Şimdinin Çocukları

Değişen dünyamızda teknoloji ve dijitalleşme ile orantılı olarak neslimiz de büyük bir değişime uğruyor. Bu sebeple geçmişin çocuğu ile şimdinin çocuğu arasında doğal olarak bir hayli fark bulunuyor. Tam da bu kısımda, yakın bir zamanda şahit olduğum bir olay ile sizlere ne anlatmak istediğimi ifade edeyim.

Cıvıl cıvıl çocuk kitaplarının ve oradan oraya ellerinde rengarenk kitaplarla koşuşturan çocukların bulunduğu bir Kitap Fuarındayım. Çocuk kitaplarının cazibesini herkes bilir, ben de bu büyüye kapılarak tek tek dolaşıyorum stantları. Bir masanın önünde buluveriyorum kendimi ve bir ilkokul çocuğunun kitap alışverişini gözlemliyorum. Çocuk tek tek kitapları inceliyor en sonunda Küçük Prens kitabını eline alıyor, bu kitabı almak istediğini, fiyatının ne kadar olduğunu soruyor stant görevlisine. Stant görevlisi kitabın on lira olduğunu söyleyince çocuğun yüzü asılıyor. ‘Ama benim o kadar param yok ki sadece beş liram var’ diyor. Bunun üzerine görevli arka taraflardan bir kitap çıkarıyor. İsmi Küçük Prens. ‘Al bakalım, bu kitap beş lira diğeri ile arasındaki fark kapağının daha sade olması’ diyor. Kitap alışverişi tamamlanıyor fakat çocuğun yüzündeki o son gülümseme masanın üzerine yayılıyor, tüm kitapları selamladıktan sonra evrene dağılıyor ki ben de yüzümde o çocuğun gülümsemesini buluveriyorum. İleri ki masada bir yazar çocuklarla muhabbet halinde. Çocuklar ilgiyle dinliyorlar yazarı. Sonrasında kitaplarını imzalatarak adeta uçarak ayrılıyorlar oradan. Çocukların bir sıra kuyruk oluşturduğu stant dikkatimi çekiyor, o masaya doğru yürüyorum. Burada neler mi var? Rengarenk kitapların yanında özel olarak tasarlanmış, dil çubuklarının üzerilerine yapıştırılmış semboller ama bir ayrıntıyı da geçmeyeyim dil çubuklarının üzerine istediğiniz yazıyı veya ismi de yazdırabiliyorsunuz. Stant görevlisi elindeki lazer ışığıyla itinayla yazıyor isimleri. Hemen ayraç seçip ben de yazdırmak istiyorum ismimi fakat çocuklardan ayraçlara ulaşmak ne mümkün. Bir süre bekliyorum, çocuklar hangisini alacakları konusunda kararsızlık yaşıyorlar. Birbirinden güzel tasarlanmış, tahtadan oyularak el emeği ile yapılmış bir sürü ayraç… Sonra bir çocuk geliyor masaya 9-10 yaşlarında bir oğlan, ‘Pubgnin ayracı var mı?’ diye soruyor. Bir anda beynimden vurulmuşa dönerek çocuğa bakıyorum o ise heyecanla Pubg sembollü ayracı uzatan görevliye. Sonra tekrar ayraçlara dönüyorum. Çiçekler, böcekler, kitap kahramanları, hayal dünyaları, yıldızlar, gezegenler… ve araya sıkışmış birkaç pubg sembolü, tek plastik olan onlar. Çünkü bir yaratıcılığa, el emeğine gereksinimleri yok. Sembol aynen çıkartılıp yapıştırılmış çubuklara. Nasıl olur da bir çocuk bu kadar basit ve yavan bir şeyi bu kadar heyecanla arar şaşıyorum doğrusu. Sonra bir çocuğun kurduğu cümle dikkatimi çekiyor sesin geldiği yöne döndürüyorum başımı. 9-10 yaşlarında bir kız çocuğu. Birbirinden renkli çocuk kitaplarının, macera romanlarının bulunduğu masanın önünde. ‘Aşk romanı var mı?’ diye soruyor masanın arkasında oturan yazara. Yazarda bir an şaşırarak ‘Aşk romanı mı?’ diye yineliyor soruyu ve sonrasında yazmış olduğu kitapları anlatmaya başlıyor çocuklara. Çok geçmeden ayrılıyor çocuklar masanın önünden. O an fark ediyorum ki sıra bana gelmiş. Ayraç seçip yazıları yazdırıyorum ve kafamdaki soru işaretleriyle fuardan ayrılıyorum.

Pubg bir savaş oyunu ve bu gibi oyunlarda yaş sınırı bulunuyor. Bu oyunu 14 yaş ve üstündekiler oynasın diye tasarlamış oyunun yaratıcısı. Ama görüyoruz ki ebeveyn denetimi olmadan kullanılan kontrolsüz teknoloji  çocukları bir şekilde bu oyuna ulaştırıyor. Hem de yaş sınırına uymadan. Bu ve bunun gibi yoğun şiddet içeren savaş oyunları, psikolojik gelişimini tamamlayamamış çocukta büyük izler bırakıyor.  Şiddet içeren ögelerin etkisinde kalan çocuk bir süre sonra bu sanal dünyayı gerçek hayata taşımaya başlıyor ve çeşitli şiddet eğilimlerinde bulunuyor, geçirilen sinir krizleri de cabası… Burada en büyük sorumluluk ebeveynlere düşüyor. Dijitalleşen dünyamızdan çocuklar da payını alıyor fakat bu onların ruh sağlığını bozacak bir biçimde olmamalı. Bu yüzden aileler çocuklarının kullandıkları uygulamaları, oynadıkları oyunları denetlemeli ve çocuğun internette geçireceği süreye bir sınır koymalıdır. Yarının çocuğu hayal eden, düşünen, üreten… çocuklar olmalıdır. Oynadıkları oyunlar yüzünden duygu kontrollerini sağlayamayan ve küçük yaşta sinir nöbetleri geçiren çocuklar değil!

Facebook Yorumları
İrem Yürük
İrem Yürük hakkında 1 makale
ÇOMÜ-Sınıf Öğretmenliği Gönüllü faaliyetlerin yanında, uluslararası etkinliklerde de yer almış araştıran, sorgulayan, yeni nesil öğretmen olmayı amaç edinmiş bir eğitimci...

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.