Ya Okuldan Önce Ya Okuldan Sonra: Peki neden “Okulda” olmasın?

“If we teach today’s students as we taught yesterday’s, we rob them of tomorrow.”
John Dewey

John Dewey’nin eğitim anlayışı ve eğitime yaklaşımı hakkında bize fikir verebilecek bir sözünü paylaşarak başlamak isterim. Türkçe çevirisi “Bugünün çocuklarını dünün yöntemleri ile eğitirsek, yarınlarından çalarız.” şeklinde olan bu söz aslında bizleri eğitimciler olarak birçok konuda düşündürüp, sorgulama yapmaya itecek nitelikte.

Öncelikle John Dewey kimdir?

John Dewey 1859-1952 yılları arasında yaşamış fikirleri sosyal reformda ve eğitimde etkili olan Amerikalı bir psikolog, filozof ve eğitim reformcusudur. Dewey’nin eğitim anlayışı ve eğitimin amaçlarına yönelik fikirleri hala güncelliğini ve önemini korumaktadır. Dewey‘e göre eğitimin sürekli ve asıl amacı, öğrencileri hayata hazırlamak değil onları bugün içinde yaşadığımız hayatla bütünleştirmek olmalıdır. Bu kapsamda, okullarda her türlü derse yer verilmelidir. Yaşamda var olan tüm meslekler ve tüm sorunlar, hepsi okullarda yer almalı ve öğrenci okuldaki dersler ve onların uygulamaları ile yaşamı geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmalıdır. Ancak bu şekilde okul hayatın doğrudan doğruya kendisi olabilir.

Dewey’nin okullara yüklediği misyon ve vizyonu düşündüğümüzde aklımıza ülkemizde uygulanan örneği Köy Enstitüleri gelecektir. Bu eğitim anlayışının bizde bir örneği olması tesadüf değil bir iş birliği ve paylaşımın sonucudur. Köy Enstitüleri’nin kurulması ve eğitim sisteminin geliştirilmesi noktasında, Atatürk’ün daveti üzerine John Dewey 1924 yılında Türkiye’ye gelmiştir. Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç asistanlığında yürüttüğü gözlemleri ve fikirleri enstitülerin gelişmesinde büyük öneme sahiptir. İlk ziyaretinden 21 sene sonra, 1945 senesinde John Dewey Hasanoğlan Köy Enstitüsünü incelemek için tekrar Türkiye’ye gelmiş, bu ziyaretinden sonra yazdığı raporla Köy Enstitülerinin ve felsefesinin dünyaya duyurulmasında önemli rol oynamıştır. O raporda Dewey, şu ifadelere yer vermiştir:

“Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur. Tüm Dünyanın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak yeniden yapılandırması isabet olacaktır.”

Dewey yaşayarak ve yaparak öğrenmenin hedeflere ulaşmada yöntem olarak benimsenmesi gerektiğini savunmuş ve eğitim modeli olarak bunu ortaya koymuştur. Tarihimizde bu anlayışı benimseyip uyguladığımız bir dönem olsa da günümüzde bu modeli takip ettiğimiz söylenemez. Demokratik sınıflar, deneysel öğrenme, araştırma özgürlüğü, bilim üretme amaçları ve ilkeleri öğretim programımızda gömülü hedefler arasında yer almaktadır. Ancak şu da bir gerçektir ki kazanım ve alt kazanım bakımından çok kapsamlı olan öğretim programımızı uygularken bu gibi ilkelerin uygulanması ve kazanımlara yedirilmesi konusunda ne kadar başarılı olabiliyoruz, bu ayrı bir tartışma konusu.

Peki Dewey’nin yaklaşımı neden önemlidir?

Çünkü Dewey’nin eğitim anlayışı ve eğitime yaklaşımı değişen dünya ile uyumludur. Eğitim hayat boyu süren bir faaliyettir. Modern dünyada artık kendimizi gerek iş alanında gerekse özel alanlarımızda geliştirme ihtiyacı hissediyoruz ve bu ihtiyaç aslında bir yandan da zorunluluğa dönüşüyor. Ülkemizde en iyi üniversitelerden mezun, alanında en yetkin olmasını beklediğimiz insanlar bile ilk işlerine başladıklarında aslında o kadar da yeterli olmadıklarının farkına varıyorlar. Lisans mezunu olmak artık bazı işler için yeterli görülmeyip, bu durum yüksek lisans yapma zorunluluğu doğuruyor.  Hayatlarımızın internet ve Zoom’dan ibaret olduğu son bir senede, sürekli çeşitli platformlarda seminerler ve konferanslar düzenleniyor. Sürekli bir üretim ve bilgiyi paylaşma hali mevcut. İstediğimiz her konu ile ilgili araştırmalara, çalışmalara ve paylaşımlara çok rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Bu durum bireylerin ve toplumun gelişimi için aslında çok önemli. Burada geliştirilmesi gereken taraf şudur; yıllarca en verimli yaşların okullarda ve üniversitelerde geçtiğini göz önünde bulundurursak bu pratiklerin okul yaşamında öğrencilere kazandırılmaya başlanması gerekmektedir. Dünya’da teknolojik ve bilimsel gelişmelerin etkisiyle bazı mesleklerin içerikleri, tanımları değişmekte, yeni yeterlilikler aranmakta ve bazıları ise tarihe gömülmektedir. Eğitimin amacı öğrencileri hep bir sonraki aşamaya (lise-üniversite) hazırlamaya çalışmanın yanında, bu değişimleri takip etmelerini sağlamak, meslek tercihlerinin oluşmasına katkı sağlamak, kendilerini tanımaları için yeterli deneyimi onlara sunmak böylece kendileri ile ilgili gelecek fikirlerinin oluşmasına yardımcı olmaktır. Böylelikle okul yıllarında sadece sınavlara ve sınav başarısına odaklanmayıp, istedikleri mesleklerin gereklilikleri üzerine yoğunlaşıp, kendilerini geliştirebilecekleri alanlara yönelmeye başlayabilirler. Bu pratikler ne kadar erken yaşta kazandırılırsa, öğrencilere deneyim imkanı ne kadar erken yaşlardan itibaren sunulmaya başlanırsa, lise zamanına geldiklerinde ne istediklerini ve nasıl bir meslekte var olacaklarına karar verip, bilinçsiz bir şekilde sadece puanları tuttuğu için ilgi ve alakaları olmayan bölümlerde seneleri harcamayacaklardır. Ne istediğini bilen, kendini iyi tanıyan, yeterliliklerinin ve becerilerinin farkında olan insanlar yetiştirirsek, mesleğini ve yaptığı işi seven böylece verimli çalışan ve topluma katkısı olan, toplumu kalkındıran ve geliştiren bireyler de yetiştirmiş oluruz.

Kaynakça:

Facebook Yorumları

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.