uygulayıcı eğitimi, aile eğitimi gibi seminer ve kurslara katılmıştır. Konya İl Emniyet Müdürlüğünün “Toplum ve Güvenlik Güçlerinin iletişimi” temalı AB projesinde görev almış ve çeşitli Avrupa Ülkelerine proje ve çalışma ziyaretlerinde bulunmuştur. Evli ve 4 çocuk babası olan Candan, ilk olarak Bozkır Postası gazetesinde yazarlığa başlamış olup, sonrasında da, Konya Hâkimiyet Gazetesinde, aile, toplum, eğitim ve çocuk psikolojisi üzerine pazartesi günleri köşe yazıları yazmaktadır. “Ebeveyn Notları” ve "Kendime Rağmen Ben" adlı yayınlanmış kitapları bulunmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.