Sonunu Düşünen Nasıl Kahraman Olur?

Anne babaları kitaplar ve eğitimlerle, öğretmenlerimizi de medyada yere yuvarlayıp onların ağzını burnunu dağıttığımızdan ve örnek kahramanlarımızı tarihe hapsedip, medyada racon kesen kabadayıların ön plana çıktığından beridir çocukların tavan yapan abartılı öz güvenleriyle yüzleşmiş bulunuyoruz.

Önce Kafkasya kahramanı Şeyh Şamil’in Ruslara karşı direnişi sembolize eden sözü  “Sonunu düşünen kahraman olamaz” dizi repliğiyle çocuk ve gençlerimize düşünmeden öfke ve şiddetle hareket etmenin kutsandığı dizi sektörü, ardından sanal ve gerçekliğin karıştığı internet oyunlarının etkisiyle şiddet sarmalına teslim olmuş görünüyoruz. Eskiye kıyasla şiddet mi artıyor yoksa internet ve medyanın yaygın olmadığı zamanlarda da olan olayların bugün bilinirliği arttığı için mi daha çok olduğunu düşünüyoruz emin değilim? Hangisi olursa olsun önümüzde dağ gibi duran şiddet olgusuyla yüzleşmek zorundayız.

Bunların yanında öğretmenlerimize gereken değer verilmiyor, sürekli eğitim ikinci plana atılıyor gibi klişeleşmiş sloganlar da atmak istemiyorum. Evet, öğretmenlerin durumlarında güzel gelişmeler oldu, eskiye kıyasla özlük hakları, maaş ve çalışma şartlarının iyileştiğini inkâr edemeyiz. Eğitimde de güzel gelişmeler oldu, artan derslik sayıları, öğretmen alımları ve fiziki şartlardaki iyileşmeler ve bir zamanlar bilgisayar donatımının hedeflendiği okullarımızda bugün bilgisayar donatımının yaygınlığını eleştiriyor durumdayız. Bütün bunların hepsi yanlış ya da doğru diye bir değerlendirme yapmak faydasız bir çaba olacaktır. Çünkü vereceğiniz her doğru ya da yanlış kararın olumlu olumsuz sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalırsınız. Fakat öğretmenlerin medyada yerden yere savrulduğu, yaz tatillerinin ağızlarda sakız edilip bedavadan para kazanan insanlar olarak lanse edildiği bir toplumda, çocukların gözünde öğretmenin değeri azalacaktır. Elbette yanlış yapan ve öğretmenlik mesleğiyle uyuşmayan öğretmenlik yapan insanlara karşı da ceza ve yaptırım müeyyideleri olmalıdır.

Aileyi kenara alıp çocuk merkezli tercih ve yaşantının popüler hale geldiğinden beri de anne babaları, çocuklarının yanında iki büklüm olarak suçlu ilan edip yargıladık! Neticede çocuklarına karşı suçluluk hisseden, onları mutlu edeceğiz diye her türlü fedakârlığı yaparken, onları frenleme noktasında yetersiz kalan anne babaların çaresizliğine tanık olduk! Eskiden anne babaların, toplumun ve normların frenlediği çocuklar, bugün toplumu, normları ve öğretmenleri de aşmışlardır. Problemlerinin çözümü için anne babasına danışmak, öğretmeniyle konuşmak veya bir tanıdığıyla paylaşmak yerine şiddete dayalı kendi çözümlerini deneyen gençlerin ortak özelliklerini inceleyip araştırmak ve bir risk haritası çıkarmak gerekmektedir.

Şiddetin tek sorumlusu elbette devlet, medya ya da anne babalar ya da uzmanlar değildir. Çünkü girift bir meseleye birilerini suçlu ilan ederek yaklaşırsanız benzer hatalarla tekrar karşılaşırsınız. Maksadımız her zaman “bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olmalıdır.” Bağcı nasıl olsa her zaman bağda olacağı için istediğimiz zaman dövebiliriz! Buradan hemen şiddet çağrısı da yapıyor değilim! Sadece bir ironi yaparak bağcının kendisini değil üzümlerine odaklanmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Üzümü yediğimizde bağcıyı dövmek için bir sebebimiz kalmayacaktır!

Bugün gelinen nokta “sonunu düşünen kahraman olamaz” diyen gençlerin sonlarını düşünmeye ihtiyaçları olduğu gerçeğidir. Olumsuz rol modeller kadar gençlerimizin yalnızlık duyguları da problem çözümlerinde şiddete yönelmelerine neden olmaktadır. Her problemle karşılaştığında alternatif meşru çözüm yollarının açık olduğu, kendisi ve çevresi ile barışık, iletişim kuran, konuşan, tartışan ve çözüm geliştiren bir gençliğe şiddetle ihtiyacımız vardır. Şiddetle ihtiyacımız var derken olayın önemini vurgulamak istiyorum!

Sonunu düşünen nasıl kahraman olur? Sonunu düşünen gençlerin gelecek kariyerleri vardır, hedefleri ve idealleri vardır. Bir eylemde bulunacağı zaman sadece duyguları ile değil, duygularının farkında ve onlara teslim olmayan rasyonel bir tutum izlerler. Nihayetinde de kendisine ve milletine hayırlı bir evlat, anne, baba, ağabey, kardeş, doktor, usta, mühendis veya işçi olurlar.

Facebook Yorumları
Kerim CANDAN
Kerim CANDAN hakkında 46 makale
İlk, orta ve üniversite öğrenimini Konya’da tamamladı. 2002 yılında Selçuk Üniversitesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünden mezun oldu. Sırasıyla Beyşehir Bahçelievler Kasapoğlu İlköğretim Okulu ve Bozkır Lisesinde Psikolojik danışman ve Rehberlik Öğretmeni olarak görev yaptı. Vatani görevini 2005 yılında Siirt 3 üncü Komando Tugayı Rehberlik Danışma Merkezinde Sağlık Teğmen olarak tamamladı. Halen, Meram Rehberlik Araştırma Merkezinde Özel Eğitim Bölümünde görev yapmaktadır. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalında yüksek lisans tez çalışmasını tamamlamıştır. Çocuk gelişim ve zeka testleri uygulayıcı eğitimi, aile eğitimi gibi seminer ve kurslara katılmıştır. Konya İl Emniyet Müdürlüğünün “Toplum ve Güvenlik Güçlerinin iletişimi” temalı AB projesinde görev almış ve çeşitli Avrupa Ülkelerine proje ve çalışma ziyaretlerinde bulunmuştur. Evli ve 4 çocuk babası olan Candan, ilk olarak Bozkır Postası gazetesinde yazarlığa başlamış olup, sonrasında da, Konya Hâkimiyet Gazetesinde, aile, toplum, eğitim ve çocuk psikolojisi üzerine pazartesi günleri köşe yazıları yazmaktadır. “Ebeveyn Notları” ve "Kendime Rağmen Ben" adlı yayınlanmış kitapları bulunmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.