Sihirli Bir Hafta İçin, Güne Sohbet ile Başla

Herkese Merhaba,

“İyileştirme Oyunu”

“Sihirli bir gün için, güne sohbetle başla.”

Eğitimde zaman yetersizliğinden yakınır dururuz. “Konuları zor yetiştiriyoruz. Sabah sohbeti de neyin nesiymiş. Başka işimiz yok, bi sohbetimiz eksik kalmıştı.” diyoruz. Diyenler var arkadaşlar. Biliyorum sen demiyorsun, ama diyen var.

Bundan yıllar öncesi 1987 senesinde ilkokul öğretmenim sabah okula geldiğimizde “Nasılsınız, neler yaptınız?” dediğini hatırlarım. Derse başlamadan oyun oynattığını, bahçede kitap okuduğumuzu, ağaçların tepesinde birlikte kahvaltı yaptığımızı anımsıyorum. O zamanlar şimdiki gibi “Çocukları böyle karşılarsak psikolojisine şöyle etki eder. Şöyle ders anlatırsak şu gelişimine faydalı oluruz.” diye var olan bir müfredat olduğunu da sanmıyorum ki yok. Tamamiyle öğretmenimin içinden gelen hislerle yaklaştığını düşünüyorum. Bu kural olsaydı o zaman bütün öğretmenler aynını uygulardı. Öyle değil mi?

O an hissettiğim duygum mutluydu. Çünkü heyecanlı bir yapıya sahip olduğumdan sorulan soruya çekinerek cevap verir, nadir parmak kaldıranlar listesindeydim. Öğretmenimin güncel hayattan sorduğu sorularla bizi güne hazırlaması, bizim tarafımızdan öğretmenimizle sohbet etme imkanını elde etme şansıydı. Muhteşem bir duygu bizim için… Konuştukça rahatlıyor, öğretmen öğrenci arasındaki bağ daha da kuvvetleniyordu. Hayatın içinden soruları cevaplamak en kolay şeydi. Belli bir süre sonra akademik sorulara bile çekinmeden parmak kaldırmaya, yorum yapmama neden olmuştu. Sonucunda doğru olmasa da derse katılım gerçekleştirmemi sağlamıştı. Sabah sohbeti sırasında verilen cevaplardan sonra herkes birbirinin ne yaptığını bilir, daha bir kaynaşır, arkadaşlarının birçoğuyla ortak şeyler yaptığını görür, teneffüste o konuyla ilgili iletişime geçmek için yollar denerdik. Birden arkadaş sayısı artan, iletişim becerisi kuvvetlenen bir topluluk çıkar karşımıza. Aslında farkında olmadan sabah sohbetinin neler yapabileceğini gözden kaçırıyoruz.

Haftanın beş günü var. Dört günü sabah sohbetini sınıf öğretmenin yaptığını düşünürsek her sabah on dakika ya da yirmi dakika eğlenceli aktiviteler hazırlayabilirsiniz. Kendimden örnek verirsem meditasyon, drama çalışmaları, duygu çalışması, olumlama oyunu, iyileştirme oyunu, psikodrama(eşleme) çocukların seviyesinde, sabah sporu, sabah dansı, kimi zaman konuları çocuklarımın belirlediği konu ile giriş yaparak sohbet saatimizde ne yapacağımıza karar verir güne başlardık. Sohbet sonrasında birbirimize güzel enerjiler göndererek sarılır sohbeti bitirirdik. En hareketli öğrencilerim, beni en çok yoran çocuğum sabah sohbetinde verilen bütün yönergelere uyuyordu. Çocuklarımı koridorda seslerini duyduğum anda saat sabahın sekizinde hemen müziğimizi açar dans ederek karşılardım.  İlk zamanlar çekinerek, ben onu görmeyeyim diye sessizce sınıfa giren öğrencim belli bir süre sonra dans ederek sınıfa girmeye başladı. Öğretmenini dans ederken gören öğrenci ilk zaman şaşırıyor, sonrasında öğretmenine hayran oluyor. İlla müzik açın, dans ederek çocuklarınızı karşılayın demiyorum. Herkesten bu performansı beklemek doğru değil fikrimce. Ama her çocuğa nasıl olduğu ve az biraz dünü sorarak bilgi paylaşımı, ev yaşantısını, hoşlandığı-hoşlanmadığı şeylerle ilgili bilgiler edinmek hem biz öğretmenlere onları tanıma adına hem de çocukların ruhuna çok iyi gelecektir.

Müfredat yapılması gereken, yetişmesi gerekenleri bir tarafa atıp saatlerce sohbet edin demiyorum. Ama çocuklarımız geldiğinde bir hoş geldin, dün nasıl geçti demek sadece ve sadece on dakikamızı alıyor. Bu da etkili iletişim, çocukla bağ kurmak ve onunla ilgili yeni bir şey daha öğrenmek için harika bir zaman dilimi oluveriyor. En önemlisi o en arka sırada oturan sessiz, ağzı var dili yok çocuğun size karşı güveni, bağ kurmasına, dilinin çözülmesine vesile oluyorsunuz.

Biz öğretmenler çocuğumuza yeri gelince sesimizi yükselttiğimiz zamanlar da olacaktır. Bir tane çocuğa bile yetişemediği zamanlar oluyor insanın… Öğretmenler yirmi beş, otuz, kırk tane çocuk ve hepsi birbirinden farklı onlara yetişmeye çalışırken yükselen sesler, tartışan dillerin olması çok normal. Bu süreçte biz öğretmenleri kurtaran, çocukların bizi anlamasını sağlayan en önemli faktör sabah onlarla gerçekleştirdiğimiz sohbet ve kurduğumuz bağdır.

Bir gün yine yuvarlak halkamızı oluşturarak oturduk. Dün ile ilgili sohbet ederken çocuklarımdan biri anne ve babasının ayrı olmasının iyi olduğunu söyledi. Bir gün önce annesiyle istediği çikolatayı yediğini, bunu babasının bilmediği için babasına gittiğinde de çikolatayı yediğini açıkladı. Bunu açıklarken “Yaptığım doğru değil biliyorum. Ayrı olmalarının en güzel yanı çok tartışıyorlardı. Şimdi iyi arkadaşlar.” bir taraftan gülsem mi? dediğim sonrasında kullandığı cümle ile hüzünlendiğim anlar… Ardından çocuklarımın birden dili çözüldü. Şu ana kadar ailesiyle ilgili hiç konuşmayan öğrencilerim, en özel durumlarını arkadaşlarının yanında paylaştılar. Bu sohbet sırasında bir mucize oldu ve hayatımda gördüğüm en eğlenceli, sabahın sekizinde sınıfı günaydın sesiyle yerinden oynatan, enerjisiyle herkese iyi gelen öğrencim birden dudağında bir titreme ile “Ben konuşabilir miyim?” dedi o konuşma içinde yanan alevi bize gösterdi. O küçücük yüreğiyle terapiye giden annesinin yanında gitmek istemesi annesine destek olmak içinmiş… Sohbeti yine kahkahalarla ve birbirimize sarılarak bitirdik. Bu kadar özel şeyleri neden konuşturuyorsunuz diyenimiz de vardır belki de. Konuşulan sohbetin, sohbet halısında kalacağını hepsi bildiği için, bu kadar rahat konuşup içlerini boşaltabiliyorlardı. Sadece birinin kapıyı açmasını bekliyorlar. Sonrasında konuşulanlar unutulur. Kimse hiçbir şekilde bu konuları alay konusu etmez. Oluşturulan sınıf enerjisi biz öğretmenlerin elinde. Sonra ben ne mi yaptım? Anne ile ilk karşılaşmamızda “Evde durumlar nasıl?” dedim “Gayet iyi.” cevabını aldım. “Acaba mı?” dedim. Sonra anlatmaya başladı. Çocuğu ile ilgili durumu anlattığımda ağlamaya başladı. “Biz hiç çaktırmadık. Nasıl anlamış. O yüzden benimle gelmek istedi demek…” birlikte onun omuzu benim benim omuzum onun şeklinde ağladık.

İYİLEŞTİRME OYUNU

Sabahları oynamaktan zevk aldığımız bir oyunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Esinlendiğim kaynağı hatırlamıyorum. İsmini unuttuğum için çocuklarım oyunun ismine “İyileştirme Oyunu” koydular. Oyun bütün sınıf yine halka şeklinde bağdaş kurup otururken, halkanın dışında sırtı dönük bir öğrencim sandalyede oturuyor olacak. Oyunun en önemli kuralı olumsuz cümle kullanmamak. Halkanın içinden bir öğrenci söz alır ve halkanın dışında sırtı dönük şekilde sandalyede oturan kişi ile ilgili konuşmaya başlar. Sandalyedeki duyar ama cevap vermez. Öğrenci konuşmaya başlar “Nesrin çok iyi biri, seviyorum. Bazen farkında olmadan yüksek sesle gülüyor ve rahatsız oluyorum. İyi ki burda yok söyleyemezdim.” diyor. Sonra herkes sandalyede sırtı dönük arkadaşı ile ilgili fikrini söyledikten sonra. “Aaa Nesrin gelmiş.” denir. Öğrenci halkanın içine dahil olur ve nasıl olduğu sorulur. Öğrenci duygusunun mutlu olduğunu, kendi ile ilgili kendinin bile farkında olmayarak yaptığı şeyleri öğrendiğini, hoşlanılmayan bu davranışlara bundan sonra dikkat edeceğini afedersiniz diyerek, bazende ağlayarak cümlesini bitirir. Kendilerini başkalarını üzdüklerini farkında olamamanın üzüntüsü ve farkında olup kendini iyileştirmenin düşüncesiyle mutlu olurlardı. Çocuklarımın en sevdiği oyundu bu.

Hayat kısa bir dakika iki çift söz, iki dakika göz teması, üç dakika gülümseme hayatımızdan çokta şey kaybettirmiyor. Varsın konular bir hafta geç bitsin. Her şey çocukların mutlu olması için.

Mutlu öğretmen, mutlu çocuk, mutlu aile, en güzel sohbetin sonucudur…

Facebook Yorumları
Nesrin Salihoğlu
Nesrin Salihoğlu hakkında 12 makale
Nesrin Salihoğlu 01/08/1981 tarihinde Trabzon da doğmuştur. İlk, orta ve lise öğrenimini Trabzon da tamamlamıştır. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Müzik öğretmenliği bölümünü bitirmiştir. Bitirir bitirmez 2007 senesinde İstanbul'a öğretmenlik için başvuruda bulunmuştur. Hayat öyle sürprizlerle dolu ki mezun olduğu bölümü değil çalışkanlığını gören İlçe Milli Eğitim Müdürü ona sınıf öğretmenliği yapmasını söylemiş ve on bir yıldır sınıf öğretmenliği yapmaktadır. Otizmli ve disletik çocuklarla çalışmış, kendini her çocuğa dokunabilmek için elinden gelen her şeyin en iyisini yapmaya adamıştır. Bütün öğretmenler gibi... Dersleri eğlenerek öğretmek onun için en önemli şeylerden biridir. Çocuklarını sabahın sekizinde dans ile karşılar, sabah sohbetiyle derse hazırlar, akşam motivasyonuyla eve uğurlar. En sevdiği cümle "Mutlu Çocuk" Hiç düşünce!!!

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.